Değerli dostlarım!. Bu gün sizin le modern dönemin en yaygın iletişim araçlarından olan sosyal medyayı konuşmak istiyorum. Günümüzde sosyal medya, sadece bir iletişim aracı olmaktan çıkıp modern zamanların "panayır yerine" dönüştü. Ancak bu panayırda sergilenen şey artık eşyalar değil; bizzat insan onuru ve aile mahremiyetidir.
Mahremiyetin İflası ve "Tık" Uğruna Feda Edilenler
Eskiden "ev hali" diye bir kavram vardı; dört duvar arasında kalan, sadece aile fertlerinin bildiği o sıcak ve dokunulmaz alan. Şimdilerde ise bakıyoruz ki; yatak odalarından mutfaklara, en özel anlardan en kişisel hallere kadar her şey birer "içerik" malzemesi olmuş. Sırf üç-beş beğeni fazla gelsin, takipçi sayısı artsın ya da platformlardan üç-beş kuruş para gelsin diye eşini, çocuklarını ve tüm özel hayatını milyonların önüne seren bir kitle türedi.
Buradaki en büyük çelişki ise bu kişilerin dışarıdaki sahte "delikanlılık" rolleri. Sokakta yürürken kazara eşinin tarafına biri baksa "Namusuma yan bakıldı" diye ortalığı birbirine katan, kırmızı ışıkta bakışlardan nem kapan bu tipler; iş dijital dünyaya gelince eşlerini kendi elleriyle görücüye çıkarıyor. Sormak lazım: Sokaktaki tek bir gözden sakındığın mahremiyetin, ekran arkasındaki milyonlarca göze helal mi kılındı? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Sadece mahremiyet değil, inançlarımızın içi de boşaltılıyor. Mütevazı, değerlerine bağlı ailelerin çocukları; sistemin "gelinlik" adı altında pazarladığı o süslü, gösterişli ve aşırıya kaçan akımlara kurban ediliyor. Küçük yaşlardan itibaren maneviyatla büyüyen gençlerimiz, gelinlik firmalarının sayfalarında birer "reklam objesi" haline getiriliyor. Allah rızası için soruyorum: Biz evlatlarımızı, birilerinin sayfasında binlerce tık alsınlar diye mi yetiştirdik?
Yozlaşma sadece ekranda değil, düğün süreçlerimizde de tam gaz devam ediyor. Gençleri evlendirirken üzerlerine yüklediğimiz o ağır yükler; yarım kilo altınlar, en lüks mobilyalar, perde-halı yarışı ve şatafatlı davet evleri... Kısacası, evliliği bir "yuva kurmak"tan çıkarıp bir "ticari yatırım ve gösteriş yarışı"na çevirdik. Bu kadar masraf, bu kadar israf ve bu kadar gösteriş merakı bizleri İslam’dan ve insani değerlerden uzaklaştırdı.
Gençlerimizi elimizden kaçırıyoruz. Onları örf ve adetlerimize, inancımızın sadeliğine göre değil; sistemin tüketim çılgınlığına göre evlendiriyoruz. Sonuç ise mutsuz yuvalar ve borç içinde yüzen, değerlerini yitirmiş bir nesil.
Eğer çocuklarımıza, ailemize ve mahremiyetimize bugün sahip çıkmazsak; yarın dönecek bir "evimiz" kalmayacak. Balık baştan kokar derler; vakit geç olmadan değerlerimize dönmeli, bu dijital ve maddi esaretten kurtulmalıyız.
Geçmiş olsun dememek için, kendimize gelme vaktidir.