<div>(Önceki yazımızın devamı…)</div> <div>Bir başka masa, başka bir güven hikâyesi</div> <div>Başka bir tezgahta ise 70-80 yaşlarında Nedime isimli bir teyzemizle karşılaştık.</div> <div>O da ürünlerini bırakıp gidiyordu.</div> <div>Kendisine,</div> <div>“Burayı nasıl böyle bırakıp gidiyorsun? Sen yokken sebzelerini alıp parasını vermezlerse ne olacak?” diye sordum.</div> <div>Teyzemiz gayet sakin bir şekilde cevap verdi:</div> <div>“Yok, ben yokken aldıkları sebzelerin parasını buradaki taşların altına koyuyorlar.”</div> <div>Bir kez daha şaşırdık.</div> <div>Ne kasa var, ne güvenlik görevlisi, ne kamera…</div> <div>Bir masa, birkaç sebze ve taşın altına bırakılan para…</div> <div>Belki dünyanın en gelişmiş ödeme sistemi değildi.</div> <div>Ama insanlık açısından bakıldığında çok ileri bir sistemdi.</div> <div>Bize garip gelen ne?</div> <div>Evet, güvenin azaldığı, insanlığın bazı yerlerde kaybolmaya yüz tuttuğu bu ahir zaman toplumunda böyle insanlarla karşılaşmak bize geleceğe dair umut verdi.</div> <div>En azından hâlâ böyle samimi, dürüst ve güzel ahlaklı insanların yaşadığını görmek içimizi ferahlattı.</div> <div>Fakat sonra insan ister istemez kendi kendine şu soruyu soruyor:</div> <div><strong>Bize neden bu kadar ilginç geldi?</strong></div> <div>Birbirine güvenmek, emanete sahip çıkmak, dürüst olmak, alışverişte hakkaniyet göstermek aslında bizim medeniyetimizin, inancımızın ve ahlakımızın temel değerleri değil miydi?</div> <div>Şimdi bir kısmınız, “Bu özellikler zaten Batı ülkelerinde çok var.” diyebilir.</div> <div>Evet, dünyanın farklı yerlerinde güven üzerine kurulmuş benzer uygulamalar görüyoruz.</div> <div>Fakat asıl sormamız gereken soru şu:</div> <div><strong>İslam’ın en önemli ahlaki hasletlerinden olan doğruluk, güven, adalet ve emanete riayet bizim toplumumuzda neden bu kadar azalmış durumda?</strong></div> <div>Müslümanlar neden güvenilirliğiyle değil de bazen güvensizliğiyle anılır hâle geldi?</div> <div>Camide ayakkabısını ve gözlüğünü çaldıran biri olarak…</div> <div>Bu satırları, camide ayakkabısı ve gözlüğü çalınmış biri olarak yazıyorum.</div> <div>Her gün ülkemizin farklı şehirlerinden camilerde yaşanan hırsızlık haberleriyle karşılaşıyoruz.</div> <div>Düşünün…</div> <div>İnsanın kendisini en güvende hissetmesi gereken mekânlardan biri olan camilerimizde bile hırsızlık yapılabiliyor.</div> <div>Elbette bunu bütün Müslümanlara mal etmek doğru değil. Hâlâ çok güzel insanlar, çok güzel örnekler var. Fakat bu tür olayların yaşanıyor olması bile üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir mesele.</div> <div>Çünkü biz, ahlakı sadece anlatmakla değil, yaşamakla mükellefiz.</div> <div>İslam’ı sözlerimizle değil, hâlimizle anlatalım</div> <div>Bediüzzaman Said Nursî’nin çok anlamlı bir sözü vardır:</div> <div>“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef'âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette fevc fevc İslâmiyete girecekler.”</div> <div>Bu sözün özü aslında çok açık:</div> <div>İslam’ın güzelliğini sadece anlatmak yetmez.</div> <div>Onu yaşamak gerekir.</div> <div>Dürüstlüğümüzle…</div> <div>Adaletimizle…</div> <div>Ticaretimizle…</div> <div>Komşuluğumuzla…</div> <div>Emanete sahip çıkışımızla…</div> <div>Kimsenin görmediği yerde bile hakkı gözetmemizle…</div> <div>İslam ahlakını insanlara gösterebilirsek, İslam’ın güzelliğini anlatmak için uzun uzun konuşmaya bile gerek kalmaz.</div> <div>Çünkü güzel ahlak, en etkili tebliğdir.</div> <div>Bir masa bize ne anlatıyor?</div> <div>Yakakent’te gördüğüm o küçük masa, aslında bana çok büyük bir hakikati hatırlattı.</div> <div>Bir masa…</div> <div>Üzerinde birkaç kilo domates, biber, armut…</div> <div>Bir de para kutusu…</div> <div>Ama o masanın üzerinde bundan çok daha kıymetli bir şey vardı:</div> <div><strong>Güven.</strong></div> <div>Fikret Kol Hocamız bize yalnızca sebze satmıyor.</div> <div>Bize, “İnsanlara güvenebilirsiniz.” diyor.</div> <div>Nedime teyze yalnızca ürünlerini bırakıp gitmiyor.</div> <div>Bize, “İnsanlık henüz bitmedi.” diyor.</div> <div>Vatandaş yalnızca parasını kutuya bırakmıyor.</div> <div>Bize, “Kimse görmese de doğru olan yapılabilir.” diyor.</div> <div>Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey tam da budur.</div> <div>Güvenmek…</div> <div>Güvenilir olmak…</div> <div>Ve yeniden güvenilir bir toplum inşa etmek.</div> <div>Eğer ilerlemek, güçlü bir toplum olmak ve yeniden medeniyetimizin dünyaya örnek olduğu günlere ulaşmak istiyorsak, işe kendimizden başlamalıyız.</div> <div><strong>Biz dürüst olacağız.</strong><strong><strong>Biz güvenilir olacağız.</strong><strong>Biz emanete sahip çıkacağız.</strong><strong>Biz İslam ahlakını sözlerimizle değil, fiillerimizle göstereceğiz.</strong></strong></div> <div>O zaman hem kendi toplumumuz düzelecek hem de güzel ahlakımızla başka toplumlara örnek olacağız.</div> <div>Belki bir gün dünyanın başka yerlerinde insanlar İslam’ı anlatan sözlerden önce, <strong>Müslümanın hâline bakarak İslam’ı tanıyacaklar.</strong></div> <div>Yakakent’teki o küçük masa, bana bir kez daha şunu düşündürdü:</div> <div>Bazen büyük hakikatler, büyük kürsülerde değil; küçük bir masanın üzerindeki bir kutuda saklıdır.</div> <div>Ve bazen bir avuç sebzenin yanında bırakılan birkaç lira, insanlığın hâlâ ölmediğinin en güzel şahididir.</div> <div><strong>Rabbim toplumumuzda bu güzel örneklerin çoğalmasını, güvenin yeniden hâkim olmasını ve ahlak-ı İslâmiyenin sözlerimizden önce hâl ve hareketlerimizde görünmesini nasip etsin.</strong></div> <div> </div> <div> </div> <div> </div>