Sonbaharın vitamin telaşına biraz yakından bakalım.
Sonbahar geldiğinde danışanlarımdan en sık duyduğum cümlelerden biri değişiyor: Bağışıklığımı güçlendirmek için ne kullanmalıyım?
Havalar serinliyor, okullar açılıyor, kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçiriyoruz. Bununla birlikte grip ve soğuk algınlığı gibi hastalıklara karşı korunma isteğimiz de artıyor. Tam bu dönemde raflarda ve sosyal medyada karşımıza çıkan vitaminler, takviyeler ve bağışıklık güçlendirici ürünler de ister istemez ilgimizi çekiyor.
Bir anda kendimizi “Acaba hangi vitamini almalıyım?” diye düşünürken buluyoruz.
Oysa burada küçük ama önemli bir ayrım var: Bağışıklık sistemimizi bir düğmeye basar gibi güçlendirmekten çok, onun sağlıklı çalışmasını desteklemekten söz etmeliyiz.
Çünkü bağışıklık sistemi tek başına çalışan bir mekanizma değil. Yeterli ve dengeli beslenmeden uykuya, fiziksel aktiviteden stres yönetimine kadar pek çok unsurun bir araya gelmesiyle destekleniyor.
Peki vitaminler?
Elbette vitamin ve mineraller bağışıklık sisteminin normal işlevleri için önemli. Özellikle C ve D vitaminleri, çinko, demir, A vitamini gibi birçok mikrobesin vücudumuzdaki bağışıklık süreçlerinde rol oynuyor.
Ancak buradaki kritik nokta şu: Eksik olanı yerine koymak başka, gereksiz yere yüksek doz takviye kullanmak başka.
Daha fazla vitamin alırsam daha sağlıklı olurum düşüncesi ne yazık ki doğru değil. Bazı vitamin ve minerallerin gereğinden fazla alınması vücutta istenmeyen etkilere yol açabilir. Bu nedenle takviye kullanımı kişisel ihtiyaç değerlendirilerek, gerektiğinde hekim veya diyetisyen önerisiyle planlanmalı.
Aslında bağışıklık söz konusu olduğunda ilk bakmamız gereken yer çoğu zaman eczane rafı değil, mutfağımızdır.
Çünkü rengârenk sebzeler, meyveler, yeterli protein kaynakları, süt ve süt ürünleri, kurubaklagiller, tam tahıllar, kuruyemişler ve kaliteli yağlar bize yalnızca kalori sağlamaz. Vücudun ihtiyaç duyduğu pek çok vitamin, mineral, lif ve biyoaktif bileşeni de beraberinde getirir.
Örneğin kırmızı pancarın rengini veren betalainler, sebze ve meyvelerde bulunan farklı antioksidan bileşenler, cevizde bulunan sağlıklı yağlar, yoğurttaki protein ve kalsiyum… Her biri soframızdaki farklı bir parçayı tamamlar.
İşte bu yüzden tek bir “süper besin” aramak yerine çeşitli bir tabak oluşturmak çok daha değerlidir.
Bir gün pancar, başka bir gün brokoli; bir öğünde yumurta, başka bir öğünde balık veya kurubaklagil… Beslenmenin gücü biraz da bu çeşitlilikten gelir.
Ben zaten iyi besleniyorum ama yine de hasta oluyorum diyenler de var.
Elbette sağlıklı beslenmek hiçbirimizi hastalıklara karşı görünmez yapmaz.
Bağışıklık sistemimizin görevi bizi her türlü hastalıktan tamamen uzak tutmak değil; vücudumuzun savunma mekanizmalarının sağlıklı şekilde çalışmasına katkıda bulunmaktır.
Bu nedenle bağışıklığı yalnızca tabağımız üzerinden değerlendirmek de doğru olmaz.
Yeterli uyku, düzenli hareket, stresin yönetilmesi, yeterli sıvı tüketimi ve genel yaşam düzenimiz de bu tablonun önemli parçalarıdır.
Bazen gece geç saatlere kadar uykusuz kalıp, düzensiz beslenip, gün boyu hareketsiz kaldıktan sonra bütün umudumuzu bir vitamin tabletine bağlayabiliyoruz.
Oysa bedenimizin ihtiyacı çoğu zaman bundan çok daha bütüncül.
Belki de bu sonbaharda kendimize Hangi takviyeyi almalıyım? sorusundan önce başka bir soru sormalıyız:
Ben bedenime her gün ihtiyacı olan desteği gerçekten veriyor muyum?
Kahvaltımızda yeterli protein var mı?
Sebze ve meyve çeşitliliğimiz nasıl?
Yeterince su içiyor muyuz?
Uyku düzenimize dikkat ediyor muyuz?
Gün içinde biraz olsun hareket ediyor muyuz?
Çünkü sağlıklı beslenme, yalnızca kilo vermek için uygulanan geçici bir program değildir. Bedenimizin her gün ihtiyaç duyduğu yapı taşlarını sağlamaktır.
Ve belki de bağışıklığımızı desteklemenin en güzel yolu, sonbaharın telaşında mucize bir ürün aramak yerine soframızı biraz daha çeşitlendirmektir.
Bağışıklığımızı bir kutu vitaminle değil; her gün verdiğimiz küçük ama doğru kararlarla destekleriz.
Bir tabak sebze, yeterli protein, bir kâse yoğurt, birkaç ceviz, mevsim meyveleri, iyi bir uyku ve biraz hareket…
Bazen sağlığımız için yaptığımız en büyük iyilikler, aslında en sıradan görünen alışkanlıkların içinde saklıdır.
Bu sonbahar kendimize iyi bakmanın yolu, belki de yeni bir takviye almak değil; mevcut soframıza biraz daha özen göstermektir.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir