<div><strong>Florence Nightingale ve şefkatin savaşa karşı direnişi</strong></div> <div><strong> </strong></div> <div>Üsküdar Selimiye Kışlası’ndaki dört kulenin en yüksek olanının penceresinden Boğaz’ın sularına,</div> <div>denizin en derinlerine dikmiş gözlerini…</div> <div>Bulutlar geçerken bazen bembeyaz, pamuk pamuk</div> <div>Yunuslar şeklinde, pofuduk pofuduk</div> <div>Bazen güneşin pembe yansımalarıyla birer pamuk şekeri</div> <div>Yüzyıllardır olduğu gibi göz kamaştırıcı; ışıl ışıl, pırıl pırıl deniz…</div> <div>Martılar da öyle delice delmiyorlar denizi; sakince süzülüyorlar semalarda.</div> <div>Biraz olsun dinleniyor bedeni ve ruhu işte o zamanlarda.</div> <div> </div> <div>Ancak bugün hem deniz hem de gökyüzü bürünmüş grinin en koyu tonlarına.</div> <div>Sanki birbirlerine ayna…</div> <div>Fırtınalar kopuyor.</div> <div>Dalgalar birbirine kulaç atıyor, tokat atıyor.</div> <div>Deniz kızgın, gökyüzü kırgın.</div> <div>Martılar çığlık çığlığa saldırıp duruyorlar denize, gemilere, savaş gemilerinin güvertesine…</div> <div>Gemiler…</div> <div>Savaş gemileri dedik ama öyle saldırmaya gelmemişler henüz Boğaz’a.</div> <div>Kırım’dan dönüyorlar.</div> <div>Osmanlı, İngiltere ve Fransa bu savaşta birer müttefik o ara.</div> <div>Gemiler de savaşın yolcularını, yılgınlarını, kırık döküklerini, yaralılarını getiriyor kışlaya.</div> <div>Bezgin bir geminin kendisini de getirdiği gibi bu kıyıya…</div> <div>Florence…</div> <div>Şimdi onların ölgün, bitkin, tükenmiş; üniformaları kana ve çamura boyanmış hâllerini izliyor.</div> <div>Tanrı’nın emriyle, Allah’ın izniyle onların yaralarını temizleyip saracak.</div> <div>Keskin, şahin gibi gri bakışlarıyla Florence, büyük bir vakarla bekliyor onları.</div> <div>Odasında birkaç sandalye…</div> <div>Mütevazı bir yatak…</div> <div>Üzerinde çokça mektup ve not yazdığı ahşap masa…</div> <div>Ve elbette bir “lamba”…</div> <div>“Lambalı Kadın”ın tüm hayatı boyunca tek arzusu, bütün emeği, bütün koşturmacası çalışmak…</div> <div>Hastalarının yaralarını sarmak…</div> <div>Onlar adına ailelerine mektuplar yazıp yollamak…</div> <div>Öğrencilerine sevgi ve teşvik dolu satırlar bırakmak…</div> <div>Ama en çok da Tanrı’nın yanında olmak…</div> <div>Henüz 17 yaşında duydu Tanrı’nın ilk çağrısını.</div> <div>Ancak ne yapabileceğini anlayamadı.</div> <div>Hayat ona zamanla ne yapması gerektiğini anlattı.</div> <div>İçinde sonsuz bir merhamet ve şefkat denizi vardı.</div> <div>Yaratan’a sığınıp girdi o sulara umutla.</div> <div>Hastalıklara karşı kazanılan zaferin coşku ve huzuruyla…</div> <div>Adanmışlık nişanı, kalbinin üzerinde bir kor, bir ateş…</div> <div>Şimdi çoğaltılıp paylaşılmalı bu ateş.</div> <div>Meşale meşale tüm insanlara taşınmalı meleklerin kanadında…</div> <div>Ancak herkes iyileşemiyor ne yazık ki…</div> <div>Görünüyor penceresinden Haydarpaşa Mezarlığı.</div> <div>Tam o anda sızlıyor kemiklerinin her bir zerresi.</div> <div>İçi sızlıyor, en içi…</div> <div>O da almıştı savaştan nasibini.</div> <div>Kendi brusellasının acısı, ölürken elini tuttuğu son hastasının acısına karıştı.</div> <div>“Birini dahi vermeyeceğim sana!” diye haykırdı.</div> <div>Elleri titrerken yumrukları sımsıkı.</div> <div>Florence Nightingale Kırım’dan gelince gördü ki insanlar ölmüyor savaştan</div> <div>Kanalizasyon yok, yemek yok, kırılıyor her yer mikroptan.</div> <div>Hemen girişiyor işe.</div> <div>Kanalizasyon yapılıyor.</div> <div>Mutfak temiz…</div> <div>Yerler temiz, yataklar temiz, yemekler leziz…</div> <div>Askerler temiz, Yaralar temiz.</div> <div>Pencereler açıldı.</div> <div>Bahar içeri salındı.</div> <div>Odalara doldu güneş.</div> <div>Şimdi bütün yüzler güleç.</div> <div>İnanılır gibi değil…</div> <div>Ölümler tam %40 azaldı.</div> <div>Buna bütün ülkeler şaşırdı.</div> <div>Her yerden hastalara ve Florence’a destekler arttı.</div> <div>İşte Tanrı’nın istediği çaba; duaların ötesinde burada canlandı.</div> <div> </div> <div>Uzun upuzun koridorlarda hastaları gezerken geceleri,</div> <div>bu sefer güneş oldu kendisi.</div> <div>Yaralı askerler öperdi Azize’nin gölgesini…</div> <div>Aslında zamandan sadece iki yıl geçmişti.</div> <div>Ama tüm dünyaya yetecek kadar deneyim biriktirmişti.</div> <div>Tüm dünyadaki hastanelerin ilk temellerini attı.</div> <div>Dr. Besim Ömer Paşa’nın, Safiye Hüseyin Elbi’nin ve birçok öncü hemşiremizin yolunu açtı.</div> <div>Onların açtığı aydınlık yol bizlere “bilimsel şefkati” anlattı,</div> <div>Kimseler bilmezken el hijyeninin sağlıktaki önemini…</div> <div> </div> <div>150 yıl kadar önce gözetmeksizin dil, din, ırk, mezhep farkı</div> <div>Harmanlandı birbirine insan sevgisi ve Yaratan Aşkı</div> <div>Onlarla inşa edildi onurlu tıp tarihimizin aydınlık, mermer gibi sağlam basamakları.</div> <div>Allah’ın bize verdiği lütufla…</div> <div>Hadi yürüyelim hep birlikte “Sevgi Yolu” edasında.</div> <div>Bu ışıklı yolu bizlere açan tüm yüce hekim, hemşire, yazar, şair, tarihçi… insanlarımızın ruhu şad olsun!</div> <div>Hemşirelik Haftamız kutlu olsun!</div>