<div>Silah seslerinin gündelik hayatın bir parçası hâline gelmeye başladığı bir toplumda, artık hiçbirimiz gerçekten güvende değiliz. Eskiden silahlı saldırılar duyulduğunda insanlar bunun belli çevreleri ilgilendirdiğini düşünürdü. Oysa bugün yaşananlar bunun tam tersini gösteriyor. Artık sokakta yürüyen bir gazeteci, evine ekmek götürmeye çalışan bir işçi, okul yolundaki bir öğrenci, alışveriş yapan bir anne ya da hiçbir olayla ilgisi olmayan sıradan bir vatandaş, rastgele sıkılan kurşunların hedefi olabiliyor. İşte Diyarbakır’da meslektaşımız Gazeteci Mürsel Acay’ın hiçbir ilgisinin bulunmadığı bir silahlı saldırının ortasında kalarak yaralanması, hepimizin üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken acı bir gerçeği yeniden gözler önüne serdi.</div> <div>Bu olayın ardından son yıllarda bölge basınının en etkili meslek kuruluşlarından biri hâline gelen Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin yaptığı açıklama, sıradan bir basın duyurusu değil, adeta bir toplumsal manifesto niteliği taşıyor. Cemiyet Başkanı Felat Bozaslan’ın imzasını taşıyan açıklama, yalnızca bir gazetecinin uğradığı saldırıyı kınamakla kalmıyor; giderek büyüyen bireysel silahlanmaya, organize suç örgütlerine, çeteleşmeye ve sokaklarda artan şiddete karşı toplumun tüm kesimlerini ortak mücadeleye davet ediyor. Böylesine kapsamlı, cesur ve sorumluluk sahibi bir açıklamanın kamuoyunda geniş yankı uyandırması son derece sevindiricidir.</div> <div>Aslında dile getirilen sorunlar yalnızca Diyarbakır’ın sorunu değildir. Ne yazık ki Batman başta olmak üzere Güneydoğu’nun birçok kentinde benzer olaylar yaşanıyor. Son yıllarda haber bültenlerini açtığımızda ya da sosyal medyaya göz attığımızda neredeyse her gün silahlı kavga, husumet, çete hesaplaşması veya maganda kurşunuyla yaralanan insanların haberleriyle karşılaşıyoruz. Üstelik bu kurşunlar artık hedef seçmiyor. Çocukları, kadınları, sağlık çalışanlarını, gazetecileri, esnafı ve tamamen masum vatandaşları da vuruyor. Bunun adı artık sadece asayiş sorunu değildir; doğrudan doğruya toplumun yaşam hakkını tehdit eden ciddi bir güvenlik meselesidir.</div> <div>Belki de Felat Bozaslan’ın açıklamasındaki en çarpıcı cümle şuydu: “Bugün Mürsel Acay yaralandı, yarın aynı kurşun herhangi birimizin evladına, eşine, kardeşine ya da kendisine isabet edebilir.” Bu sözler, aslında hepimizin gerçeğini anlatıyor. Çünkü hiç kimsenin “Bana bir şey olmaz.” deme lüksü kalmadı. Sokakta yürürken, parkta otururken, çocuğunu okuldan alırken ya da aracında seyahat ederken nereden geleceği belli olmayan bir kurşunun hedefi olma ihtimali, çağdaş bir hukuk devletinde kabul edilebilecek bir durum değildir.</div> <div>Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin sıraladığı beş maddelik talep de son derece makul ve uygulanabilir önerilerden oluşuyor. Ruhsatsız ve kontrolsüz bireysel silahlanmaya karşı daha caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalı, organize suç örgütleri ve çetelere yönelik mücadele kararlılıkla sürdürülmeli, yasa dışı silah ticaretinin önüne geçilmesi için denetimler artırılmalı, yargı ile güvenlik birimleri tam bir koordinasyon içinde çalışmalı ve vatandaşların korkmadan yaşayabilecekleri şehirler oluşturulmalıdır. Bunlar yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tamamının ortak talepleridir.</div> <div>Benim tek temennim, bu önemli açıklamanın sadece Diyarbakır ile sınırlı görülmemesidir. Keşke açıklamada Batman, Mardin, Şanlıurfa, Şırnak, Siirt ve bölgedeki diğer illerin de adı özellikle anılsaydı. Çünkü yaşanan tehlike ortaktır. Sorun yalnızca bir şehrin değil, bütün bölgenin ve aslında ülkemizin sorunudur. Aynı acılar farklı şehirlerde tekrar yaşanırken sessiz kalmak çözüm değildir.</div> <div>Şimdi yapılması gereken, bu açıklamanın raflarda kalmasına izin vermemektir. Merkezi idarenin, valiliklerin, emniyet teşkilatlarının, yargının, belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların ortak bir irade ortaya koyması gerekiyor. Çünkü güvenli sokaklar yalnızca güvenlik güçlerinin değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.</div> <div>Unutulmamalıdır ki bir toplumda insanlar evlerinden çıkarken can güvenliklerinden endişe etmeye başlamışsa, orada sadece birkaç kişinin değil, bütün toplumun huzuru yara almış demektir. Bugün Mürsel Acay’ın yaşadığı talihsiz olay belki de hepimize verilmiş son uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumalı, ruhsatsız silahlara, çetelere ve şiddeti normalleştiren anlayışa karşı ortak ses yükseltmeliyiz. Çünkü suskunluk, şiddetin en büyük cesaret kaynağıdır. Sokaklar korkunun değil, huzurun; silahların değil, çocukların sesinin yankılandığı güvenli yaşam alanları olmak zorundadır.</div> <div>Hoşça kalınız.</div>