?>

15 YAŞ ALTI ÇOCUKLAR VE SOSYAL MEDYA: BİR YASAK MI, BİR KORUMA MI?

Psikolog Kader Yıldız

4 ay önce

Batman’da bir psikolog olarak çalışırken en sık duyduğum cümlelerden biri şu oluyor: “Hocam, çocuğum elinden telefonu düşürmüyor.” Bu cümle artık sadece ergenler için değil, ilkokul çağındaki çocuklar için de söylenir hâle geldi. Sosyal medya, çocuklarımızın hayatına sandığımızdan çok daha erken giriyor. Peki, 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya yasağı gerçekten gerekli mi? Yoksa bu çağın kaçınılmaz bir gerçeğiyle mi karşı karşıyayız?
Bir yetişkin olarak bizler bile sosyal medyada gördüklerimizden etkilenirken, henüz kimliği oluşmamış, duygularını düzenlemeyi tam olarak öğrenememiş bir çocuktan bu yükü taşımasını beklemek ne kadar gerçekçi?
Psikolojik gelişim açısından baktığımızda, 15 yaş altı çocukların beyin gelişimi hâlâ devam etmektedir. Özellikle karar verme, dürtü kontrolü ve sonuçları öngörme becerilerinden sorumlu olan beyin bölgeleri bu yaşlarda tam anlamıyla olgunlaşmamıştır. Yani çocuk, sosyal medyada karşılaştığı içeriğin kendisine ne yapabileceğini çoğu zaman fark edemez.
Sosyal medya, yetişkinler için bile yorucu bir karşılaştırma alanıdır. “Kim daha mutlu, kim daha başarılı, kim daha güzel?” soruları sürekli olarak zihinlerimize düşer. Bir çocuk içinse bu karşılaştırma çok daha yıkıcı olabilir. Çünkü çocuk, gördüğü hayatların bir kurgu olduğunu ayırt edemez; onları gerçek zanneder. Bu durum özgüven kaybına, yetersizlik duygularına ve zamanla kaygı ya da depresif belirtilere yol açabilir. Son yıllarda çocuk ve ergenlerde artan mutsuzluk, yalnızlık ve değersizlik duygularını bu bağlamdan ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bir diğer önemli mesele dikkat süresidir. Sosyal medya, sürekli değişen görüntüler, kısa videolar ve anlık bildirimlerle çalışır. Bu yapı, beynin ödül sistemini hızlı ve yoğun şekilde uyarır. Sonuç olarak çocuk, uzun süre bir konuya odaklanmakta zorlanır. Ders dinlemek, kitap okumak ya da bir oyunu sabırla sürdürmek giderek daha güç hâle gelir. Aileler “Eskisi gibi ders çalışamıyor” dediğinde, çoğu zaman arka planda kontrolsüz ekran kullanımı vardır.
Sosyal medya sadece bireysel ruh sağlığını değil, sosyal ilişkileri de etkiler. Yüz yüze ilişkilerde empati kurmayı öğrenen çocuk, sanal ortamda bu beceriyi kullanmakta zorlanır. Söylenen sözlerin karşı tarafta nasıl bir etki yarattığını göremez. Bu da siber zorbalığı kolaylaştırır. Zorbalığa uğrayan kadar zorbalık yapan çocuk da psikolojik olarak zarar görür. Çünkü sağlıklı sınırlar ve sorumluluk duygusu gelişemez.
Tüm bu nedenlerle 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya yasağını bir “ceza” olarak değil, bir “koruma” olarak değerlendirmek gerekir. Nasıl ki küçük bir çocuğu trafiğin ortasına tek başına bırakmıyorsak, dijital dünyanın kontrolsüz alanlarında da yalnız bırakmamalıyız. Burada amaç çocukları teknolojiden tamamen koparmak değildir. Amaç, onların yaşına uygun, güvenli ve gelişimlerini destekleyen bir dijital çevre oluşturmaktır.
Elbette yasak tek başına yeterli değildir. Ailelerin bilinçlenmesi, çocuklarla sağlıklı iletişim kurulması ve alternatif alanların güçlendirilmesi şarttır. Batman’da sokakta oynayan çocukların azalması, sosyal alanların sınırlılığı da ekranı daha cazip hâle getiriyor. Çocuklara spor, sanat ve gerçek sosyal temas sunulmadan sadece “yasak” demek eksik kalır.
Sonuç olarak, 15 yaş altı çocuklar için sosyal medya yasağı, psikolojik açıdan yerinde ve koruyucu bir adımdır. Bu yasak, çocukların ruh sağlığını, dikkat gelişimini ve kimlik oluşumunu korumaya yönelik bir toplumsal sorumluluk olarak görülmelidir. Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken onları sadece bilgiyle değil, ruhsal sağlamlıkla da donatmak zorundayız. Çünkü sağlıklı bir toplum, sağlıklı çocuklarla mümkündür.
 
YAZARIN DİĞER YAZILARI