Makale Detay:
 


Okulların açılışı münasebetiyle bir önceki haftada ilim – âlimden söz etmiştim ki; ilmin değeri ve öğretmenin münasebeti bilinmiş olsun. Bu makalemle de öğretmen, yazar ve hatip gibi âlimlerin asıl görevlerini beyan ederim.



Evet,  bu âlimlerin esas ve ilk görevleri insana, bahusus öğrenciye Allah’ı tarif etmek,  mantıkî örneklerle gözünün önüne getirmek suretiyle ‘Tevhit’ akidesini tecdit ederek kalbine zerk etmek ve mevcut inancını tazelemektir. Zira sadece ilim öğretmek kâfi gelmez, okuldan ateist /inkârcı çıkar ve inkârcının zararı hem dünyamıza hem ahiretimize dokunur. Evet, her zaman olduğu gibi bu gün de insanlık, diploma sahibi bir kısım inkârcıların dünyaya ithal ettikleri ateizmin sancısını çekiyor.



Binaenaleyh,  öğretmen eğitim dersi verirken önce burhan deliliyle Allah’ı (cc) öğrenciye tarif edecek. Mesela, masanın üstüne bir elma, bir salkım üzüm koyacak, öğrenciye, bu salkımı ve elmayı yaratanın kim olduğunu soracak, eğer öğrenci tabiat ve ya tesadüf derse, öğretmen mukni ifadeyle tasdik kapısını açacak ve diyecek ki:



Tabiat ilahî fabrikadır, aklı, fikri, iradesi, planı yok, bu salkımın, elmanın tadını, vitaminini, şeklini, besleyicilik vasfını ve ille-i ğaiyeyi ne düşünebilir ne planını çizebilir ne bunu yiyen insanın faydasını amaçlar. Tesadüf ise bu yaratıcılık nizamına tam yabancıdır, o da, bu salkım ve elmanın yaratıcısı olamaz.



Hulasa, tabiat denilen şey sadece Allah’ın tesis ettiği bir fabrika tipidir. Üzümün, elmanın yaratılışı fabrikanın parçaları olan suya, havaya, toprağa, güneşe ve bunların arasındaki münasebetlere bağlıdır.



Bunların yaratıcısı da ancak her şeyi bilen, her şeyin iptidai ve nihai durumunu müdrik olan yüce kudret ve merhamet sahibi Rahman ve Rahim olan Allah’ tır, Kuru ağaç ve üzüm fidanı değildir. Her şeyi buna kıyas et.



Keza öğrenciye şu soruyu sorar: Dünya güneşin etrafında iki devre dolaşır kısa devreyle gece- gündüzü meydana getirir, uzun devreyle mevsimleri meydana getirir.  Bu şaşmaz, harika tanzim, hesap- kitap ne tabiatın ne de tesadüfün eseri olamaz, ancak her şeyin hesabını, nizam intizamını bilen ve bir şeye muhtaç olmayan kudret sahibi olan Allahın sanatıdır.   



Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi her yaratık manay-ı ismiyle kendi başına tesmiye edilebilir, amma manay-ı harfiyle kendi başına yaratılmadığı, her şeyi bilen ve her şeye kudreti olan Allah’ın sanatı olduğu bilinir.



Ateist bir filozof imam Azam Ebu Hanife’ye üç itirazda bulunuyor: 1. Allah yok, var olsaydı, ben onu görecektim. 2. şeytan ateşten yaratılmışsa ateş ateşi yakmaz, nasıl cehennem ateşiyle yakılacaktır? 3. insanın elinde bir şey yok her şey Allahtan ise neden Allah suçluları cezalandırır?



İmam Azam o an elindeki kerpiçle teyemmüm alınma şeklini öğrenciye gösterirdi.



Hemen elindeki kerpici filozofun başına vurur başını yaralar, filozof kadıya imamı şikâyet eder.



İmam cevaben der ki: 1. sayın kadı,  bu filozofun başındaki acı görünür mü, bana gösterebilir mi? Gösteremez ama acı var, çünkü eseri var, öyle ise Allah’ı göremez ama Allah var, çünkü eserleri var. 2. kerpiç de topraktır, bu filozof da topraktan yaratılmıştır, toprak toprağa zarar veremez öyle ise acısı yok. 3. insanın elinde bir şey (cüz-i ihtiyari) yoksa suçlu ben değilim, kerpiçtir neden beni şikâyet eder?



HZ. İmam, filozofun bunun gibi tüm soru ve itirazlarını canlı misallerle cevaplayıp gösterdikten sonra filozof imanını tazeleyip Müslüman oluyor.



Evet,  öretmen de bu imam gibi ilim, irade ve imanla dolu olmalıdır ki öğrencisini ikna edebilsin.



 



Hakka namzet ol.  

Misafir Avatar
İsim
E-Posta
Başlık
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.