Batman…
1990 yılında il statüsüne kavuşan, çevre köylerden ve farklı bölgelerden aldığı göçle, petrolün oluşturduğu ekonomik hareketlilikle kısa zamanda hızla büyüyen bir şehir.
Fakat Batman’ın hikâyesi sadece büyümekten ibaret değil.
Özellikle 1990’lı yıllarda terör olayları, faili meçhul cinayetler ve toplumsal huzursuzluklar nedeniyle çok ağır bedeller ödedi bu şehir. Nice aile acılar yaşadı, nice hayatlar yarım kaldı.
Batman, o yılların travmalarından yavaş yavaş sıyrılırken artık önümüzde başka bir görev duruyor:
Bir şehir kültürü oluşturmak.
Birbirimizi daha iyi anlamak, farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmek ve çocuklarımıza daha huzurlu bir şehir bırakabilmek…
Ancak bugün farklı bir gerilim alanıyla karşı karşıyayız.
İsmi seçim olan hemen her yerde, farklı yapılanmaların birbirine karşı üstünlük kurma mücadelesine şahit oluyoruz.
Apartman yöneticiliğinden mahalle muhtarlığına, kooperatif seçimlerinden oda seçimlerine, memur sendikalarından sivil toplum kuruluşlarına, siyasi parti teşkilatlarından milletvekilliği seçimlerine kadar…
Neredeyse her seçim, bir süre sonra toplumdaki farklı grupların güç mücadelesine dönüşebiliyor.
Elbette insanların bir düşüncesi, bir dünya görüşü, bir siyasi tercihi ve mensubu olduğu bir yapı olabilir.
Bunda yadırganacak bir şey yok.
Asıl mesele, radikal yapılanmaların hayatın her alanını bir hâkimiyet mücadelesine dönüştürmesidir.
Çünkü bu anlayış sadece seçimleri etkilemiyor.
Toplumun günlük hayatına da sirayet ediyor.
Dostluklara, komşuluklara, iş ilişkilerine, akrabalıklara kadar uzanan bir gerilim oluşturuyor.
Ve toplum bundan yoruluyor.
Oysa burada sivil toplum kuruluşlarına çok önemli bir görev düşüyor.
Sivil toplum güçlü olmalıdır.
Şehrin her kesimine ulaşmalı, insan kazanmalı, gençlere dokunmalı, kadınlara ulaşmalı, çocuklara rehberlik etmeli, toplumun bütün kesimleriyle bağ kurmalıdır.
Her bir insanı kazanmak için çalışmak; kimseyi dışarıda bırakmadan iyiliği, doğruluğu ve güzel ahlakı yaygınlaştırmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Fakat bunu yaparken yöntemimiz de hedefimiz de doğru olmalıdır.
İnsanları belli kalıplara sokmaya çalışan, toplumu keskin kamplara ayıran, farklı düşüneni karşı tarafa koyan radikal yapılanmalar yerine;
hukukun meşru zemini içerisinde, kişilik ve karakter inşasına odaklanan, ahlakı ve maneviyatı önceleyen, doğruluğu ve adaleti merkeze alan bir sivil toplum anlayışına ihtiyacımız var.
Çünkü mesele sadece insanları bir yapının içerisine dahil etmek değildir.
Asıl mesele, iyi insan yetiştirmektir.
Doğruyu söyleyen…
Emanete sahip çıkan…
Kul hakkına dikkat eden…
Adaletten ayrılmayan…
Farklı düşünene saygı gösteren…
Şehrine ve ülkesine karşı sorumluluk hisseden…
Ahlaklı, vicdanlı ve sorumluluk sahibi nesiller yetiştirmektir.
Sivil toplumun başarısı, kaç kişinin kendi çevresine dahil edildiğiyle değil; topluma kaç güzel insan kazandırdığıyla ölçülmelidir.
Artık “bizim grup kazandı, onların grubu kaybetti” anlayışından biraz daha uzaklaşmamız gerekiyor.
Çünkü seçim bittiğinde hepimiz aynı şehirde yaşamaya devam ediyoruz.
Aynı sokaktan geçiyor, aynı esnaftan alışveriş yapıyor, aynı okulda çocuklarımızı okutuyoruz.
O halde neden birbirimizi sürekli kamplara ayıralım?
Neden her seçimi bir hesaplaşmaya dönüştürelim?
Neden her farklı düşünceyi bir tehdit olarak görelim?
Batman’ın artık buna ihtiyacı yok.
Batman’ın ihtiyacı;
şehir kültürüdür.
Ortak akıldır.
Kardeşliktir.
Ahlaktır.
Hukuktur.
Hoşgörüdür.
Birlikte yaşama iradesidir.
Elbette yarışacağız.
Elbette farklı düşünceler olacak.
Elbette seçimler yapılacak.
Elbette sivil toplum kuruluşları daha fazla insana ulaşmak için daha çok çalışacak.
Ama bütün bunları yaparken birbirimizi tüketmeden, toplumu germeden, insanları kamplara ayırmadan yapabiliriz.
Çünkü mesele sadece “Kim kazandı?” değildir.
Asıl sormamız gereken soru şudur:
“Bu şehir ne kazandı?”
Eğer bir seçimden sonra birbirimize daha fazla düşman olmuşsak, orada hepimizin düşünmesi gereken bir mesele vardır.
Artık Batman’ı seçimlerin, listelerin ve güç mücadelelerinin sürekli gerilim ürettiği bir şehir olmaktan çıkarıp; ahlakın, erdemin, adaletin, üretimin ve ortak aklın şehri haline getirmeliyiz.
Farklı düşünelim ama birbirimizi ötekileştirmeyelim.
Yarışalım ama birbirimizi yıpratmayalım.
İnsan kazanalım ama insanları kaybetmeyelim.
Sivil toplumda büyüyelim ama toplumu bölmeyelim.
Ve artık her seçimde yeniden başlayan bu gerilimlere hep birlikte:
“Edi bese!”
diyelim.
Çünkü Batman hepimizin.
Ve bu şehre bırakabileceğimiz en büyük miras, hangi yapının daha güçlü olduğu değil;
hangi neslin daha ahlaklı, daha erdemli ve daha güzel insanlardan oluştuğudur.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir