USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

EMPERYALİZMİN YENİ SÖMÜRGESİ: VENEZUELA

EMPERYALİZMİN YENİ SÖMÜRGESİ: VENEZUELA

Tarih boyunca sömürgecilik, biçim değiştirerek varlığını sürdürmüştür. Dün askeri işgallerle yapılan sömürü, bugün “demokrasi”, “insan hakları”, “serbest piyasa” ve “güvenlik” söylemleriyle yürütülmektedir. Emperyalist ülkeler ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri, petrol ve yeraltı zenginliklerine sahip ülkeleri onlarca yıldır sistemli biçimde sömürmüş ve bu düzen günümüzde de farklı araçlarla devam etmektedir.  Son olarak ABD’nin daha önce siyasi ve ideolojik iç karışıklıklar ile içerden aldığı desteklerle altyapısını hazırlamış olduğu ve istediği gibi at koşturabilecek duruma getirdiği Venezuela’ya bir eşkıya filmini aratmayan operasyonla devlet başkanı Nicolas Maduro’yu bir gece baskınıyla kaçırarak dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinden birine sahip olan ülkeyi sömürmek için harekete geçmiştir. Tıpkı Irak’ta ve birçok ülkede olduğu gibi herkes biliyor ki mesele ne demokrasi nede özgürlük, mesele ben ne dersem o olur meselesidir.

Venezuela, son otuz yılda yalnızca bir ekonomik kriz ülkesi değil aynı zamanda küresel güç mücadelesinin açık bir sahnesi haline gelen zengin petrol rezervleri, stratejik konumu ve Latin Amerika’daki ideolojik kırılmalar, Venezuela’yı emperyal politikaların hedef tahtasına oturtmuştur. Fırsat kollayan ABD, 2026 yılının ilk haftasında harekete geçerek kapitalizmin dişini göstermeye çalışmıştır. Nitekim Nicolas Maduro’yu gece eşofmanıyla kaçırıp geceliklerle iki askerin adeta eşkıya yakalamış gibi koluna girmiş şekilde çekilen fotoğraflarını dünyaya servis etmesi diğer ülkelerin devlet başkanlarına korku ve gözdağı vermekten başka bir şey değildir. ABD, lisan-ı hal ile şöyle demektedir: Kapitalist sisteme entegre olmayan liderin sonu bu şekilde olacaktır.

ABD, klasik sömürgeciler gibi doğrudan bayrak dikmek yerine daha sofistike yöntemler kullanmaktadır. ABD müdahalelerini her zaman olduğu gibi “demokrasi”, “insan hakları” ve “özgürlük” söylemleriyle süslemektedir. Çok uluslu petrol ve maden şirketleri, askeri üsler ve güvenlik anlaşmaları, IMF ve Dünya Bankası üzerinden borçlandırma, ambargolar ve ekonomik yaptırımlar, medya ve algı operasyonlarıyla ülkelerin yeraltı zenginliklerini ucuz fiyatlarla çıkartıp dünya pazarına satmakla ekonomisini güçlendirmektedir.

Emperyalist ülkeler ve ABD, petrol ve yeraltı kaynaklarına sahip ülkeleri dün sömürdü, bugün sömürüyor ve mevcut sistem değişmedikçe yarın da sömürmeye devam edecektir. Daha ABD’nin Maduro’yu kaçırmasının üzerinden yirmi dört saat geçmeden diğer bir emperyal ülke olan Fransa, Burkina Faso ülkesinde bir darbe girişiminde bulundu. Kan kokusu alan köpek misali petrol kokusu alan bu sistemler kendilerini efendi diğer insanları’da köle gibi görüyorlar. Sorun kaynak zenginliği değil; bu zenginlikleri gasp etmeyi meşru gören küresel adaletsiz düzendir. Bu düzene hep beraber karşı çıkılmadıkça Allah’ın verdiği nimetlerin yüzde sekseni yüzde yirmilik kesime gidecektir.

Yeni dünya düzenini kendine göre dizayn eden ve şekillendiren ABD ve diğer emperyal güçler yıllarca Ortadoğu coğrafyasında farklı ırklara mensup halkları birbirine düşman ederek, siyasi muhalifleri deftekleyip hükümetleri zayıflatarak, aileleri parçalayarak, değerleri yok ederek hem coğrafyadaki rezervleri sömürmüş hem de islamiyeti zayıflatmaya çalışarak iki kazanç elde etmeye çalışmıştır. Emperyalist sistem dünyanın bütün ülkelerinde görünmeyecek bir şekilde bazı muhalifleri destekleyerek, bazı dernek, vakıf ve stk’lara kaynak sağlayarak, kadın üzerinden demogoji yaparak ve gençleri inanç ve kültüründen uzaklaştırarak demokrasi adı altında ülkedeki iradeyi zayıflatmayı planlamakta ve nihayetinde sömürmeyi hedeflemektedir.

Emperyalist zihniyet, her şeyi güç ve silah üzerinden okur. Daha çok bomba, daha gelişmiş füze ve daha büyük ordularla her coğrafyanın teslim alınabileceğini düşünür. Ancak Gazze’de hesap edemedikleri bir gerçek vardı “İmanla beslenen bir irade, teknolojiden daha güçlüdür” Kadınların, çocukların ve yaşlıların dahi direnç gösterdiği bir toplum karşısında askeri üstünlük anlamını yitirmiştir.

Tıpkı Gazze’nin askeri gücü ve halkı gibi İslam coğrafyasının bütün liderleri, ne iradelerini nede ülkelerindeki bir çöpü bile emperyalistlere teslim etmemelidirler. Nasıl ki örneğimiz ve önderimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ve sahabeleri kendi dönemlerinin emperyalistleri olan Ebu Leheb ve Ebu Cehil’e karşı dik durmuşlarsa bugünde İslam alemi ABD ve diğer kapitalist ülkelere karşı dik durmalı ve mücadele etmelidir. Sefer bizden zafer Allah’tandır.

Bugün Venezuela’ya uygulanan senaryolar, yarın başka ülkelere farklı isimlerle dayatılabilir. Bu nedenle mesele, bir ülkenin değil; bağımsızlık, adalet ve halk iradesinin meselesidir.

Bütün bu dünyevi güçlere rağmen Gazze’nin alınamaması, emperyalizmin mutlak güç olmadığının ispatıdır. Bu, yalnızca Gazze için değil dünyadaki tüm mazlum halklar için bir umuttur. Gazze, şunu haykırmaktadır: Bir olun, Allah’a ram olun ve teslim olmayın.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ