<div>Bambu kamışlarından yapılmış plaj şemsiyesinden süzülen ışık damlaları çoğaldıkça artan sıcağa ve çocuk kahkahalarının taşkınlığına uyandı; yüzüne kapattığı hasır şapkasına rağmen. Şezlongdan doğruldu. Çoluk çocuk deniz kenarında köpüklü dalgaların gel gitinde kumdan kaleler yapıyorlardı. Zarif bir kadın, keten eteği uçuş uçuş, bir eliyle şapkasını rüzgârın kapıp götürmesinden koruyor, diğer eliyle eğilip doğrulup deniz kabuklarını topluyordu. Babasının kollarında bir bebeğin çırpınmasıyla kolluklarından saçılan köpükler kadına kadar ulaşmıştı. Kadın, Sare oldu; köpükler de yüzünde gülücük. Bebiş, püff püff derken etrafa ağzından köpükler saçarak bebek kahkahasıyla köpüklere köpük katıyordu. Babası köpüklere gömüldü ve o da bol köpüklü bir çocukluğa ermişçesine mutlu oldu. Çok ıslak ve çok mutlu. “Tamam, bugünlük yeter,” diye düşündü. Adam, bebişle beraber huzurla yıkanmış olarak Berfin’e doğru geldiğinde Berfin de elinde denizkızı desenli bir bebek havlusu ile Can ve Dilan’ı bekliyordu.</div> <div>Beş çayına eve döndüler. Duşlarını alıp masanın etrafında buluştular. “Dilan uyudu sonunda,” dedi Berfin. Veysi de uzandığı hamaktan kalkıp geldi. “Babacım, bu uyku sana ne kadar da yaramış,” dedi Berfin. Veysi, “Evet, bugünlerde gerçekten çok iyiyim. Turp gibiyim. Dipçik gibiyim. Yeniden doğmuş gibiyim,” deyip Sare’ye göz kırptı. Hepsi neşeyle gülüştü. En çok da Sare. Berfin, “Hey, benim kocam da çok yakışıklı!” diyerek sandalyede oturan Can’ın boynuna arkadan kollarını dolayarak güzel başını öptü. O öpücük sesi boşlukta yankılanırken aniden bir şimşek çaktı; güneşin önü kopkoyu gri bulutlarla kapandı. Sare, “Hava da nasıl bozdu. Neyse. Bakın bakalım un kurabiyem nasıl olmuş?” dedi ve bir ısırık aldı kurabiyeden. Sıcak un kurabiyesi çayla nasıl da güzel gitmişti. Israrla Sare’ye bir şarkı söyletmek istediler ama ne mümkün, ikna olmadı. Un kurabiyesi ses tellerini perdelediği için şimdi değil, ama akşama güzel bir konser vereceğini söyleyerek gönüllerini aldı.</div> <div>Veysi hamakta sallanıyordu; üzerinde de uçuk pembe ve kıpkırmızı Japon gülleri hafif esintide usul usul salınıyordu. Denizin dalga sesleri duyuluyordu her daim fonda ve iyotlu kokusu insana “Yaşıyorsun be!” diyordu. Dolunay yükselirken kızarık rengi açılıyordu. Ağaçlar gündüzden daha bir yakın, daha bir sarılgandı. Yeni sulanmış her nevi yeşil, yemyeşil kokuyordu. Geceye karışan çiçeklerin moru, dolunayın beyazı geceyi puslandırdı.</div> <div>Mumlarla, tütsülerle donatılmış, kenarları dantelli bembeyaz saten örtünün üzerinde çiçek desenli tabakların dolmayı beklediği masanın etrafı mutlu insanlarla çevrelendi. Yemekler yenildi, içecekler içildi. Şarkılar söylendi. Eller alkış tuttu; birbirine sarıldı; yetmedi, omuzlardan tutulup halaya katıldı. Can ile Berfin romantik bir Sezen şarkısında birbirlerine sarılıp amaçsızca salınarak dans ederken yağmur dökülmeye başladı. Önce yağmura aldırış etmeden dansa devam ettiler ancak sonra ıslanacak tek zerreleri kalmayıp da yağmura pes edince verandaya sığındılar. Veysi’nin uzaklardan boğuk bir sesi duyuldu: “Can! Hadi!” Can da Berfin’e dönüp “Gitmeliyim. Beni de çağırdılar,” dedi ve Berfin daha nereye, nasıl, neden demeye kalmadan sisli, buğulu ağaçlıklar arasında buhar oldu.</div> <div>Berfin yerine zamkla yapıştırılmış gibiydi. Yaz yağmurlarıyla iyiden iyiye artmış olan bunca sıcağa rağmen, teninden yere düşen her damla hemen coss dercesine buharlaştığı hâlde, erimiyordu lanet olası zamk. Ne yapsa kıpırdayamıyordu. Sare’nin sesini duyuyordu; bazen de Ahmet’in ve Seher’in; bazen de çok sevdiği arkadaşlarının sesleri kulağına çalınıyordu. Ama hiçbirini göremiyordu. Sonra sonbaharla esen rüzgârlar soğudu; üzerindeki uçuş uçuş elbise takır takır oldu, zırha dönüştü. Üşüdükçe üşüdü. Artık öylece ayakta uyumayı öğretmişti kendine. Düşünmeyi de bırakmıştı zaman geçtikçe. Düşlere koyverdi kendini. Yanından geçen hiçbir canlıyı önemsemiyordu; onlar da o yokmuşçasına geçip gidiyorlardı. Hah, kök salarım artık buraya, derken düş mü gerçek mi diye hiç aldırış etmediği bir anda beyaz gömleği esintide savrulan bir silüet gördü. Silüet çakılıp kaldığı yöne doğru yaklaştı. Beyaz gömlek, beyaz bir bayrak oldu ve her yanı kapladı. Berfin, beyaz bayrağa ve sıcağına yüzünü gömerek sarsıla sarsıla dökülmeye başladı.</div> <div> </div>