?>

BOŞANMALAR NEDEN ARTIYOR, BİZ NEREDE ZORLANIYORUZ?

Psikolog Kader Yıldız

4 ay önce

Son yıllarda Batman’da da sıkça duyduğumuz bir cümle var;
“Artık evlilikler eskisi gibi yürümüyor.”
Boşanmaların artması sadece “anlaşamamakla” açıklanabilecek kadar basit değil. Bir psikolog olarak şunu söyleyebilirim: Asıl mesele, eşlerin birbirleriyle konuşma biçiminin değişmesi ve bu değişimin fark edilmemesi. Eskiden insanlar daha az konuşuyordu ama daha çok katlanıyordu. Şimdi ise daha çok konuşuyoruz ama daha az dinliyoruz.
Batman’da evlilik çoğu zaman iki kişinin hikâyesi olarak başlamaz; iki ailenin, akrabaların ve çevrenin de dâhil olduğu geniş bir yapı içinde kurulur. Bu durum başta koruyucu ve destekleyici görünür. Ancak zamanla çiftlerin kendi sesini kaybetmesine neden olduğunda, evlilikler fark edilmeden yorulmaya başlar.
Son yıllarda artan boşanmaların altında yatan nedenlerden biri de tam olarak budur: Eşlerin değil, kalabalığın konuştuğu ilişkiler. Günlük hayatta sıkça rastladığımız bir durum vardır. Evde yaşanan bir sorun, önce eşler arasında kalmaz; annelere, babalara, kardeşlere taşınır. İyi niyetle verilen tavsiyeler zamanla karşılaştırmaya, kıyaslamaya ve taraf tutmaya dönüşür. Kadın kendini yalnız ve değersiz hissederken, erkek iki taraf arasında sıkışır.
Bu sıkışmışlık konuşma diline yansır. Rica eden bir üslup yerini siteme, sitem yerini sertliğe bırakır. “Ben böyleyim” cümlesi, “Herkes senin böyle olduğunu söylüyor” noktasına geldiğinde artık ilişki değil, savunma vardır. Oysa birçok evlilikte sorun büyük değildir; büyük olan, sorun konuşulana kadar geçen süredir. Batman’da sıkça gördüğümüz üzere, ayıp olur düşüncesiyle susulan her konu zamanla duygusal bir mesafeye dönüşür. Üslup sertleştiğinde ise eşler birbirini incittiğini değil, haklı olduğunu düşünür.
Bu noktada yapılabilecek en önemli şey, konuşmayı kazanmak için değil, anlamak için başlatmaktır. Çözüm her zaman büyük adımlar atmak değildir. Bazen eşlerin birlikte aldığı küçük bir karar ilişkiyi rahatlatır. Örneğin, özel meselelerin aile dışına taşınmaması, eşlerin birbirinin yanında durduğunu hissettirmesi, “önce biz konuşalım” diyebilmek evlilikte güveni güçlendirir. Ailelerle bağ koparmadan, sınır koyabilmek mümkündür. Bu sınırlar ne bir saygısızlık ne de bir uzaklaşmadır; aksine, evliliği koruma çabasıdır.
Boşanma sürecine gelindiğinde ise tarafların kendilerine yüklenmemesi gerekir. Bu bir başarısızlık değil, bazen uzun süre görmezden gelinen sorunların sonucudur. Bu dönemde duyguların iniş çıkış göstermesi normaldir. Öfke kadar üzüntüye, suçluluk kadar rahatlamaya da alan açmak gerekir. Özellikle çocuk varsa, anne ve babanın birbirine karşı kullandığı dil çok daha belirleyici hâle gelir. Evlilik bitse bile ebeveynliğin devam ettiği unutulmamalıdır.
Evliliklerin daha sağlıklı sürdürülebilmesi için belki de en çok ihtiyaç duyulan şey, doğru zamanda yardım istemektir. Sorunlar büyümeden bir uzmana başvurmak, ilişkiyi kurtarmak için atılmış güçlü bir adımdır. Çünkü psikolojik destek almak, “yapamıyoruz” demek değil, “önemsiyoruz” demektir.
Sonuç olarak evlilik, sadece sevmekle değil; konuşabilmekle, sınır çizebilmekle ve gerektiğinde durup yeniden bakabilmekle yürür. Batman’daki evliliklerin kalabalık yapısı içinde bazen eşler birbirini kaybedebilir. Ama doğru bir dil, küçük ama kararlı adımlar ve karşılıklı sorumlulukla birçok ilişki yeniden nefes alabilir.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormak en sağlıklısıdır:
“Bu evlilikte ben neyi değiştirebilirim?”
Bazen tek bir dürüst cevap, koca bir ilişkiye yeni bir yol açabilir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI