Yeni bir eğitim-öğretim döneminin başındayız. Okullar yeniden öğrencileriyle buluşurken, ailelerin de kendi sorumluluklarını yeniden hatırlaması gereken bir döneme giriyoruz.
Çocuğu okula göndermek elbette bir sorumluluktur. Fakat eğitim sorumluluğu, çocuğu sabah okul kapısından içeri bırakmakla sona ermiyor.
Bazen çocuklarımızla ilgili yaşanan bir problem karşısında bütün beklentiyi öğretmene ve okula yöneltiyoruz. Oysa öğretmenin elinde bir sihirli değnek yok. Öğretmen, çocuğumuza bilgi verebilir, yol gösterebilir, rehberlik edebilir; fakat onun bütün hayatını tek başına şekillendiremez.
Çocuğun karakterinin oluştuğu ilk ve en önemli mektep ailedir.
Bir çocuğun hangi arkadaşlarla vakit geçirdiğini, kimlerle iletişim kurduğunu, hangi içerikleri takip ettiğini, neleri örnek aldığını bilmek yalnızca öğretmenin değil, öncelikle velinin sorumluluğudur.
Çünkü çocuklarımızın sadece notlarını değil, hayatlarını takip etmeliyiz.
“Derslerin nasıl?” sorusu kadar “Kimlerle arkadaşlık ediyorsun?”, “Bugün ne öğrendin?”, “Seni düşündüren ne oldu?” sorularını da sorabilmeliyiz.
Fakat burada başka bir meseleyi de konuşmamız gerekiyor.
Çocuklarımızı yetiştirirken onlara hayatın tek hedefinin iyi bir üniversite, yüksek bir maaş, makam, mevki veya kariyer olmadığını anlatmalıyız.
Elbette akademik başarı önemlidir. İyi bir eğitim, meslek sahibi olmak, üretmek ve hayata güçlü hazırlanmak kıymetlidir.
Fakat insanı yalnızca dünyevi başarıları üzerinden tanımlamak, eğitimin asıl gayesini eksik bırakır.
Çünkü bilgi insanı güçlü kılabilir; fakat ahlak, o gücü nasıl kullanacağını öğretir.
Bu nedenle normal eğitimin yanında manevi eğitim de ihmal edilmemelidir.
Çocuğumuza matematik öğretirken adaleti, tarih öğretirken sorumluluğu, fen bilimlerini öğretirken tefekkürü, hayatı öğretirken de vicdanı kazandırabilmeliyiz.
Bizim eğitim anlayışımızın merkezinde önce ahlak ve maneviyat olmalıdır.
Çünkü iyi bir diploma, iyi bir meslek ve iyi bir makam insanı başarılı gösterebilir. Fakat güzel ahlak, sorumluluk bilinci ve vicdan, insanı gerçekten değerli kılar.
Özellikle ortaokuldan itibaren çocuklarımıza sorumluluk vermeyi de öğrenmeliyiz.
Her problemini ailesinin çözdüğü, her yanlışının başkasına havale edildiği, her ihtiyacının anında karşılandığı bir çocuk yetiştirmek yerine; düşünebilen, karar verebilen, yaptığı davranışın sonucunu üstlenebilen, yanlışından ders çıkarabilen bireyler yetiştirmeliyiz.
Çünkü sorumluluk verilmeyen çocuk, sorumluluk sahibi bir yetişkine dönüşmekte zorlanır.
Aile çocuğun ilk öğretmeni, okul ikinci mektebi, öğretmen ise bu yolculuğun önemli rehberlerinden biridir.
Dolayısıyla eğitimde başarıyı yalnızca okuldan bekleyemeyiz.
Aile üzerine düşeni yapacak, öğretmen rehberlik edecek, okul eğitim verecek, çocuk da sorumluluk alacak.
Ancak bu dört unsur birlikte hareket ettiğinde gerçek anlamda bir eğitimden söz edebiliriz.
Bugün çocuklarımızın yalnızca gelecekte ne olacağını değil, nasıl bir insan olacağını da düşünmek zorundayız.
Çünkü mesele sadece çocuklarımızı geleceğe hazırlamak değildir.
Mesele, geleceği emanet edeceğimiz çocuklarımızı da iyi yetiştirmektir.
Ve belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuğumuzun geleceği için ne kadar kaygılanıyoruz; peki karakteri, ahlakı ve manevi dünyası için ne kadar emek veriyoruz?