Zeytin ağacı,
Hayata en çok tutunanlardan.
Küçük ama sapasağlam bir ‘’Cep Herkülü’’
Her daim güven veren, sessiz ama güçlü!
Birkaç yıl önce bizim meydanda minik birer fidandılar. Aralarında yakıcı yaz sabahlarına biraz olsun serinlik veren ferahlık şırıltısı bir çeşme, önlerinde kocaman bir reklam panosu… keşke onun yerinde bir ağaç gölgesi olsaydı diye düşündüğüm. Ne mutlu ki özenle bakıldı fidanlarımıza. Onları dondurucu soğuklarda bir koza gibi sarmalayan ve kavurucu sıcaklarda suya doyuranların ellerine, emeklerine sağlık!
Neden bu kadar çok seviyorum bu zeytin ağaçlarını etraftaki canlılara yuva oldukları için mi sadece? Zeytin ağaçlarının gövdelerini, çok güçlü birer kol olarak görürüm hep, çok ama çok sevdiğim bir arkadaşım dalgın yolda yürürken koluma sımsıkı girip de bana sarılıvermiş gibi.
Ne güzel her yere binlerce fidan dikildiğini müjdeliyor tüm şehir haberleri ancak gerekli özeni gösteremediğimizde o büyük umutlarla, okul okul kol kola verip diktiğimiz fidanlar büyüyemeden kuruyup gitmekte yangın sonrası gibi.
Çocuklarımız, canlarımız evet onlar da birer fidandılar, tohumdular, paskalya yumurtaları gibi renk renk, biçim biçim, geleceğimizdi onlar…
Bayramlarda sokaklarda ışıl ışıl, pirüpak, neşeli, kocaman gülümseyişli, cennetin eşsiz çocukları!
Neler oldu?
Neler oldu da sevgimiz dolaşamadı özsularında, çorak topraklarımızda kök salamadılar bizde ve hayatta? Avuçlarımızdaki o parlak, siyah ekranlar, fidanlarımızın ruhlarını vakumlayıp emerek içine çekti, söküldü ruhları kanayarak bedenlerinden. Kurtaramadık, hayaldi kimileri için artık hayata tutunmak. Onların yerine ölüme siper olsak bile, nabızsız bedenleri kaldı ellerimizde. Sevemedik en güzel haliyle, insanlık adına cesaretli, ışıklı bir yol olamadık sevdiklerimize. İnsan ne yapabilir ancak dehşetle çıldırabilir olana bitene.
Çekip gidiverdi kırlangıçlar…
Ey Hayat! Bağrımıza bastıklarımızı da toprağa vermeyi öğrettin bizlere iyi ya da kötü pek çok şeyi öğrettiğin gibi ancak biliyor musun şimdiye kadar yüzlerce öğretmenim oldu beni hayata hazırlayan, okullarımda ve hastanelerimde ailem olan. Aramasam da, sormasam da yolumu ışıklandıranları, ruhumun ve zihnimin telefonundan hep arar sorarım onları. Evrenin sonsuzluğunda kocaman buketler, selamlar, sevgiler, dualar gönderirim onlara büyük bir minnetle bunu hiç bilmeseler bile. Teşekkürler hepsine sevgiyle!
Dileğim; üzerini kapata kapata gitmeden çözebilmek sorunları, sağaltabilmek acıları.
Yavru karıncanın ailesinin büyüklüğü karşısında o delice coşkusunu saklayamayan ve derhal karınca ailesinin kimlerden oluştuğunu hiç tanımadığı birine güvenle ve sevgiyle anlatmaya başlayan o güzel çocuk!
Sana öpücük ötüşlü kuş sesleri, mis gibi bahçe ve lavanta kokuları, çilek tadı, bol güneş, sıcacık kucaklaşmalar… ve tüm çocuksu eğlenceler arasında sorumluluk sahibi, özgürlüğünün sınırlarını ve haddini bilen bir Sevgi bırakmak isterim!
Hadi gel!
Birlikte tutunalım hayata!