<div>Yaklaşık kırk yıl öncesinden bahsediyorum…Çocukluk yıllarımın o sade, samimi ve bereketli günlerinden.</div> <div>Yaz aylarında biz de oruç tutardık. Küçük yaşımıza rağmen Ramazan’ın heyecanını, iftarın sabırsızlığını ve sahurun bereketini bütün kalbimizle yaşardık. Fakat o zamanlar bugünkü gibi imkânlar yoktu. Mahallemizde neredeyse hiçbir evde buzdolabı bulunmazdı.</div> <div>Koca mahallede sadece iki evde buzdolabı vardı.O evlerin sahipleri dondurucu kısmına buz koyarlardı. Akşama doğru biz çocuklar küçük kaplarımızı alır, umutla o evlerin kapısını çalardık. Eğer buz kalmışsa bize de bir parça verirlerdi. Biz de o buzları büyük bir sevinçle eve getirir, suyu ve ayranı onunla soğuturduk. İftar vakti geldiğinde o buzla serinletilmiş suyu içmek bize dünyanın en güzel nimeti gibi gelirdi.</div> <div>Elbette iki buzdolabı koca mahalleye yetmezdi. Çoğu zaman buz bulamazdık. İşte o zaman başka bir çareye başvururduk.</div> <div>Mahallenin yukarı tarafında bulunan Helkız Dağı’nın eteklerine doğru yürürdük. Yaz mevsimi olmasına rağmen dağın bazı yerlerinde hâlâ kar kalırdı. Çünkü o yıllarda kışlar çok çetin geçer, kar metrelerce yağardı. Öyle ki iki katlı evimizin birinci katı çoğu zaman kış boyunca karla kaplanırdı. Biz çocuklar damdan aşağıya doğru karlara atlar, saatlerce oynardık.</div> <div>Karın bu kadar çok yağdığı yıllarda elbette çığlar ve seller de olurdu. Bazen çığlar evleri sürükler, insanların canını alırdı. Hatta o dönem bazı bölgeler afet bölgesi ilan edilmişti. Bugün toplu konut olarak gördüğünüz eski evlerin bir kısmı, o zamanlar çığ nedeniyle evleri yıkılan ailelere devlet tarafından yapılan konutlardır.</div> <div>İşte o çok kar yağışlı yılların bir sonucu olarak yaz aylarında da dağların eteklerinde çığdan kalan karlar bulunurdu. Biz de akşama doğru yaklaşık iki saat yürüyerek o bölgelere gider, iftar için kar getirirdik.</div> <div>Getirdiğimiz karı özellikle ayranın içine koyardık. O ayranın soğukluğu ve lezzeti hâlâ damağımda durur. İftar vakti geldiğinde o buz gibi ayranı içmek, gün boyu tuttuğumuz orucun ardından tarif edilemez bir ferahlık verirdi.</div> <div>Eskiden insanlar içeceklerini soğutmak için kar ve buz kütlelerinden faydalanırlardı. Hatta yaz aylarında dağlardan kar getirip satarak geçimini sağlayan pek çok insan vardı. Bunlardan biri de benim amcam Hacı Süleyman idi.</div> <div>Amcam gençlik yıllarında Helkız Dağı’nın eteklerinden kar keser, katırlara yükler ve Sason çarşısına getirip satardı. Onun sermayesi kardı. Ama bu öyle bir sermayeydi ki beklemeye gelmezdi. Çünkü kar, güneş altında durdukça erir giderdi.</div> <div>Bu yüzden amcam sabah erkenden çarşıya iner, karını bir an önce satmaya çalışırdı. Çünkü sermaye eriyordu.</div> <div>İşte bu hatıraları düşünürken aklıma eski büyüklerimizin anlattığı “sermayesi eriyen adam” kıssası geldi.</div> <div>Bir kısım rivayetlerde bunun büyük veli Cüneyd-i Bağdadi zamanında geçtiği anlatılır. Bazı kaynaklarda ise büyük müfessir Fahreddin er-Razi tarafından aktarıldığı söylenir.</div> <div>Fahreddin er-Râzî, **Asr Suresi**nin anlamını anlatırken şöyle bir olaydan bahseder:</div> <div>Bir gün pazarda buz satan bir adam yüksek sesle şöyle bağırıyordu:</div> <div>“Sermayesi eriyen bu adama merhamet edin!”</div> <div>Bu sözü duyunca Fahreddin er-Râzî şöyle demiştir:“İşte bu söz Asr Suresi’nin anlamını açıklıyor. Çünkü insana verilen ömür, güneşin altında eriyen bir buz gibi hızla tükenmektedir.”</div> <div>Bu kıssanın daha geniş şekli ise **Mesnevi**de anlatılır.</div> <div>Bağdat’ta kavurucu bir Ağustos sıcağı vardı. Çarşı kurulmuş, alışveriş başlamıştı. Bir adam yüksek dağlardan getirdiği buzları satıyordu. Fakat o gün satış pek iyi gitmiyordu. Güneş yükseldikçe buzlar erimeye başlamıştı.</div> <div>Adamın tek sermayesi o buz kalıplarıydı. Onların gözlerinin önünde eridiğini görmek adamın yüreğini yakıyordu. Dayanamadı ve yüksek sesle bağırmaya başladı:</div> <div>“Sermayesi tükenen bu fakirden buz alan yok mu?”</div> <div>Tam o sırada oradan talebeleriyle birlikte geçmekte olan büyük veli Cüneyd-i Bağdadî bu sözleri duydu. Birden durdu. Olduğu yere çöktü. Başını ellerinin arasına aldı.</div> <div>Talebeleri telaşlandı.“Hocam ne oldu?” diye sordular.</div> <div>Cüneyd-i Bağdadî buz satan adama bakarak şöyle dedi:</div> <div>“Bu sözler beni sarstı. Çünkü eriyen sadece buzlar değil… aynı zamanda ömrümüzdür.”</div> <div>Sonra talebelerine dönüp şöyle devam etti:</div> <div>“Sıcak nasıl adamın buzlarını eritiyorsa, zaman da bizim ömrümüzü eritiyor. Saniye saniye, dakika dakika ömür sermayemiz tükeniyor. İnsanın en değerli sermayesi ömrüdür. Eğer onu Allah yolunda değerlendirirsek kâr ederiz. Yoksa satılmadan eriyen buzlar gibi ömrümüz de boşa gider.”</div> <div>Talebeler bu sözlerden çok etkilenmişti. Hepsi derin bir düşünceye dalarak yollarına devam ettiler.</div> <div>Gerçekten de insan bir yolcudur.Asrın aliminin dediği gibi:</div> <div>“İnsan bir yolcudur. Çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre ve oradan ebede doğru yolculuğu devam eder.” (Mesnevi-i Nuriye)</div> <div>“Çünkü ömür sermayesi azdır, yapılacak işler ise çoktur.” (Şualar)</div> <div>Bugün geriye dönüp baktığımda çocukluğumuzun o karları, o uzun yürüyüşleri ve iftar sevinçleri gözümde bir film gibi canlanıyor.</div> <div>Ama bir gerçek var ki o da şu:</div> <div>Nasıl ki güneş altında kar eriyorsa,nasıl ki pazardaki buzlar yavaş yavaş yok oluyorsa,bizim ömür sermayemiz de aynı şekilde eriyip gidiyor.</div> <div>Bir gün hepimiz Azrail (a.s.) ile baş başa kalacağız. O zaman kendimize şu soruyu sormayacak mıyız?</div> <div>“Eriyen bu ömür sermayesini gerçekten değerli işlerde mi kullandım?Yoksa buz gibi eriyip gitti mi?”</div> <div>Şimdi mübarek Ramazan ayındayız.</div> <div>Bu ay, ömür sermayesini en güzel değerlendirme zamanıdır.</div> <div>Acaba bu Ramazan’da kalbimize ne koyuyoruz?Hangi iyilikleri biriktiriyoruz?Bu ay bizi gerçekten ihya ediyor mu?</div> <div>Yoksa Ramazan da diğer zamanlar gibi sessizce geçip gidiyor mu?</div> <div>Ömür eriyor…Zaman akıyor…</div> <div>Gelin bu Ramazan’ı fark ederek yaşayalım.</div> <div>Belki de en büyük kazanç,eriyen ömür sermayesini ebedî hayata dönüşecek amellere çevirebilmektir.</div> <div>Selametle kalın.</div> <div> </div>