USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

ZAMANA YENİK DÜŞEN HİKAYELER

ZAMANA YENİK DÜŞEN HİKAYELER

Batman, petrolün bulunması ile İluh köyünden doğup büyüyen gelişen ve geçen zamanla kabuğuna sığamayan büyük bir şehir artık…

Batman büyüdükçe etrafındaki köyleri tek tek adeta vakumlayarak yuttu, her köyün kendisine has bir güzelliği, her bir köyün kendi tarihi ile halen kalıntısı duran hatırası, kendine özgü bir geçmiş, bir anısı,  her birinde ayrı ayrı hüznü sevinci taşıyan sokağı, eski yıkık ama hatıra dolu evleri, halen zamanın acımasızlığına direniyor gibi duran o evler, son demlerini yaşarcasına, siz beni önemsemeseniz de halen buradayım dercesine zamana meydan okuyor gibi duran, içinde bin bin türlü kederi, hatırayı, özlemleri barındıran o kerpiç evler, gözüne duman çölmüş yaşlı bir insan gibi  inatla ayakta durmaya çalışıyor.

Evet değerli okurlar Batman büyüdü, İluh köyünden büyük bir şehir doğdu, İrmi, Tilmerç, Körük, Tilmizi, Gırbereşık, Tayyar, Bileyder, Cegeluyi köylerini tek tek yuttu.

Bu köylerinin her birisinin geçmişinden kalan nice hatırı sayılır insanları, bu insanların hikayelerini, hep hatırlıyoruz, o hikayeler şehrin hafızasında hala kendine kolayca yer bulabiliyor.

Bu gün artık o köyler Batmanın mahalleleri arasında kaybolmuş,  görünmeyen birer hikaye gibi duruyor sanki.

Batmanlı 20-25 yaş altı geçlerin aslında hiç bilemediği, ama diğer  yandan o köylerde doğmuş büyümüş kişilerin her birisinin ayrı yarı hatırasının  olduğu bu yerleşim yerleri, kendine has, kendine  özgü yaşam biçimi, yaşam alanı halen o yerleşişim yerlerine gittiğinizde o saf duru ve mistik köy havası yükselen beton binalarının arasında bütün doğallığı ile olduğu gibi yerinde duruyor.

Her bir evde, her bir sokakta, Türkülere, stranlara, karşılıksız aşklara ve nice hikayelere konu olmuş sessizce kaybolmuş yaşanmışlıklar var, ama bu gün o hikayelerin her biri artık sadece hatıralarda yaşamaktadır.

Bu köylerin resmiyette köy olma vasıfları ortadan her ne kadar kalkmış olsa bile, özünde fiili olarak ve fiziki olarak aslında o köylerin yerleşim yerine vardığınızda binaların arasında bütün güzelliği ve sadeliği ile halen orda olduğu gibi duruyor.

Bu köylerde yaşamış büyümüş insanlara sorduğunuzda hepsinin ortak ifadesi keşke köyümüz şehir içinde kalmasaydı hikayesini hemen duyarsınız.

Ama bir yandan da aynı insanlar zamana, teknolojiye yenik düşmüş, daha rahat yaşamak için, belki de özenerek şehre gelmiş, ancak o eski yaşam tadını asla bir daha yakalayamamıştır.

O DÖNEMLERDE KÖYLERDE TEK SÖZ VARDI

Bu köylerin hepsinin derebeylik geleneğinden gelen bir yönetme şekli  ile ağalık sistemi ile yakın zamana kadar yönetildiği herksin, köy ağasını saydığı, ağayı mutlak surette dinlediği bir  dönemdi

Köy ağası son zamanlara kadar köylerde kanun sayılırdı. Yakın tarihe kadar köyler  genelde ağanın ağzında çıkacak sözler ile yönetilirdi, ağa ne derse geçerli olan o olurdu.

Ağanın sözü üzerinde söz olmazdı bazen ağanın sözünün üstüne tek sözü köy imamı söyleyebilirdi.

Bu da insanların dine olan bağlılığı ve sadakatinden kaynaklanan bir durumdu.

Her bir köyün mutlaka bir ağa ile bir isimi özdeşleşmiş bir tanınmışlığı vardı, her bir köyde dışarda ya da içerden gelen önemli meselelerde muhatap olduğu ve olayı çözdüğü bir ağası vardı.

O DÖNEMELRDE KÖYLERE GELEN YENİLİKLER

Yakın zamana kadar Köye yeniliği getirenler genelde köyün o dönem için  çok gezip gören, kaçakçılık yapan, zeki olan her zaman değişime karşı yeniliğe  karşı açık fikirli olan birisinin getirdiği yenilik ile yada köy ağasının getirdiği yenilik ile olurdu.

Köy ahalisinin tanıştığı yeniliklerin çoğu ilk kez o dönelerde Fransa’nın işgalinde olan Suriye’den kaçakçılar aracılığı ile ilk önce ağalara, aşiret liderlerine gelirdi, ya da köy ağaları çok varlıklı biri ise Diyarbakır gibi büyük komşu illere yaptıkları ziyaret sırasında karşılaştıkları yenilikleri getirirlerdi.

Neydi o dönemin yenilikleri,

Gramofon, lüks lambaları, fanuslar, gaz lambaları, sonrada Radyo vs..

 Bu konu ile ilgili iki yaşammış ama hem komik hem düşündürücü iki kısa mesele aktarmak istiyorum:

Bir gün Mozgelan köyüne gece müfreze gelir;

Köyün ağasının evine gece gelen askerlerden Kürtçe bilen olmadığı gibi, Türkçe bilen köylüde yoktur.

Köyde tek Türkçe bilen kişi Baran adlı kişidir.

Köyün ağası gece jandarma ile birlikte Baran’ın kapısını çalar. Ağa; Baran oğlum kalk asker gelmiş bir şey anlamıyoruz. Kalk tercüme et söylediklerini.

Zaman gece vaktidir.

Baran da uykusundan kalkmak istemediğinden ağaya diyor, amca vallahi ben gece Türkçe konuşmasını bilmiyorum, gündüz olsa tamam gelir konuşurdum ancak gece ben Türkçe bilmem demiş. (gerçek yaşanmış hikaye)

Yine o dönemlerde Tilmerç köyünde de; ilk kez radyo getirilmiş köyün meydanında, köylüler radyo yayının dinlemek için radyonun etrafında toplanmış, o zaman belli saatlerde yayın yapan ankara radyosunda haberler yayınlanır,  müzik çalınır.

Radyonun etrafında dolaşan köylülerden biri radyo sandığına bakar durur, bir türlü aklı almaz radyoyu, nedir bu diye sora? radyoyu getiren şahıs diyor ki bu radyodur, Ankara’dan konuşuyorlar, müzik çalıyorlar burada işte gördüğün gibi bizde konuşulanı ve çalan müziği dinliyoruz.

Adam bak bakar inanmaz aklı kesmez ve hemen diyor ki yemin ederim ki siz yalan söylüyorsunuz, bu sandığın içine birisini koymuşsunuz o konuşuyor diyor. Yahu  Ankara dan buraya kadar söylenen şarkı söylenirken, konuşurken bu gelen ses hiç mi bir  kuşa, bir rüzgara yada  bir fırtınaya denk gelmez  o kadar yolu bu ses  herhangi bir yere çarpmadan nasıl  buraya kadar gelir.

ŞEHİR TARAFINDAN YUTULACAK SIRADAKİ KÖYLER

Artık şehrin yutacağı sıradaki  köyler, Amso, Receba, Kohika, Mozggelan, Basorık, Kredi.. gibi köyler vardır. Umarım ki bu köyler hep böyle kalır ve büyüyen Batman bu köyleri de yutmaz, buralardaki köy hatıralarını, köy özdeşliğini geçmişteki güzellikleri silip almaz.

Mistik hikayeler mütevazi doğal yaşam devam eder.

Umarım ki veda edilmez, Kıvırcık alinin dediği gibi, dağlara ve de yaylalara, akan derelere ırmaklara veda etmeyiz.

Bakraca parmak banmayı umarım ki bırakmayız.

Umarım ki sabah vaktinde tandırdan gelen sımsıcak ekmek kokusunu bırakmayız.

Umarım ki akşam meradan gelen kuzusunu arayan, meleşen koyun sürüsünün sesini terk etmeyiz

Umarım ki bir yanımız hep böyle saf Temiz , mistik köylü  kalır.

Sözün sente olduğu, güvenin sorgusuz olduğu,  ihanetin hiç uğramadığı, o yanımız hep kalır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ