USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

SU BEDELİNDEN DAHA FAZLA VERGİ OLUR MU?

SU BEDELİNDEN DAHA FAZLA VERGİ OLUR MU?

Bir vatandaşın evinde yaşarken en temel ihtiyaç larından biri sudur. Su, lüks değildir. Elektrik gibi, doğalgaz gibi hayatın vazgeçilmezidir. Hele ki dar gelirli bir aile için suyun musluktan akması, evin temizliği, çocukların ihtiyaçları ve günlük yaşamın sürdürülebilmesi için mecburiyettir. Bu nedenle su faturaları da vatandaşın bütçesinde önemli bir yer tutar.

Batman’da yaşayan insanların büyük bölümünün gelir durumunu hepimiz biliyoruz. Orta gelir grubunda olanların sayısı azımsanmayacak kadar fazla olsa da yoksulluk sınırının altında yaşayan, aldığı maaşla ayın sonunu getirmekte zorlanan binlerce insanımız var. Özellikle tekstil sektöründe asgari ücretin altında çalışan veya düşük ücretlerle geçimini sağlamaya çalışan insanların yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya bile gerek yok.

Hal böyleyken birkaç ay öncesine kadar 200-250 lira civarında gelen su faturalarının bugün 500 liraya kadar yükselmesi elbette vatandaşın tepkisine neden oluyor.

Aslında vatandaş suya zam yapılmasına karşı çıkmayabilir. Çünkü herkes biliyor ki belediyenin suyu vatandaşa ulaştırmasının bir maliyeti var. Elektrik, personel , bakım , onarım, arıtma ve altyapı giderleri artıyor. Bunların hepsinin bir bedeli olduğunu vatandaş da biliyor. Makul ve anlaşılabilir bir zam olduğunda, “Yapacak bir şey yok” deyip ödemeye razı olan vatandaşın sayısı oldukça fazla.

Ama mesele sadece suyun fiyatı değil.

Vatandaşın asıl itirazı, kullandığı suyun bedelinden daha fazla bir rakamın çeşitli kalemler altında faturasına eklenmesinedir.

Örneğin bazı faturalarda su bedeli 177 lira görünürken, bunun üzerine 88 lira atıksu bedeli, 161 lira katı atık bedeli, KDV ve diğer vergiler eklendiğinde toplam rakam yaklaşık 500 liraya ulaşıyor. Vatandaş faturaya baktığında ister istemez soruyor:

“Ben 177 liralık su kullanmışım. Peki neden bunun üzerine neredeyse bir o kadar daha bedel ödüyorum?”

İşte insanların kafasını karıştıran ve vicdanlarını rahatsız eden nokta tam da burasıdır.

Bu uygulama birkaç ay önce hayata geçtiğinde birçok vatandaş faturayı görünce şaşkınlık yaşadı. Kimileri “Herhalde bir yanlışlık var” diyerek tahsilat veznelerine gitti. Fakat orada kendilerine bunun yeni uygulama ve yeni bedeller olduğu anlatılınca vatandaş, elindeki faturayla birlikte boynunu büküp evine dönmek zorunda kaldı.

Şimdi düşünelim…

Bir aile ayda 8-10 bin lira kira ödüyor. Elektriği var, doğalgazı var, mutfak masrafı var, çocukların okul giderleri var, ulaşım giderleri var. Pazara gittiğinde birkaç poşet sebze ve meyve almak bile ciddi bir para tutuyor. Maaş daha ayın ortasında eriyip gidiyor. Böyle bir ailenin karşısına 500 liralık su faturası çıktığında, bunun aile bütçesinde ne anlama geldiğini hesaplamak çok mu zor?

Hele Batman’da tekstil sektöründe çalışan binlerce insanı düşünelim. Asgari ücretle ya da bunun altında ücretlerle çalışan insanlar, evlerinin geçimini sağlamak için kuruşun hesabını yapıyor. Çocuğunun okul masrafından, mutfaktaki yağdan, ekmekten kısmaya çalışan bir insanın karşısına yüksek su faturası çıktığında bunu ödemek gerçekten kolay mıdır?

Son günlerde gazetemize bu konuda çok sayıda mesaj geliyor. Vatandaşlar açıkça rahatsızlıklarını dile getiriyor ve “Bu kadar yüksek su faturası olur mu?” diye soruyor.

Biz de vatandaşın sesini duyurmak zorundayız.

Elbette belediyenin de söyleyecekleri vardır. “Su hizmetinin maliyeti arttı, altyapı giderleri yükseldi, atıkların toplanmasının ve bertaraf edilmesinin bir bedeli var” denilebilir. Bunların hepsini anlayabiliriz. Ancak idarenin görevi yalnızca maliyetleri vatandaşa yansıtmak değildir. Aynı zamanda vatandaşın ödeme gücünü de gözetmektir.

Eğer söz konusu bedeller merkezi hükümet tarafından belirleniyor veya yasal düzenlemelerden kaynaklanıyorsa, belediyenin de burada sınırlı bir yetkisi olabilir. Fakat vatandaş açısından bunun çok da önemi yoktur. Çünkü faturayı kesen de, tahsil eden de karşısına çıkan kurum da belediyedir. Vatandaşın muhatabı bellidir.

İşte tam da bu nedenle yerel yönetimlerin vatandaşın itirazlarını yalnızca “Bu bizim kararımız değil” diyerek geçiştirmemesi gerekir. Vatandaşın sesini Ankara’ya taşımak, bu konuda çözüm aramak ve dar gelirlinin yükünü hafifletecek düzenlemeler istemek de yerel yönetimin sorumluluğudur.

Çünkü bugün vatandaşın gerçekten kaldıracak gücü kalmadı.

Her gün yeni bir zam, yeni bir vergi, yeni bir ödeme kalemiyle karşılaşan insanımız artık neyi nasıl ödeyeceğini şaşırmış durumda. Su gibi temel bir ihtiyacın faturasına bile neredeyse su bedeli kadar ek yük bindirildiğinde, bunun toplumsal karşılığını düşünmek gerekiyor.

Kimse vergilere ve kamu hizmetlerinin maliyetine bütünüyle karşı değil. Ancak adalet duygusunun da korunması gerekiyor. Geliri yüksek olanla asgari ücretle geçinen aynı faturayı ödüyorsa, burada sosyal adalet açısından yeniden düşünülmesi gereken bir durum vardır.

İdarecilerimizin vatandaşın sesine kulak vermesini istiyoruz. Faturaların yeniden gözden geçirilmesini, özellikle dar gelirli aileler için kolaylık sağlanmasını ve su gibi temel bir ihtiyaç üzerinden vatandaşın daha fazla ezilmemesini bekliyoruz.

Çünkü mesele yalnızca bir su faturası değildir.

Mesele, ayın sonunu getirmeye çalışan bir annenin, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bir babanın, aldığı maaşla geçinmeye çalışan bir emekçinin sırtındaki yükün biraz daha ağırlaştırılmasıdır.

Vatandaş zaten suyun parasını ödemeye razı.

Ama suyun bedelinden daha fazlasını vergi ve çeşitli kalemlerle ödemek zorunda bırakıldığında da haklı olarak soruyor:

“Biz bu yükün altından ne zaman kalkacağız?”

İdarecilerimizin bu soruya sadece mevzuatla değil, biraz da mantıkla cevap vermesini bekliyoruz.

Hoşça kalınız.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ