<div>Trafik ışıklarında kırmızı ışık, camdaki yağmur damlalarının oyunuyla bir kırmızı başlıklı kıza dönüşüyor; bir gülen yüz oluyor, sonra aniden ağlamaya başlıyor avaz avaz.</div> <div>Keşke böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmasaydık.</div> <div>Oysa o profesyonel bir bisikletçiydi.</div> <div>Berfin ne kadar süredir arka koltukta bu ışıklara baktığını, bu ışıkların kaç kere kırmızıdan sarıya sonra da sarıdan yeşile döndüğünü hiç bilmiyor. Aniden uyandı sanki bir kâbustan silkinerek sileceklerin çabuk çabuk sesleri arasında. Eşini, Can’ı aradı yanı başında. Göremeyince elini telefonuna attı; ‘’CANIM’’ı aradı. Telefon, Berfin’in çantasında titriyordu. Telefonu telaşla çantasının dibinden bir yerlerden bulup da eline alınca hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı. Ali, arabayı sağa çekti. Berfin, arabadan inip ıslak taze yeşiline, köklerinden ayrılıp devrilmiş kavaklara, yer yer erozyona teslim olmuş kocaman kayalara monte edilmiş yıkılacak gibi duran ancak büyük bir çabayla da toprak ananın bağrına pençeleriyle yapışmış çam ağaçlarına, ıpıslak kiremit kızılı toprağa, Munzur yeşiline ve her nasılsa asla birbirine karışmayan kızıl balçıktan ırmak suyuna avazı çıktığı kadar bağırdı. Islandıkça ıslanırken gözyaşı mı yoksa yağmur mu daha çok akandı? Ali, ablacığını bir yağmurlukla sarmaladı. Nehir kenarında bir çay bahçesine oturdular karşılıklı. Berfin, defalarca ‘’Gerçekten gitmiş!’’ diyerek ağladıkça ağladı.</div> <div>Keşke böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmasaydık.</div> <div>Oysa o profesyonel bir bisikletçiydi.</div> <div>Canların köyüne vardılar. Salondaki herkes onu bekliyormuş. Akrabalar, dostlar ona sarılıp sarılıp ağlarken sarsılarak, Berfin bu sefer korkuluk gibi kaldı kollarında. Oturttular başköşeye. Sorular soruyordu birileri. Yüzlerine bakıyordu öylece anlamsız anlamsız. Hiç bilmediği bir dili mi konuşuyorlardı; kelimeleri anlamadığı için vurgulara sığınıyordu ancak Berfin’in zihninin koridorları bomboştu. Ali, Sare ve Can’ın ablaları geldiler. Sare, sımsıkı sarılıp yer yer ağaran saçlarını okşadı kızının ve onları suladı gözyaşlarıyla. Onlar daha da mı çoğalacaklardı?</div> <div>Keşke böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmasaydık.</div> <div>Oysa o profesyonel bir bisikletçiydi.</div> <div>Bahçesinde ulu bir çınar, yaşlı bir ceviz ağacı ve rüzgârda hışırtısına ve gölgesine sığınılacak zarif bir söğüt ağacı, minicik bir çocuk parkı alanı ve bronzdan bir Atatürk büstünden anladığı üzere eski bir okuldaydı Berfin; hani her sınıfın birkaç öğrenciden oluştuğu ve hepsinin aynı ve biricik bir sınıfta okuduğu. Şimdi ise bir taziye evi. Yüce dağların dumanlı zirvelerine dikti gözünü. Kim nereden bilebilirdi kimlerin gelip kimlerin geçtiğini? Sus oldu sandalyesinde. Üzerlerinden geçen bir bulut hafifçe ağladı. Esintinin yaz gününde sürpriz ıslaklığı üzerlerine huşu olup yağdı. Gelenlere anlamsızca hep aynı şeyleri tekrarladı zarif boynu salınırken istemsizce soldan sağa gergince. Hayatının ilk sigarasını o bahçede yaktı; hüznünü yükledi sigaranın dolana dolana yükselen dumanına.</div> <div>Keşke böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmasaydık.</div> <div>Oysa o profesyonel bir bisikletçiydi.</div> <div>Dilan, annesinin siyah geniş paçalarını çekiştirip durdu, sonra karşılık bulamayınca bahçenin köşesindeki çeşmenin hortumuyla hem kendini hem ortalığı suladı. ‘Anne!’ diye bağırmalarına halaları yetişti. Berfin’in çay bardağı avucunun içinde soğudukça soğudu.</div> <div>Keşke böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmasaydık.</div> <div>Oysa o profesyonel bir bisikletçiydi.</div> <div>Arkadaşları koluna girip eskiden biricik sınıfın olduğu yere bir şeyler yedirmeye götürdüler Berfin’i. Kırmızı, beyaz, siyah kare desenli örtülerin olduğu masaların üstünde yemek dolu tabldotların yanında helva tabaklarını görünce boğazı düğümlendi gözyaşı yumağıyla. Oturduğu yerden her iki yanından mavi, mor, sarı kır çiçekleriyle bezeli iki vazonun arasında, üç mumun gerisinde Can’ın en içten ve en yakışıklı fotoğrafını görünce aklı başından gitti. Kolonyalar döküldü bileklere, soğuk sular içirildi. Yine sağanak bir yağış ama bu sefer için için.</div> <div>Keşke böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmasaydık.</div> <div>Oysa o profesyonel bir bisikletçiydi.</div> <div>İki yıl önce de babası Veysi’yi kaybetmişti Berfin; anne kız sarılıp birbirlerine yürek atışlarının yırtılırcasına ağıtlara dönüştüğü taziye evinde, göğüslemeye çalışmışlardı en büyük acılarını duaların arasında. Zordu acıya alışmak; dahası en iyi oyun arkadaşının yokluğuna ve o çok büyük özleme alışmaya çalışmak. Ne güzel şeydi hiç değilse kalanlara sarılmak.</div> <div>Doktor Hanım, beyaz önlüğü ve yeşil zeminde pıtırcık, yanaklarının renginden fuşya çiçekli elbisesi üzerinde; bir hasta yakınına hastasının durumunu anlatıyor. Ellerini ceplerine saklamış, sesi titriyor; kaçarcasına konuşuyor; dudaklarının üzerinde birkaç minik ter damlası, yer yer ağaran saç diplerinden alnına yürüyen birkaç damla daha. Doktor yoruldu gözlerini kaçırmaktan. ‘’Toplantım var, kusuruma bakmayın.’’ diyerek uzaklaştı oradan.</div> <div>Keşke böyle bir yerde bu şekilde karşılaşmasaydık…</div> <div> </div> <div> </div> <div> </div>