<div>Geçenlerde bir danışanım şöyle dedi:</div> <div>“Kimseyi çekemiyorum artık. Sesine, fikrine, mesajına bile tahammülüm yok. En iyisi yalnız kalmak.”</div> <div>Bunu söylerken yüzünde garip bir yorgunluk vardı. Aslında insanlardan kaçtığını anlatıyordu ama en çok da kırılmaktan yorulduğunu… Son yıllarda birçok insanda benzer bir ruh hali görüyorum. Eskiden “idare etmek”, “orta yolu bulmak”, “sabretmek” dediğimiz şeyler artık neredeyse yük gibi geliyor. En küçük fikir ayrılığı büyüyor, küçük bir yanlış anlaşılma ilişki bitirebiliyor. İnsanlar artık daha çabuk kopuyor, daha hızlı vazgeçiyor ve daha kolay yalnızlaşıyor. Çünkü tahammül azaldıkça ilişkiler daralır. İnsan ilişkisi dediğimiz şey kusursuzluk üzerine kurulmaz. Tam tersine; eksikleri tolere edebilmek, farklılıklara alan açabilmek, bazen susabilmek, bazen anlamaya çalışmak üzerine kurulur. Ama bugün hepimiz biraz fazla gerginiz. Zihnimiz sürekli alarm halinde. Trafikte öfkeleniyoruz, evde tahammülsüzleşiyoruz, sosyal medyada en küçük cümleye bile saldırabiliyoruz. Ve fark etmeden şu cümleyi yaşam biçimine dönüştürüyoruz:</div> <div>“Ben kimseyle uğraşamam.” İlk başta kulağa güçlü bir sınır koyma hali gibi geliyor. Ama bir süre sonra insan şunu fark ediyor: Uğraşmadığı herkes, hayatından eksilmiş. Modern hayat da bunu besliyor aslında. Artık kimseye mecbur değilmişiz gibi yaşıyoruz. Yemek uygulamadan geliyor, sohbet ekrandan yapılıyor, çalışmak evden yürütülüyor. Fiziksel olarak insanlara daha az ihtiyaç duyuyoruz ama ruhsal olarak hâlâ bağ kurmaya ihtiyaç duyan canlılarız. İşte çelişki burada başlıyor. Çünkü insan, yalnızlığı bazen özgürlük sanıyor. Oysa uzun süreli yalnızlık çoğu zaman bir korunma biçimi. “Canım yanmasın” diye kurulan sessiz bir duvar. Bir başka danışanım, yıllardır kimseyle yakın ilişki kurmadığını anlatırken şöyle demişti:</div> <div>“Kimseyi hayatıma sokmazsam kimse beni hayal kırıklığına uğratamaz.”</div> <div>Bu cümle çok tanıdık aslında. Birçok insan artık kırılmamak için uzak duruyor. Ama mesele şu: Yakınlaşmadan da iyileşemiyoruz. Tahammül dediğimiz şey sadece karşı tarafı çekmek değildir. Bir ilişkide hayal kırıklığını, farklılığı, gecikmeyi, yanlış anlaşılmayı taşıyabilme kapasitesidir. Ve bu kapasite düştüğünde insan önce çevresini küçültür, sonra hayatını. Bugün birçok insanın çevresi kalabalık ama teması yüzeysel. Sohbetler kısa, ilişkiler kırılgan, bağlar geçici. Çünkü herkes birbirine karşı daha savunmalı. Daha çabuk alınan, daha çabuk vazgeçen bir ruh hali var. Belki de en büyük problem şu: Artık kimse yorulmuş bir ruhu anlamaya çalışmıyor. Herkes hemen etiketliyor.</div> <div>“Toksik.”</div> <div>“Negatif.”</div> <div>“Enerjimi düşürüyor.”</div> <div>Elbette gerçekten zarar veren ilişkilerden uzak durmak gerekir. Ama bazen insanlar kusurlu diye değil, sadece insan oldukları için zorlayıcıdır. Çünkü hepimizin kötü günü, tahammülsüz anı, eksik tarafı var. Sağlıklı ilişkiler biraz da birbirinin yükünü kısa süreli taşıyabilmektir. Şunu sık görüyorum: İnsanlar yalnızlıktan şikâyet ediyor ama kimseye alan açamıyor. Çünkü tahammül etmek artık zayıflık gibi görülüyor. Oysa psikolojik olarak güçlü insanlar, her şeye sinirlenmeyenlerdir. Her farklılıkta kaçmayan, her hayal kırıklığında ilişkiyi çöpe atmayan insanlar…</div> <div>Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey şu:</div> <div>İnsan ilişkileri konfor alanı değil, temas alanıdır. Ve temas bazen rahatsız eder. Ama tam da o rahatsızlığın içinde bağ oluşur. Belki biraz daha dinlemek, biraz daha anlamaya çalışmak, biraz daha beklemek gerekir. Çünkü tahammül azaldığında sadece kavga artmaz; yalnızlık da büyür. Ve insan en çok, kimseyi hayatında taşıyamadığında yorulur.</div> <div></div>