<div>Biliyorsunuz geçen hafta gündem oldu. Ne mi gündem oldu? Sultan 1. Murad Han gündem oldu. Ecdadımız Sultan 1. Murad Han’ı yani Hüdavendigar’ı bu topraklarda yaşayanların ne kadarı bilir ve tanır? Hüdavendigar ne demek onu da açıklayalım. Çünkü bu topraklarda Bize Ecdadımızı unutturdukları gibi, Osmanlıca’yı da unutturdular.</div> <div><strong>Hüdavendigar</strong><strong>, hükümdar, âmir, efendi, sahip demektir. Osmanlı Padişahlarından 1. Murad Han’ın (1362 - 1389) lâkabıdır ve bu sebeple, şehzadeliğinde valilik yaptığı Bursa vilâyetine de Cumhuriyete kadar bu nam verilmişti.</strong> Osmanlı Devletinin 3. Padişahı Ecdadımız 1. Murad Han, birçok başarıya imza atarak Devletimizin topraklarını büyüttü. Babası Orhan Gazi’den, Dedesi Osman Gazi’den devraldığı Devletimizi başarıyla yönetti ve bir Sırp’ın savaş meydanında şehid etmesiyle bu Dünya’dan Ahirete irtihal eyledi. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.</div> <div>Şimdi gelelim Sultan 1. Murad Han’ın Ülkemizde geçen hafta içerisinde niye gündem olduğuna? Biz gündem etmedik. Sırplar gündem etti. Çünkü biz Ecdadımızı unutsak da onlar, yani düşmanlar unutmuyor. Sırplar, Belgrad'ta Fenerbahçe ile kendi takımlarının maç yaptığı basketbol sahası tribününde, Sultan 1. Murad Han'ın, Kosova Savaşı'ndan sonra savaş alanını gezerken bir Sırp askeri (Miloş Obiliç) tarafından hançerlenerek onlara göre öldürülmesini (Bize göre şehid edilmesini) resmeden büyük bir pankart sallandırdı. İşte o pankarttan sonra yine gündeme Osmanlı geldi ve 1. Sultan Murad Han akıllara geldi.</div> <div>Bu arada Biz Avrupalılara, Haçlılara “cici” görünsek de onlar Bizi “cici” görmüyorlar. Biz “Osmanlı” değiliz desek de onlar, yani düşmanlar “siz Osmanlısınız” diyorlar.</div> <div>1. Sultan Murad Han’ın pankartı gündem oldu üzüldük. Üzülmemiz bununla sınırlı değil. Bundan kaç sene önceydi bilmiyorum. <strong>Ben Polonya'nın başkenti Varşova'daki bir parkta da "Osmanlı askerinin üzerinde bir don kalmış" şekilde çırılçıplak halde yerde yatar vaziyette gösterilip tarihteki Leh Kralı Jan Sobieski'nin at üstünde ve atın ayaklarının da askerimizin tam üstünde resmedildiği bir heykel görmüş ve üzülmüştüm. </strong></div> <div>Adamlar görevlerini yapıyor, her fırsatta kitaplarla, heykellerle ve resimlerle çocuklarına ve gençlerine tarih şuuru veriyor. <strong>Biz ne yapıyoruz? Çocuklarımıza ve gençlerimize tarih şuuru verebiliyor muyuz? İşte bu sorunun cevabı mühim.</strong></div> <div>Ah, ah, ah! Bizde tarih şuuru yok. Çocuklarımıza tarih şuuru veremedik ve Ecdadımızı tanıtamadık.</div> <div>Maalesef özellikle 1923'ten sonra her şey tersine döndü. Rum’u, Yunan'ı cici, Arap'ı, Acem'i öcü gösterdiler Bize. Ah, ah, ah! Bizi ne hale getirdi Yunan Dostları!</div> <div><strong>Yunan'a karşı savaşıp Cumhuriyeti kurduğunu söyleyenler Yunan Dostu çıktı. Adamlar (yani içimizdeki Yunan ve Haçlı Dostları) Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarttığı dergi ve gazetelerde resmettikleri kahraman Türk askerini aynı Roma ve eski antik çağdaki Yunan askeri gibi gösterdiler.</strong> O yıllardaki gazeteci ve dergiciler (özellikle 1923-1950 yılları arasındaki gazeteci ve dergiciler) hayatta olsa da sorsak: “Hani Biz Yunan'a karşı savaşmıştık? Mehmetçiğimizi siz nasıl Roma askeri gibi resmedersiniz?”</div> <div>Yunan'a, Romalı'ya, Latin'e özenti ve hayranlık bununla da bitmiyor. Bir de Yunan Başbakanı Eleftherios Venizelos'u (1910 ile 1933 yılları arasında, sekiz dönem boyunca toplamda 20 yıldan fazla görev yapan Megalo İdea’cı bir adamı) koluna girip de rıhtımda karşılayışı var ki İsmet'in, şaşarsınız bu işe.</div> <div>“Hangi İsmet” dediğinizi duyar gibiyim. Meşhur İsmet! Yıl 1931. Türkiye Cumhuriyetinin İkinci Adamı İsmet, Büyük Yunanistan (Megalo İdea'cı, Batı Anadolu'yu kendi toprakları olarak gösteren bir idealin adamı Venizelos'u İstanbul'da rıhtımda karşılıyor ve bir de o günün akşamında yapılan bir tören sırasında İsmet ve Venizelos “kadeh tokuşturuyor.”</div> <div><strong>Sormazlar mı adama, “neyin kutlamasını yapıyorsunuz? Kutlama yapacaksa “eli kanlı katil Venizelos” yapsın, İsmet sana ne oluyor?” demezler mi?</strong><strong> Bütün ömrü Türk düşmanlığıyla geçmiş Venizelos’u koluna takıp karşılıklı kadeh kaldıran bir adam bu Ülkede “ikinci adam” diye anılır.</strong></div> <div>1923-1950 yılları arasında bu Millete reva görülen çileyi ve Batılı bakış açısıyla işlenen batıl feci işleri saysak, ciltler dolusu kitap olur. <strong>İkinci adam ve arkadaşlarındaki Yunan sevgisi ve Batı hayranlığı anlatmakla bitmez. </strong>Batı hayranları İsmet ve İsmet gibiler, Bize Ecdadımızı unutturdular.</div> <div>Adamlar, yani Osmanlı Devletinin eski tebaası olan adamlar, yani Rumlar, Yunanlar, Sırplar, Bulgarlar ve diğer Haçlılar senin Ecdadını, yani Osmanlı'yı unutmuyor. Ama sen unuttun. Sen dediğimiz Biziz.</div> <div>Pek sen sözde Osmanlı torunu, Sultan1 1. Murad Han’ı bilmezsin. “Leh Kralı Jan Sobieski” ismi geçti yazımın içinde. Onu bilir misin? Tabi onu da bilmezsin. Kısaca anlatayım da öğren.</div> <div>1683 yazında Osmanlı orduları Viyana'yı kuşattığında, Leh Kralı (şimdiki Polonya Kralı) Sobieski yaklaşık 25 bin kişilik ordusunun başında yardıma koştu. Bizim Viyana'yı fethetmemizi engelleyen Leh Kralı Jan Sobieski ve ordusudur. İşte o Leh Kralının Polonya’nın başkentindeki bir parkta heykeli var ve heykelde Bize hakaret var. Bir heykel düşünün ve “çırılçıplak yerde yatan bir Osmanlı askeri ve atın üzerinde bir haçlı Kralı” heykeli. Bu heykel onlara yani düşmanlara tarih şuuru verirken Bize hakarettir.</div> <div>Sözü uzatmaya gerek yok.</div> <div>Sözün özü şu: Bu toplumun fertlerine, gençlerine, çocuklarına Ecdadını ve değerlerini, özünü ve cevherini unutturmak için sistemli, kasıtlı bir şekilde sürdürülen bir çalışma var. <strong>O çalışma 1923-1950 arasında son sürat devam etti. Ondan sonra da devam ediyor mu? Buna siz karar verin. Ben yalnızca şöyle sesleniyorum: “Sen Ecdadını unutsan da düşmanların unutmuyor!”</strong></div> <div>Bir matbuat düşünün, yani basın yayın ve gazeteleri düşünün. Tarih 1923-1950 ve o gazetelerde “Yunan, Sırp, Bulgar, Rumlar değil de Osmanlı düşman gösteriliyor. Bununla da kalmıyor. Aynı mantık o yıllardaki ders kitapları, tarih ve edebiyat kitaplarında da hakim. O yıllarda yetişen bir nesil Osmanlı’yı nasıl sevsin? O yıllarda yetişen nesil Yunan, Sırp, Bulgar, Rumlar’ı nasıl düşman bilsin?”</div> <div>Ah, ah, ah! <strong>Bizi gerçekten 1923-1950 arasında “özümüzden kopardılar.” “Yalanı gerçek, düşmanı dost” diye anlattılar.</strong></div> <div>İnşallah, Biz bu Ülkenin çocuklarına, gençlerine tekrar şanlı tarihimizi ve kahraman Ecdadımızı anlatacağız. Birileri bundan rahatsız olsa da anlatacağız. Zaten de anlatıyoruz.</div> <div>Vesselam.</div> <div> </div> <div> </div>