USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

BİR MASA, BİR KUTU VE KAYBOLMAYA YÜZ TUTAN GÜVEN (2)

BİR MASA, BİR KUTU VE KAYBOLMAYA YÜZ TUTAN GÜVEN (2)

(Önceki yazımızın devamı…)

Bir başka masa , başka bir güven hikâyesi

Başka bir tezgahta ise 70-80 yaşlarında Nedime isimli bir teyzemizle karşılaştık.

O da ürünlerini bırakıp gidiyordu.

Kendisine,

“Burayı nasıl böyle bırakıp gidiyorsun? Sen yokken sebzelerini alıp parasını vermezlerse ne olacak?” diye sordum.

Teyzemiz gayet sakin bir şekilde cevap verdi:

“Yok, ben yokken aldıkları sebzelerin parasını buradaki taşların altına koyuyorlar.”

Bir kez daha şaşırdık.

Ne kasa var, ne güvenlik görevlisi, ne kamera…

Bir masa, birkaç sebze ve taşın altına bırakılan para…

Belki dünyanın en gelişmiş ödeme sistemi değildi.

Ama insanlık açısından bakıldığında çok ileri bir sistemdi.

Bize garip gelen ne?

Evet, güvenin azaldığı, insanlığın bazı yerlerde kaybolmaya yüz tuttuğu bu ahir zaman toplumunda böyle insanlarla karşılaşmak bize geleceğe dair umut verdi.

En azından hâlâ böyle samimi, dürüst ve güzel ahlaklı insanların yaşadığını görmek içimizi ferahlattı.

Fakat sonra insan ister istemez kendi kendine şu soruyu soruyor:

Bize neden bu kadar ilginç geldi?

Birbirine güvenmek, emanete sahip çıkmak, dürüst olmak, alışverişte hakkaniyet göstermek aslında bizim medeniyetimizin, inancımızın ve ahlakımızın temel değerleri değil miydi?

Şimdi bir kısmınız, “Bu özellikler zaten Batı ülkelerinde çok var.” diyebilir.

Evet, dünyanın farklı yerlerinde güven üzerine kurulmuş benzer uygulamalar görüyoruz.

Fakat asıl sormamız gereken soru şu:

İslam’ın en önemli ahlaki hasletlerinden olan doğruluk, güven, adalet ve emanete riayet bizim toplumumuzda neden bu kadar azalmış durumda?

Müslümanlar neden güvenilirliğiyle değil de bazen güvensizliğiyle anılır hâle geldi?

Camide ayakkabısını ve gözlüğünü çaldıran biri olarak…

Bu satırları, camide ayakkabısı ve gözlüğü çalınmış biri olarak yazı yorum .

Her gün ülkemizin farklı şehirlerinden camilerde yaşanan hırsızlık haberleriyle karşılaşıyoruz.

Düşünün…

İnsanın kendisini en güvende hissetmesi gereken mekânlardan biri olan camilerimizde bile hırsızlık yapılabiliyor.

Elbette bunu bütün Müslümanlara mal etmek doğru değil. Hâlâ çok güzel insanlar, çok güzel örnekler var. Fakat bu tür olayların yaşanıyor olması bile üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir mesele.

Çünkü biz, ahlakı sadece anlatmakla değil, yaşamakla mükellefiz.

İslam’ı sözlerimizle değil, hâlimizle anlatalım

Bediüzzaman Said Nursî’nin çok anlamlı bir sözü vardır:

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef'âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette fevc fevc İslâmiyete girecekler.”

Bu sözün özü aslında çok açık:

İslam’ın güzelliğini sadece anlatmak yetmez.

Onu yaşamak gerekir.

Dürüstlüğümüzle…

Adaletimizle…

Ticaretimizle…

Komşuluğumuzla…

Emanete sahip çıkışımızla…

Kimsenin görmediği yerde bile hakkı gözetmemizle…

İslam ahlakını insanlara gösterebilirsek, İslam’ın güzelliğini anlatmak için uzun uzun konuşmaya bile gerek kalmaz.

Çünkü güzel ahlak, en etkili tebliğdir.

Bir masa bize ne anlatıyor?

Yakakent’te gördüğüm o küçük masa, aslında bana çok büyük bir hakikati hatırlattı.

Bir masa…

Üzerinde birkaç kilo domates, biber , armut…

Bir de para kutusu…

Ama o masanın üzerinde bundan çok daha kıymetli bir şey vardı:

Güven.

Fikret Kol Hocamız bize yalnızca sebze satmıyor.

Bize, “İnsanlara güvenebilirsiniz.” diyor.

Nedime teyze yalnızca ürünlerini bırakıp gitmiyor.

Bize, “İnsanlık henüz bitmedi.” diyor.

Vatandaş yalnızca parasını kutuya bırakmıyor.

Bize, “Kimse görmese de doğru olan yapılabilir.” diyor.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey tam da budur.

Güvenmek…

Güvenilir olmak…

Ve yeniden güvenilir bir toplum inşa etmek.

Eğer ilerlemek, güçlü bir toplum olmak ve yeniden medeniyetimizin dünyaya örnek olduğu günlere ulaşmak istiyorsak, işe kendimizden başlamalıyız.

Biz dürüst olacağız.
Biz güvenilir olacağız.
Biz emanete sahip çıkacağız.
Biz İslam ahlakını sözlerimizle değil, fiillerimizle göstereceğiz.

O zaman hem kendi toplumumuz düzelecek hem de güzel ahlakımızla başka toplumlara örnek olacağız.

Belki bir gün dünyanın başka yerlerinde insanlar İslam’ı anlatan sözlerden önce, Müslümanın hâline bakarak İslam’ı tanıyacaklar.

Yakakent’teki o küçük masa, bana bir kez daha şunu düşündürdü:

Bazen büyük hakikatler, büyük kürsülerde değil; küçük bir masanın üzerindeki bir kutuda saklıdır.

Ve bazen bir avuç sebzenin yanında bırakılan birkaç lira, insanlığın hâlâ ölmediğinin en güzel şahididir.

Rabbim toplumumuzda bu güzel örneklerin çoğalmasını, güvenin yeniden hâkim olmasını ve ahlak-ı İslâmiyenin sözlerimizden önce hâl ve hareketlerimizde görünmesini nasip etsin.

 

 

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ