<div>Yazıma bir ayet-i kerimenin mealiyle başlıyorum.</div> <div>“Karun, Firavun ve Haman’ı da helâk ettik. Halbuki Musa onlara apaçık mucizeler getirmişti. Fakat onlar Ülkede büyüklük taslayıp insanları ezmeye devam ettiler. Neticede onlar da, azabımızdan kaçıp kurtulamadılar.” (Ankebut Suresi, 39)</div> <div>Evet, bu ayette, helak edilen 3 kişi, grup ya da zümre var.</div> <div>Birincisi Karun.</div> <div><strong>Zenginliğiyle şımaran ve en sonunda yerin dibine sokulan adam.</strong></div> <div>İkincisi Firavun.</div> <div><strong>O da kudret ve saltanatıyla böbürlenip azgınlaşmıştı. O da suya gark edildi. Yani suda boğduruldu. </strong></div> <div>Üçüncüsü Haman.</div> <div><strong>O da bilgin sanılan bir sapkın idi. O da helak edilerek geberip gitti.</strong> (Haman da büyük ihtimalle Firavun ile birlikte suda garkedildi, aynı Firavun gibi)</div> <div>Birinci adamın başına gelenleri Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz (cc) şöyle beyan etmektedir.</div> <div>Karun, “Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim” diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş kimseleri helâk etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz! Karun gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!” derlerdi. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle derlerdi: “Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.” Sonunda biz onu ve evini barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildi. Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, “Yazıklar olsun bize! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış!” der oldular. (Kasas Suresi, 78-82)</div> <div>İkinci adamın başına gelenleri Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz (cc) şöyle beyan etmektedir.</div> <div>“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de taşkınlık ve düşmanlıkla onların peşlerine düştüler. Sonunda su onu (Firavun’u) boğmaya başlayınca: "İsrailoğullarının kendisine iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de Müslümanlardanım" dedi. Ona, şimdi mi iman ettin? denildi. Oysa bu güne kadar hep başkaldırmış ve bozgunculardan olmuştun. O halde bugün biz de, senden sonra gelenlere ibret olasın diye yalnız cesedini kurtaracağız ve şüphe yok ki insanların çoğu, bizim delillerimizden gaflettedir.” (Yunus Suresi, 90-92)</div> <div>Üçüncü adamın başına gelenleri de Kur’an-ı Kerim’de Yunus Suresi 90-92 ve Ankebut Suresi 39. ayetten an anlamak mümkündür</div> <div>Yazımın başlığı “Zulmün Üç Sacayağı: Karun, Firavun ve Haman.”</div> <div>Yazımın başlığında üç isim var. Bir de “sacayağı” diye bir eşyadan bahsediliyor.</div> <div>Sacayağı nedir?</div> <div>Sacayağını hepimiz biliyoruz esasında. Bilsek de tanımlayalım. Sacayağı genellikle demirden yapılan bir mutfak eşyasıdır. Sacayağı üçgen biçiminde ve üzerinde tencere konularak yemek pişirilmesini sağlayan bir eşyadır. Sacayağının üçayağı olmasa yani iki ayağı olsa üzerine konulan kazan ya da tencere devrilir. <strong>Sacayağının işlevini yapması için kesinlikle üçayağının olması zorunludur.</strong></div> <div><strong>Aynı bunun gibi zulmün de üç sacayağı var.</strong></div> <div>Bu üç sacayağı Kur’an-ı Kerim’de Ankebut Suresi 39. ayette belirtilmektedir.</div> <div>Zulmün üç sacayağı şöyledir. 1-Para, 2-Saltanat ve 3-Para ve saltanatın emrindeki sözde alimler.</div> <div><strong>Para denilince “Karun”, saltanat denildiğinde “Firavun” ve sözde alim denildiğinde de akla “Haman” gelir. </strong></div> <div>Bu üçü bir araya gelmeden zulüm olmaz.</div> <div>Tarihte de böyleydi, günümüzde de böyledir.</div> <div>Terörist Siyonist İsrail ve onun yardakçısı şerefsiz ABD yönetimi, günümüzde zulmün tam merkezidir.</div> <div>Bu zulmün merkezleri, yani terörist siyonist İsrail ile onun yardakçısı şerefsiz ABD yönetimi, paraya (Rothschild, Rockefeller vb gibi zenginlere), saltanata (Trump, Bush gibi alçak Başkanlara, Netanyahu gibi şerefsiz Başbakanlara) ve kendilerine yön vererek zulme sevkeden sözde alimlere (o alimler yeri gelir bir diplomat olur, yeri gelir bir stratejist olur, yeri gelir bir profesör olur) dayanır.</div> <div>Bilindiği gibi günümüzde bir Firavun var, ya da iki Firavun var. <strong>ABD Başkanı Donald Trump ve terörist siyonist İsrail’in Başbakanı Binyamin Netanyahu Firavun’dur. Bu Firavun’ların destekleri büyük ölçüde Yahudi zenginlerden ve sahte alimlerden geliyor. </strong></div> <div>ABD Başkanı Donald Trump ve terörist siyonist İsrail’in Başbakanı Binyamin Netanyahu, ellerinde para olmasa bir hiçtir. Paranın yanında bir de <strong>“bunlara gaz vererek savaşmalarını sağlayan sözde alimler vardır.”</strong> İşte bu <strong>“üç kirli ittifak”</strong> bir araya geldiğinde Dünya’da zulüm meydana geliyor.</div> <div>Ve asıl söylemek istediğimize ve yazımızın sonuna gelelim şimdi:</div> <div><strong>Tarihte nasıl ki, Karun, Firavun ve Haman helâk edildiyse, ABD Başkanı Donald Trump ve terörist siyonist İsrail’in Başbakanı Binyamin Netanyahu ile etrafındaki sözde alimler de helak edilecektir. </strong></div> <div>Ankebut Suresi 39. ayette Karun, Firavun ve Haman’dan sonra ismi zikredilen bir isim daha var. O da Hazreti Musa(as)’dır.</div> <div>Peki günümüzde Hazreti Musa’nın (as) vazifesini yapacak bir kişi (Mehdi ya da benzeri bir şahıs) gerekmiyor mu? Gerekiyor. </div> <div>Yani zulmün üç sacayağını (zalimlerin tezgâhını) kıracak ve darmadağın edecek bir Musa gerekmiyor mu? Gerekiyor.</div> <div>Onu da bir başka yazımda anlatacağım, inşallah.</div> <div><strong> </strong> </div>