<div><strong> </strong>Geçmişe takılı kalan, ne günü yaşar ne de yarına dair bir umudu olur.</div> <div> Çocukluktaki herhangi bir travma, aile içi şiddet, yakın birini kaybetme, terkedilme, bilerek ya da bilmeyerek büyük bir hata yapmak, haksızlığa uğramak, zulme maruz kalmak gibi olumsuzlukları yaşamamış çok az insan olduğu gibi yaşamışlıklarından da ders çıkaran çok az insan vardır.</div> <div> Çevrede bu gibi yaşamışlıkları olan o kadar insan var ki sayfalarca hikayeler yazılabilir. Ancak ben, siz kıymetli okurlarıma geçmişe takılı kalan bir ailenin öyküsünü anlatmak istiyorum.</div> <div> Ahmet, ilçede, kenar bir mahallede, bir dönümlük arsada inşa ettiği, büyük bir holün etrafını çevreleyen dört odalı, önünde büyük bir balkonu olan, kendi deyimiyle ‘sarayda’ kerpiç bir evde yaşıyordu.</div> <div> Geçimini tütüncülükle sağladığı için evin solunda, az ileride tütün işlerinde kullanmak üzere uzunca bir ambar, ambarın hemen bitişiğinde öteberi bırakmak için orta büyüklükte bir ambar daha, ambara bitişik iki üç ineğin barınabileceği bir ahır ve ahırın hemen bitişiğinde de on- on beş tavuğu içinde besleyebilecek büyüklükte bir kümes, evin sağında da ekmek ve yiyeceği pişirebilecek bir yer yapmıştı. Tüm bunlarda olduğu gibi ihata duvarını da kerpiçten örmüştü.</div> <div> Ahmet, sekiz çocuk babasıydı. Kızlar evlenip gitmişlerdi. Evlendirdiği her dört erkek çocuğuna da birer oda vermişti. Çocuklarının hepsini evlendirmiş artık herhangi bir iş yapmıyor torunlarıyla oynuyordu. Ahmet de Ahmet’in eşi Emine de istirahate çekilmişlerdi. Tüm işlere oğullar, gelinler ve de torunlar artık bakıyordu.</div> <div> Uzun bir kış gecesinde sobada harlanan odun ateşinin çıtırtısı eşliğinde hane halkı bir yandan çay içerken bir yandan da koyu bir muhabbete girmişlerdi. Derken Ahmet sözü ailevi bir soruna getirdi. Ve en küçük oğlu Ali’nin eşi olan Fatma’yı aile fertlerinin önünde rencide edecek sözler sarf ederek konuşmasını sürdürdü. Fatma, feveran ederek kayınbabasına saygısızca bir davranış denilebilecek şekilde bir karşılık verdi. Ahmet, bunu beklemiyordu, bedenindeki tüm kan beynine sökün etmiş gibi yüzü kızardı. Az sonra fenalaştı, oğulları, onu en yakın hastaneye götürmek üzere at arabasına alıp yola koyuldular. Hastaneye vardıklarında Ahmet’in yolda dünyasını değiştirdiğini oğulları, doktordan öğrendiler.</div> <div> Defin işleriydi, taziyeydi derken ev normal hayata döndü. Hane halkı rutin işlerinin yanında birbirini yıpratmaya başladı. Özellikle de Ali ile Emine, Fatma’yı yıprattıkça yıprattı. Emine, ‘Ahmet’in ölümüne sen sebep oldun’ dedikçe Fatma gerildi, gerildikçe hırçınlaştı. Tartışmalar gittikçe büyüdü. Ali’nin ağabeyleri evde huzurun kalmadığını görünce evden bir bir ayrıldılar. Ahmet’in deyimiyle saray gibi evde Ali, Fatma ve bunların çocukları Mehmet ile Ayşe bir de Ahmet’in eşi Emine kaldı.</div> <div> Emine ile Fatma’nın tartışmaları gittikçe büyüdü; Ali de Fatma da Emine de birbirlerinin huzurunu kaçırıyor birbirlerini yıpratıyorlardı. Ali bir kamu kurumunda çalışıyordu. Evden uzaklaşmak için uzak bir ile tayin istedi. Emine ile Fatma baş başa kaldı. Her gün huzursuzluk... Her gün huzursuzluk... Her gün huzursuzluk... Emine her lafın başında ‘Ahmet senin yüzünden öldü’ dedi. Fatma da ‘Ahmet bana haksızlık yapıyordu, ilahi adalet bu haksızlığı ona bırakmadı’ diye karşılık veriyordu.</div> <div> Köyde Fatma ile Emine’nin kavgaları hep konuşuluyordu. Fatma’nın babası Musa, evinin önünde bulunan yıkık bir ahırı onarıp kireçle badanaladı. Sonrada Fatma’yla çocuklarını alıp ahırdan dönme odaya yerleştirdi. Evde sadece Emine kaldı.</div> <div> Üzerinden yıllar geçmesine rağmen Emine, “Bu kötü gelinin yüzünden kocamı kaybettim.” Ali, “Bu uğursuz kadının yüzünden babam öldü.” Fatma da “Lanet gelsin o meşum geceye. Keşke o geceyi hiç yaşamasaydım, keşke o gece hiç konuşmasaydım, keşke o an dışarı çıksaydım, onu dinlemeseydim, ona karşılık vermeseydim, o meşum geceyi yaşamazdım.” deyip duruyordu. Sürekli bir pişmanlık duyuyor, kendini suçluyor, kendine kızıyordu. Üçü de hep geçmişe takılı kalıp keşkelerle zaman geçirirken geleceğe dair bir plan yapamadılar, geçmişin etkisinden kurtulamadılar, hep geçmişin esiri oldular. Böyle de olunca ne günü yaşayabildiler ne geleceğe dair bir umutları olabildi ne de sağlıklı olabildiler.</div> <div> Geçmiş unutulmamalı, geçmişten ders çıkarılmalı ama geçmişe de teslim olunmamalı. Geçmişi düşünmek sağlıklı olabilir fakat geçmişte yaşamak sağlıklı değildir.</div> <div> Geçmişe takılı kalmak fiziksel olarak, mide sorunları, uyku bozuklukları, baş ağrıları, psikolojik olarak da yorgunluk, enerji azalması, kaygı, endişe, korku, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi rahatsızlıklara yol açabilmektedir.</div> <div> Zihinsel ve duygusal olarak iyi olmayan bir birey bedensel olarak da iyi olamaz. Zihinsel yük bedeni yorar.</div> <div> Geçmişin zihinsel yükünden kurtulmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak için profesyonel bir destek almak elzemdir.</div> <div> İlgili kurumların bu konudaki çalışmalarını artırmaları halinde daha sağlıklı bir topluma sahip olabiliriz.</div> <div> Kalın sağlıkla.</div>