<div>Yağmurlar bizi bırakmamaya and içmiş gibi görünüyordu. Hem de yolda yürürken gördüğüm, ansızın</div> <div>başını iki beton yığınının arasından uzatıveren devasa çınar ağacı gibi, hiç beklenmedik anlarda</div> <div>bastırıp sırılsıklam ediveriyordu hepimizi. Ya da dolu olup hışımla dökülüveriyordu yeryüzüne büyüklü</div> <div>küçüklü, yamru yumru inci taneleri.</div> <div>İçimizden geçenler besbelli:</div> <div>“Allah’ım, inşallah meyvelere, ekinlere bir şey olmamıştır; mahrum bırakma bizi nimetlerinden Ya</div> <div>Rabbi…”</div> <div>Tam iki adet ebemkuşağı birbirine paralel olarak, sanki bir su küresi kadar küçük dünyamızı çepeçevre</div> <div>sarıp güzel bir yağmur fiyonguyla sarmalamış idi.</div> <div>O kadar mutluydum ki…</div> <div>Her şey vardı bu dünyada ancak buna rağmen ikinci, çok daha solgun olan gökkuşağının biraz daha</div> <div>belirginleşebilmesi için gözlerimi dikip ona; renkleri canlansın diye bekledim.</div> <div>Bulunduğumuz bina, tavandan tabana kadar pencereli, bol ışıklı, kocaman avizeleri olan pembe</div> <div>tonlarında bir mekândı. Duvarların yerine her yer camdandı. Dedim ya, zamanda dalgalanan bir su</div> <div>küresinin içindeydik biz.</div> <div>Pencereden aşağı bakınca iki dağın arasından yamaçlara doğru bir halı serilmişti önümüze yemyeşil.</div> <div>Yeşilin elli tonu… Ve tam oralarda ahmak ıslatan bir bahar yağmuru.</div> <div>Karşıda bir yol; iki dağı tam ortasından ayırıp soldakine doğru üçgenin hipotenüsü gibi dümdüz</div> <div>uzanan…</div> <div>Üzerinde beyaz bir dolmuş yokuşu çıkarken perişan; sanki yorgunluktan dili dışarı kaçmış ağzından,</div> <div>kızarmış bozarmış, tık nefes hırlayan.</div> <div>Oysa tam karşı istikametten gelen kırmızı bir arabacık, bakınca buradan aşağıya doğru bir bilye</div> <div>gibi kayan.</div> <div>Tam aşağıdaki bahçede, ahmak ıslatanın altında bir çift, evliliğe hazırlanan…</div> <div>Bir yakıcı güneş, bir yağmur demeden anılarını fotoğraflayan;</div> <div>Mutluluklarının daim olması dileğiyle birbirlerinin elini hiç bırakmayan.</div> <div>Mekânın öbür yanında günlük güneşlik bir hava…</div> <div>Gözleri kamaştıran kocaman bir elmas güneş…</div> <div>Ancak aynı anda kovalardan boşalırcasına yağmur!</div> <div>Olağanüstü bir manzara…</div> <div>Gökyüzünü çiziyor damlalar sanki elli derecelik açıyla ve inatla.</div> <div>İşte bu karmaşa, iki adet gökkuşağıyla tam karşımda…</div> <div>Yine tutulmalı dilekler ardı ardına.</div> <div>Gökkuşakları biraz daha âşıkların hatırına asılı kaldılar gökyüzünde ve zamanda. Böylelikle benim de</div> <div>onları raptiyelerle kendi gökyüzüme tutturuvermeme izin verdiler; iç dünyama, su küremin</div> <div>semalarına…</div> <div>Tatlı serin zamanlardan geçeceğimizi düşünürken ansızın bastırıverdi neredeyse temmuz sıcakları.</div> <div>Şaşırdık ne giyeceğimizi.</div> <div>Ben çok bağlıyımdır içinde bulunduğum zamana ve mekâna. Öyle hemen çıkarıp atamam botlarımı,</div> <div>montlarımı bahardan geçerken yaza… Ya da çıkaramam tiril tiril elbiselerimi, şıpıdık terliklerimi</div> <div>hemencecik geçerken yazdan sonbahara. Nedense bir bütünün parçasıdır eşyalar.</div> <div>Geçen mevsimin önemli hatırlatıcıları olur bazen; çakan şimşekler, düşen yıldırımlar…</div> <div>Bu yıldırımlar kimi zaman öldüresiye yaralar bir çobanı. Durur kalbi. Dakikalarca uğraşılır, tekrar</div> <div>çalıştırılır; atar yeniden kalbi.</div> <div>Ancak artık ne kendisi soluğunu alabilmektedir ne de duyabilmektedir bizleri.</div> <div>Öldürücü son darbeyi almıştır yüreği, böbrekleri, karaciğeri… tüm bedeni.</div> <div>Maalesef artık geri dönüşsüzdür yolculuğu.</div> <div>Baharın gelişiyle, yaklaşan bayramların sevinciyle şakalaşır delikanlılar sokaklarda, meydanlarda…</div> <div>Ancak bazen doğru anlayamazlar birbirlerini ve sonsuz olur öfkeleri.</div> <div>Saldırıverirler en sevdiklerine bile.</div> <div>Nedense hep araya girip onları ayırmaya çalışandır yaralanan kasığından ya da sol yanından…</div> <div>Yine başlar koşturmacalar sadece tek bir şansı olan delikanlı için; önce olay yerinde, sonra acil</div> <div>serviste, ameliyathanede ve gelebilirse de en son bizde.</div> <div>Son şansımızdır bu, uğurlamadan önce şu garip ruhu.</div> <div>Kim bilir daha niceleri geldi geçti; gelip geçecek…</div> <div>Zihnimizde yer edecek ya da edemeyecek.</div> <div>Ancak hep bir koşturmaca…</div> <div>Uğraş günler boyu, geceler boyu…</div> <div>Geçmese de boğazımızdan bir damla su…</div> <div>Elimde değil; bir bakmışım nefesimi tutmuş, nefes almamışım.</div> <div>Su içmemiş, bir şeyler yememişim.</div> <div>Zaten hiç uyumamış, uykusamışım.</div> <div>Aslında bacaklarım zonkluyor; çünkü nabzım orada atıyor.</div> <div>Ama ben onları öylesine yok saymışım ki…</div> <div>Çünkü zaten saysam var, uyanık olamazmışım sabaha kadar.</div> <div>Gözlerimin altı çökmüş.</div> <div>Mor halkalar katmanlanmış bir on beş yıl kadar.</div> <div>Çünkü Yoğun Bakım’da Zaman…</div> <div>19 Mayıs genci gibi deli dolu; hiç yerinde durmuyor, duramıyor!</div> <div>Zıp zıp zıplıyor…</div> <div>Zeki, çevik, atılgan!</div> <div>Bir bakmışsın koşuyor, bir bakmışsın plank yapıyor, barfiks çekiyor…</div> <div>Atlamış simsiyah bir atın üzerine; dört nala savruluyor, kendisi gibi çevik atının yeleleri…</div> <div>Gidip güneş doğarken ufka doğru sarı-mavi-mor, hemencecik dönüp geliveriyor batan güneş</div> <div>manzarasına fuşya-mor…</div> <div>Olan biten başımı döndürüyor!</div> <div>Geçen zamanın çokluğunu anlamak ne kadar da zor…</div> <div>Zaman, 7/24 yoğun bakımda, su küresi kadar küçücük dünyamda kurmuş bir kamp;</div> <div>sanırsın kendisi, en çok etkilendiğim sinema karakterlerinden biri olan Forrest Gump.</div> <div>Ancak bir beyaz kuş tüyünün yere düşüşü kadar sürede başlar ve biter her şey…</div> <div>Su küresinin içindeki simlerin yukarıdan aşağıya süzülüşü kadar…</div> <div>Kum saatimdeki pembe kumların üst haznede bitip alt haznede toplanıvermesi kadar…</div> <div>Bi kahve?</div> <div>Tazelesem de rujumu, allığımı, kokumu ve nefesimi; asla tutamaz hiçbir şey sevdiklerimin yaptığı</div> <div>kahvenin yerini.</div> <div>Koridorlarda temizliğin kokusu…</div> <div>“Hadi yeni güne başlıyorsun!” deyip her önüne gelene ‘’Günaydın!’’ demenin hoş duygusu…</div> <div>Mesaiye yeni gelen taze kan…</div> <div>Yepyeni bir gün başlıyor ağırdan.</div> <div>Yatağında bembeyaz çarşaf ve örtüler içinde görürsem gülen bir hanım…</div> <div>İşte ben bu yeni yeni emekleyen günde, sonsuz mutluluğa adayım.</div> <div>O gülüşün içinde bir de derse bana:</div> <div>“Nasılsın Doktor Hanım Kızım?’’</div> <div>İŞTE BEN, BUNUN İÇİN VARIM!..</div>