<div>Kibir; tepeden bakmacı, üstenci, dışlayıcı, ötekileştirici bir anlayıştır. “Sözünü değil, sesini yükseltmeyi marifet bilir”. Tevazu ise; kucaklayıcı, şefkat, merhamet, nezaket ve nezaheti esas alan bir duruşu temsil eder. Zira mütevazıler bir ki, “Zambaklar, yağmurlarla büyür, gök gürültüleriyle değil.”</div> <div>Mevlana, “<strong>Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol</strong>” diyerek, alçakgönüllülüğün toprakla olan sembolik ilişkisine vurgu yapmaktadır. Zira taş; kibir, gurur ve katılığın sembolü iken, toprak; tevazünün, alçakgönüllülüğün sembolüdür.</div> <div>Taş, yağan yağmuru sıçratırken, toprak yağan yağmuru emerek bünyesindeki bütün canlı organizmalara hayatiyet kazandırarak katkı yapar ve bizlere de her türlü gıdayı ikram eder.</div> <div><strong>‘‘Su, tevazu ile enginlere aktığı için Allah onu, bulutlarla dağların üzerine yükselterek onurlandırmıştır.</strong>”</div> <div>Tolstoy, <strong>“İnsanoğlunun değeri bir kesirli sayı ile ifade edilecek olursa; pay, gerçek değerini, Payda ise kendini ne zannettiğini gösterir. Payda büyüdükçe değer küçülür</strong>” diyerek matematiksel bir gerçeklikle, kibir ve alçakgönüllülük ikilemini güzel bir formülle ifade etmiştir. Bunu bir örnekle açıklayalım: 1 tam sayısını kesirli sayı formunda yazalım. . 1= olur. Bu, mükemmel insanı gösterir. Çünkü gerçek değeri, kendini ne zannettiği değer ile örtüşüyor. Bu mükemmel kişinin yanındaki kişi, diyelim ki dedi ki, hayır ben 1 değilim, ben 10’um. O zaman, onun değeri, , olur. Diğer bir kişi, hayır ben 100’üm der. O zaman, olur. Diğeri de ben 1000’im derse, olur. Görüldüğü gibi, kişi kendisini büyük gösterdikçe değeri küçülmektedir. Tarihte diktatörler, Firavunlar, Nemrutlar kendilerinde sonsuz bir güç olduğunu iddia etmişlerdir. Bunun matematiksel karşılığı,, =0 dır. Gerçekten de bunun toplumsal karşılığı budur. Diktatörlerin dönemi sona erdikten sonraki toplumsal karşılık=0 dır. Yani, bunların toplum nezdindeki karşılığı yoktur.</div> <div>Dolayısıyla tevazu, insanı yüceltirken, kibir ise insanı alçaltır.</div> <div>Mevlana’nın Mesnevisinde şöyle bir hikâye anlatılır:</div> <div>“Kendini beğenmiş bir gramer (nahiv) bilgini, boğazdan karşıya geçmek için bir kayık kiraladı ve gösterilen yere oturdu.</div> <div>Kayıkçı, olgun ve alçak gönüllü bir insandı. Hiç ses çıkarmadan küreklere asılıyor, yolcusunu sağ salim karşıya geçirmek ve üç beş kuruş kazanmak istiyordu.</div> <div>Denizin orta yerine geldikleri sırada Bilgin küçümser bir eda içinde sordu:</div> <div>-Sen hiç gramer okudun mu? Dil biliminden anlar mısın?</div> <div>Kayıkçı:</div> <div>-Hayır efendim dedi, ben cahil bir kayıkçıyım, dediğiniz şeylerden hiç anlamam.</div> <div>-Vah vah dedi Bilgin, ömrünün yarısı boşa geçmiş!..</div> <div>Böyle bir süre ilerledikten sonra rüzgâr şiddetini artırmaya, dalgalar büyümeye başladı. Denizde fırtına çıkmış, Bilgin korkmaya başlamıştı.</div> <div>Kayıkçı olağanüstü bir güçle kurtulmaya, sağ salim karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Gördü ki artık kurtuluş ümidi yok, Bilgine dönüp sordu:</div> <div>-Efendim, yüzme bilir misiniz?</div> <div>Bilgin:</div> <div>-Ne yazık ki bilmiyorum diye inledi.</div> <div>O zaman kayıkçı:</div> <div>-Vah vah dedi, şimdi ömrünün hepsi boşa gidecek! Keşke gramer bileceğinize benim gibi yüzme bilseydiniz de canınızı kurtarsaydınız” der.</div> <div>Kibirli olanlar, insanlara tepeden bakarlar. XY-Düzlemini esas aldığımızda Kibirli insanlar, y-eksenli dikey yaklaşımla topluma tepeden yaklaşırlar. Bu yaklaşım türü kibir odaklı insani ve İslami olmayan bir yaklaşım tarzıdır. X- eksenli yatay yaklaşım ise, göz hizasında ve yürek hizasında hem kucaklayıcı hem insani hem de İslami bir yaklaşımdır. Özellikle günümüz dünyasında insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu bu yaklaşım tarzıdır.</div> <div><strong>“Boş buğday başağı yukarı doğru diklenirken, dolu buğday başağı, tevazu ile eğilir”.</strong> Tevazu; ağırbaşlılığın ve olgunluğun şiarıdır. Kibir ise, hastalıklı bir ruh halidir. Bu hastalık türünden kurtuluşun yegâne ilacı, tevazuu kuşanmaktır.</div> <div> </div> <div></div> <div> </div> <div> </div>