USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

İSLAMIN OĞLU OLMAK

İSLAMIN OĞLU OLMAK

Selman-i Farisi (r.a) nin serencamı şöyle anlatılır:  “Selman-ı Farisi aslen İsfahanlı. Mecusi bir babanın oğlu. Hakikat arayışı onu önce Şam’a, daha sonra Musul’a, oradan Nusaybin’e, oradan da Ammuriye’ye götürmüş. Ammuriye’de yanında kalıp eğitim aldığı rahip hastalanınca onun yönlendirmesiyle Hicaz’a doğru yola çıkmış. Rahip, Hicaz Bölgesinde bir peygamberin gelmesinin yakın olduğunu, onun bildiği üç özelliği olduğunu da anlatmış: Sadaka kabul etmez; hediye kabul eder ve sırtında, iki omzu arasında bir mührü var.

Selman-ı Farisi hakikat arayışını şöyle izah ediyor:

Hicaz bölgesine giderken anlaştığı kervanın kendisini köle olarak Yahudilere sattığını ve en sonunda satın alan Yahudi’nin onu Yesrib’e götürdüğünü anlatıyor.

Yesrib’de hurma bahçelerinde bir köle olarak çalışırken, Hz. Peygamber (s.a.v)’in hicret ederek Kuba’ya geldiğini ve ona kendi biriktirdiği hurmalardan götürüp bir defasında önce sadaka dediğini, başka bir defasında hediye diyerek aradığı peygamberin o olup olmadığını anlamaya çalıştığını da anlatır.

Her iki alametin de var olduğunu anladıktan sonra, bir fırsatını bulup Efendimiz (a.s.)’ın sırtında peygamberlik mührünü de görünce kendini kaybeder, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e sarılır ağlar, ağlar, ağlar…”

Selman-ı Farisi (r.a.), hakikat arayışında, sorgulayıcı bir mantıkla ve analitik bir düşünceyle yola çıkar. Yaşadığı hayatı anlamlandırmaya ve bu anlam arayışı içerisinde hakikate ulaşmaya çalışır.

Selman-i Farisi, bir gün bir grup insanla halka şeklinde otururlarken, ona karşı olumsuz duygular besleyen ve cahiliye kalıntılarını içinde barındıran biri onu mahcup etmek, aşağılamak için halkadaki insanlara hadi tanışalım, der. Herkes adını, soyunu sopunu açıklasın, der.

Selman-ı Farisi (r.a.)nin içinde bulunduğu bir halkada olanlara sırayla sorar: "Ey filan! Sen kimsin, necisin? Soyun, sopun ne?"

Kendisine adı, soyu sopu sorulan saymaya başlar: "Ben filanım, filan oğlu filanım. Filan kabiledenim."

O bitirince diğeri başlar: "Ben filanım, filan oğlu filanım, filan kabiledenim."

Sıra Selman’a gelmiştir. Selman’a sorar: "Senin soyun sopun kim ?"deyince, İsfahan’dan gelip Medine’ye yerleşen ve hiç kimseyi tanımayan, ailesi ve aşireti olmayan o büyük şahsiyet

Selman (r.a.), büyük bir onurla ve özgüvenle şu cevabı verir: "Ben İslam’ın oğlu Selman’ım."

"Ben dalaletteydim, Allah bana Muhammed (a.s.) ile hidayet verdi."

"Ben fakirdim, Allah beni Muhammed (a.s.) ile zenginleştirdi."

"Ben köleydim, Allah beni Muhammed (a.s.) ile özgürleştirdi."

Soy, sop, kabile, aşiret, ırk taassubunu yerle bir eden bu cevap karşısında mahcup olurlar. Bunu duyan Hz.Ömer (r.a), bana da aynı soruyu sorun .

Araplar arasında çok bilinen nesebine rağmen, Hz. Ömer(r.a) şu cevabı verir: "Ben Ömer’im. Ben de İslam’ın oğluyum ve Selman’ın kardeşiyim" der.

Bütün mesele İslamın oğlu olmak, olabilmek. En büyük onuru İslam milletinin çocuğu olarak, ümmet anlayışıyla hayatını inşa etmek. İslam milletinin bütün çocuklarıyla, hemhal olmak, hemdert olmak, göz hizasında ve yürek hizasında onlarla kucaklaşmak, her türlü kibirden, gururdan, arınarak İslam kardeşliğini merkeze alan bir anlayışla yola revan olmak son derece önemlidir.

Kürtler, Türkler, Araplar ve Farslar her türlü taassuptan arınarak hep birlikte İslam’ın oğlu olmaları durumunda oluşacak sinerji, bütün emperyalist güçlerin “ böl, parçala, yönet” Planlarını yerle bir eder, tarumar eder.

Bunu bir matematiksel kavramla izah edelim: Dört tane biri yan yana yazalım: 1 1 1 1 eder. Her bir birin bulunduğu basamağa, İslam’ın oğlu olan bir ırkı yerleştirelim. Kürtler, Türkler, Araplar ve farslar; her biri bu birler üzerine konuşlandırılarak, kol-kola girerek güç birliği, eylem birliği ve hareket birliği içinde bir araya gelirlerse, onların gücü, 1 1 1 1 (Bin yüz on bir) olur. Eğer aksine kavga ederlerse, parçalanırlarsa birbirlerinin kanına girerlerse, onların gücü matematik olarak, 1+1+1+1=4 olur. Dolayısıyla gücümüz, 1111den 4’e iner ve emperyalist güçlerin rahat yutabilecekleri bir lokmaya indirgenmiş olur.

Hasan El Benna, ”Müslümanlar ittifak ettikleri noktalarda fikir birliği, eylem birliği ve hareket birliği yapmalı, ihtilaf ettikleri noktalarda birbirlerini mazur görmeli” diyerek İslam Milletinin çocukları olan; Kürtler, Türkler, Araplar ve Farslar arasında olması gereken kardeşliği, birlikteliği ve kandan beslenen emperyalist güçlere karşı nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğini veciz bir şekilde ortaya koymuştur.

Bu uyarıya ve tavsiyeye kulak asmak hayati derecede önemlidir.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ