<div>Manevi iklimin doruğa ulaştığı Ramazan-ı Şerif ayına bizleri yeniden kavuşturan Yüce Allah’a ne kadar hamd ve şükür etsek azdır. O Rabbimiz ki bizlere sayısız nimetler ihsan etmiş, insanoğlunu mahlukatın en şereflisi kılmıştır. Bu büyük lütuf karşısında kulun en temel vazifesi, Rabbine kullukta sadakat göstermesidir.</div> <div>İslam dini’nin her emri ve her uygulaması, insanı maddi ve manevi huzura ulaştırmayı hedefler. Mensubu olduğumuz Din-i Mübin-i İslam, insanı fıtratına uygun bir sistemle yaşatmayı, onu hem dünyada hem ahirette izzet ve saadete ulaştırmayı amaçlar. İnsanlık, gerçek huzuru ancak bu ilahi sistemle bulabilir. İşte bu sistemin en müstesna ibadetlerinden biri olan oruç ayına Çarşamba günü akşam ilk teravih ve ilk niyetimizi getirmekle başlayacağız inşaallah.</div> <div>Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 183)</div> <div>Bu ilahi hitaba muhatap olmak ve Rabbimizin emrine teslimiyet göstermek, mümin için büyük bir şeref ve onurdur. Oruç, sadece aç ve susuz kalmak değil, takvaya ulaşma yolunda bir terbiye, bir arınma ve bir kulluk eğitimidir.</div> <div>Ramazan ayı, aynı zamanda hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu mübarek aydır. Bu ayda müminler olarak her zamankinden daha fazla Rabbimize yönelmeli, “11 ayın sultanı” olan bu mübarek zamanı ihya etmek için gayret göstermeliyiz. Sahabe efendilerimiz Ramazan’ı büyük bir özlemle beklerlerdi. Nitekim Hz. Ömer’in, (r.a) “Ramazan geliyor diye sevinmek imandandır.” sözü, bu ayın mümin gönüllerdeki yerini en güzel şekilde ifade etmektedir.</div> <div>Hicretin ikinci yılında farz kılınan oruç, hem maddî hem manevi birçok hikmet ve fazileti içinde barındırmaktadır. Başıboş yaratılmayan insanoğlu, öncelikle Yüce Allah’a kulluk bilinciyle oruç tutmalıdır. Çünkü yeri, göğü ve içindekileri yaratan Rabbimize karşı sorumluluklarımız vardır. Oruç, bu sorumluluğun şuuruna varmamızı sağlayan en güçlü ibadetlerden biridir.</div> <div>Ramazan ayı, ümmet bilincini diri tutan eşsiz bir mevsimdir. Doğuda ya da batıda, farklı coğrafyalarda yaşayan Müslümanlar aynı duygularla sahura kalkar, aynı vakitte iftar eder, aynı heyecanla teravih safında buluşurlar. Bu manevi atmosfer, ümmet olma şuurunu güçlendirir, kalpleri birleştirir.</div> <div>Sene boyunca aynı tempoda süren sosyo-kültürel hayat, Ramazan’la birlikte adeta yenilenir. Müslüman toplum, bakıma alınmış bir fabrika gibi hem tefekkür ve zikirle, hem de fiziki olarak vucununu arındırmakla maddi ve manevi kazanımlar elde eder.</div> <div>Manevî Değişim: Ramazan ayında birçok Müslüman, yıl içinde ihmal ettiği ibadetlerine yeniden sarılır. Namazlar daha titizlikle eda edilir, cemaat şuuru artar, teravih namazları camileri doldurur. Kur’an-ı Kerim daha çok okunur, hatimler yapılır. Zikir, tesbih ve dualar artar.</div> <div>İnsan, kalbinde taşıdığı kötü niyetleri temizlemeye gayret eder, kırgınlıkları gidermeye, gönül almaya çalışır. Zekat, Fıtır sadakası ve yapacağı iyiliklerle yetimlere, yoksullara merhamet ve şefkat gösterilir. Adalet duygusu güçlenir, haksızlığa karşı hassasiyet artar. Mümin, iradesine hakim olmayı öğrenir, öfkesini kontrol eder, ahlakını güzelleştirmeye çabalar. Kısacası Allah’ın rızasını kazandıracak fiil ve davranışlara daha fazla yönelir.</div> <div>Maddi Değişim: Ramazan ayının beden üzerindeki etkileri de dikkate değerdir. Yıl boyunca sürekli çalışıp yorulan mide, bu ayda adeta dinlenir. Beden, ölçülü bir disiplinle yeniden denge kazanır. Bununla birlikte toplumda suç oranlarının ve kavgaların azalması, insanların daha sabırlı ve anlayışlı davranması da Ramazan’ın sosyal hayata yansıyan bereketlerindendir. Açlık ve susuzluk tecrübesi, insanı empatiye sevk eder, yoksulun halini daha iyi anlamasını sağlar.</div> <div>Ramazan, Müslümanın yaşayışını adeta İslamlaştırır. Oruç tutan mümin, nasıl ki yeme ve içmede nefsini kontrol altına alıyorsa, aynı şekilde heva ve heveslerini de dizginlemeyi öğrenir. Oruç sadece aç kalmak değildir, gözünü, dilini, kalbini ve tüm azalarını haramdan korumaktır. Hadis-i şerifte bildirildiği üzere: “Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz. Geceleri nice namaz (teravih ve teheccüd) kılanlar vardır ki namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mace, Siyam, 21) Bu sebeple oruç, dilimizi yalandan, kalbimizi kötü düşünceden, davranışlarımızı zulümden arındırma vesilesi olmalıdır.</div> <div>Bugün coğrafyamız fitne ve musibetlerle imtihan edilmektedir. Zulüm, gözyaşı ve karışıklıkların yaşandığı bu dönemlerde Ramazan ayı, ümmet için bir diriliş vesilesi olmasını umuyoruz. Dualarımız ve yakarışlarımızla, bu mübarek ay hürmetine Müslümanların yeniden İslam’ın öz şuuruna erişmesini niyaz ederiz. Bu mübarek ayı gafletle değil, bilinçle, alışkanlıkla değil, ihlasla, şeklen değil, ruhen yaşayabilmeyi nasip etsin.</div> <div>11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’imiz mübarek olsun.</div>