Ana içeriğe geç
Ebubekir Doğan
Ebubekir DoğanKöşe Yazarı

İklim Değişikliği Tartışmalarına Eleştirel Bir Bakış:

Meteorolojik farklılıklar, Şehir Efsaneleri ve Doğal Döngüler Üzerine Bir İnceleme Son yıllarda artan küresel ısınma söylemleri, sanayi devriminden bu yana…

İklim Değişikliği Tartışmalarına Eleştirel Bir Bakış:

Meteorolojik farklılıklar, Şehir Efsaneleri ve Doğal Döngüler Üzerine Bir İnceleme

Son yıllarda artan küresel ısınma söylemleri, sanayi devriminden bu yana atmosfere salınan sera gazları ve fosil yakıt emisyonlarını iklim krizinin bir numaralı faili olarak göstermektedir. Ancak yerel meteorolojik veriler, halk anlatıları ve jeolojik tarihin sunduğu kanıtlar, iklim olaylarının yalnızca antropojenik (insan kaynaklı) etkenlerle açıklanamayacak kadar karmaşık ve devasa doğal döngülere sahip olduğunu düşündürmektedir. Bu çalışmada; son dönemde Türkiye genelinde ve özelde Batman bölgesinde gözlemlenen erken sonbahar yağışları, halk arasında yayılan komplo teorileri/şehir efsaneleri ile geçmiş yüzyıllardaki kuraklık ve kıtlık dönemleri ele alınarak iklimsel döngü gerçeği tartışmaya açılmıştır.

Sanayi devriminden günümüze kadar geçen süreçte fosil yakıtların yoğun kullanımı, kloro-floro karbon (CFC) gazları ve metan salınımı gibi faktörler, atmosfer sıcaklığında sürekli bir artışa neden olmuştur. Greenpeace, WWF ve Climate Action Network (CAN) gibi uluslararası çevre örgütleri ve iklim kuruluşları; bu artışın mevsimlerin kaymasına, yağış rejimlerinin dengesizleşmesine, şiddetli kuraklıklara ve nihayetinde su krizleri ile büyük göçlere yol açacağı konusunda sıkça uyarılar yapmaktadır.

Buna karşın, dünyanın farklı coğrafyalarında ve özellikle ülkemizde son yıllarda görülen bazı meteorolojik hareketlilikler, iklim modellerinin öngörüleriyle tam olarak örtüşmemektedir. Örneğin, Batman ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde son iki yıldır sonbahar yağışlarının erken başlaması, geleneksel tarım pratiklerini olumlu yönde etkilemiş ve uzun süredir beklenen toprak nemini (alatav) sağlamıştır. Bu durum, iklim krizine dair tek taraflı felaket senaryolarının yanı sıra, doğanın kendi iç dinamiklerinin ve döngülerinin de hesaba katılması gerektiğini göstermektedir.

 Şehir Efsaneleri ve Bilimsel Gerçeklik: "Bulutlar Çalındı mı?" Söylemi

Halk arasında ve sosyal medyada, son yıllardaki olağan dışı sert kışların ve yoğun kar yağışlarının nedenine dair çeşitli komplo teorileri üretilmektedir. Bunlardan en yaygını, ABD ile İran arasındaki gerilimlere dayandırılmaktadır. Bu iddiaya göre İran, ABD'nin bölgesel yağışları engelleyen uydu sistemlerini hedef alarak düşürmüş ve bu sayede olağan yağışların gerçekleşmesine imkan sağlandığı belirtilmektedir.

Ancak bu tür iddiaların bilimsel ve teknik bir temeli bulunmamaktadır. Şayet ABD gibi süper güçlerin bulutları tamamen kendi hava sahalarına yönlendirme ve yağışları istedikleri gibi yönetme kapasitesi olsaydı,”kelin ilacı” meselesi gibi öncelikle kendi topraklarında yaşanan kuraklık krizlerini çözerlerdi. Gerçekte Teksas, Arizona ve Nevada gibi eyaletlerde kronik su sıkıntılarının yaşandığı, hatta gri suların arıtılarak kullanıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu tür açıklamalar, meteorolojik olayların karmaşıklığını basite indirgeyen şehir efsanelerinden ibarettir.

Bilimsel Veriler ve İklimsel Döngü Gerçeği

Küresel iklim modelleri karbon salınımı ve sera etkisine odaklanırken, ormansızlaşma, okyanus akıntıları (El Niño ve La Niña) ve kutuplardaki soğuk su kütlelerinin hareketleri de yağış rejimlerini doğrudan etkileyen hayati faktörlerdir.

Dünya tarihindeki jeolojik ve paleoklimatolojik veriler incelendiğinde, dünyanın bugünden çok daha büyük iklimsel krizleri insan faktörü olmaksızın atlattığı görülmektedir:

Örneğin 440 Milyon Yıl Önce: Dünya tamamen buzullaşmış, deniz seviyeleri düşmüş ve oksijen %85 oranında azalmıştır.

66 Milyon Yıl Öncesinde ise : Meksika nın Yucatán bölgesine çarpan dev meteor sonucunda dinozorlar dahil canlı türlerinin %75'i yok olmuştur.

Bu büyük felaketlere ve küresel yok oluş süreçlerine rağmen dünya atmosferi ve ekosistemi kendini yenilemeyi başarmıştır. Bu durum, günümüzdeki iklim değişimlerinin de insan kaynaklı gaz salınımının ötesinde, binlerce yıllık galaktik, güneşsel ve jeolojik döngülerin bir parçası olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.

 Canlı Tanıklıklar Işığında Geçmişteki Kuraklıklar

Türkiye'de yaşlı kuşakların aktardığı tarihi hafıza, kuraklık ve olağanüstü hava olaylarının sanayi devrimi öncesinde de yaşandığını kanıtlamaktadır.

Hemen söylemek gerekirse 1939 Yılında; Yağışların yetersizliği nedeniyle büyük bir kıtlık yaşanmıştır. Bunu çoğu yaşlılarımız hala hatırlarlar.

Yine 1914-1917 Birinci Dünya Savaşı yıllarında, halkın canlı tanıklıklarıyla sabit olduğu üzere, tam üç yıl boyunca hiç yağmur yağmamış ve üçüncü yılın sonunda yaz ayında kar yağmıştır.

O dönemin canlı tanıklarında ben bizzat anemin ninesi ve dedesi ve dedemin teyzesinden dinledim.

Sanayileşmenin, karbon salınımının ve fosil yakıt tüketiminin neredeyse hiç olmadığı bu dönemlerde benzer iklim anomalilerinin yaşanmış olması, günümüzdeki iklim kaymalarının tek sebebinin insan faaliyetleri olmadığını, doğanın kendi periyodik döngülerine sahip olduğunu açıkça göstermektedir.

Sonuç

Çevreyi korumak, ormanları ve su kaynaklarını muhafaza etmek kuşkusuz insanlığın geleceği için hayati bir sorumluluktur. Bilimsel araştırmalara itibar etmek ve ekolojik dengenin sürdürülebilirliğini sağlamak gereklidir.

 Ancak iklimsel değişimleri, mevsim kaymalarını ve yağış rejimlerindeki dalgalanmaları yalnızca fosil yakıtlara ve karbon salınımına indirgemek eksik bir yaklaşım olacaktır.

Geçmişte yaşanan buzul çağları, Antartika'daki bir zamanların yaşam izleri ve yüzyıllık kuraklık döngüleri göz önüne alındığında; iklim olaylarının 20, 40, 100 veya 150 yıllık periyodik döngülerin yanı sıra galaksideki farklı gezegen , yılız hareketleri, gezegensel ve güneş sisteminden kaynaklanan galaktik hareketler ve evrensel hareketlerin bir sonucu olabileceği göz ardı edilmemelidir.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın