<div>Annemin anlattığı bir hikâye vardı.Çocukluğumun en parlak köşesinde durur hâlâ.Hikâyenin kahramanının bir takkesi olurdu.Öyle sıradan bir takke değil.Ne zaman başına taksa, görünmez olurdu.</div> <div>Annem anlatırken ben aslında dinlemezdim.Ben yaşardım o hikâyeyi.Kahraman bendim.Takkeyi başıma geçirirdim, kimse beni görmezdi.Sokaktan sessizce geçer, kalabalıkların arasından iz bırakmadan sıyrılırdım.Annem “o anda kimse onu fark etmedi” dediğinde, kalbim hızlanırdı.Çünkü anlatılan bendim.</div> <div>Hikâye uzundu, ayrıntısı çoktu.Ama hafıza acımasız.Çoğunu eledi.Geriye tek bir şey bıraktı:Görünmez olma fikri.</div> <div>İlkokula başladım.Bir, iki derken üçüncü sınıf.Yazılılar başladı.Sınıfta o sessizlik.Kalemin kâğıda sürtünme sesi.Bilmediğin bir soru, gözünün önünde büyürken öğretmenin bakışı.</div> <div>İşte tam orada o takke gelirdi aklıma.“Şimdi başımda olsaydı…”“Kimse görmezdi beni.”“Kitabı açar, bakar, yazar, sonra kapatırdım.”</div> <div>Bunu düşünürken bile içimde bir kıpırtı olurdu.Kalbim hızlanırdı.Sanki gerçekten takkeyi takmışım gibi.</div> <div>Hayal işte.Çocuk aklı.</div> <div>Yıllar geçti. </div> <div>Takke hiç olmadı. </div> <div>Olmadı ama isteği uzun süre kaldı.Mesele aslında görünmez olmak değildi.Mesele yakalanmamak da değildi.Mesele, eksik hissettiğin yerde kaybolma arzusuydu.</div>