<div>Batman’da bir süredir konuşulan bir konu var. Emekliler Derneği, Batman medyası ve emekli vatandaşların girişimleriyle kentteki bazı parklarda emekli lokalleri oluşturulması için çalışmalar yapılmış, altyapı hazırlanmış ve beş farklı noktada emekli lokali yapılması kararlaştırılmıştı.</div> <div>Bu çalışmanın ilk adımı da Kine Em Parkı’nda atıldı.</div> <div>Ancak programın başladığı sırada beklenmedik bir sağanak bastırdı.</div> <div>Çivi çakma programına katılanlar yağmur altında kaldı.</div> <div>Alanda birkaç şemsiye vardı. Vali Ekrem Canalp için de şemsiye tutulmak istendi. Fakat Vali Canalp bunu kabul etmedi.</div> <div>Gerekçesi basitti: Herkeste şemsiye yoksa kendisine de ayrıcalık yapılmasını istemedi.</div> <div>Aslında benim dikkatimi çeken de tam olarak bu oldu.</div> <div>Daha önce bazı açılış ve programlarda benzer bir tutuma birkaç kez yine denk gelmiştim. Şemsiye açılmak istendiğinde bunu kabul etmediğini, çevresindekilere de “rahmetten kaçılmaz” diyerek nazikçe karşılık verdiğini görmüştüm.</div> <div>Bu davranışın takdir edilecek bir tarafı olduğunu düşünüyorum.</div> <div>Çünkü kamu görevlilerinin yağmurda, karda ya da sıcakta vatandaşlarla aynı koşullarda durması, tek başına olağanüstü bir durum değildir. Ama kamusal görevdeki insan ile vatandaş arasındaki mesafeyi azaltan, “Ben farklıyım” görüntüsünü ortadan kaldıran önemli ve anlamlı bir davranıştır.</div> <div>Üstelik bu kez yağmur gerçekten sağanaktı.</div> <div>Valiliğin daha sonra yaptığı açıklamada da programın başlangıcında yağmur olmadığı, program başladıktan sonra sağanağın bastırdığı ve alanda herkese yetecek kadar şemsiye bulunmadığı belirtildi.</div> <div>Açıklamadaki şu cümle aslında tartışmanın özünü anlatıyor:</div> <div>“Herkese yoksa bize de yok.”</div> <div>Şimdi burada durup biraz düşünmek gerekiyor.</div> <div>Şemsiye tutulsa eleştiri gelebilirdi.</div> <div>“Vatandaş yağmur altında, Valiye şemsiye tutuluyor” denilebilirdi.</div> <div>Program ertelense başka bir eleştiri yapılabilirdi.</div> <div>Şemsiye kabul edilmedi bu kez “algı” denildi.</div> <div>Yani bazen ne yaptığınızdan çok, nasıl yorumlanmak istendiğiniz belirleyici hale geliyor.</div> <div>Oysa her davranışın altında mutlaka başka bir hesap aramak zorunda değiliz.</div> <div>Bazen bir insan gerçekten ıslanmayı göze almıştır.</div> <div>Bazen bir kamu görevlisi, yanında bulunan insanların yaşadığı şartı paylaşmak istemiştir.</div> <div>Bunu söylemek de gazetecilik açısından birilerini övmek anlamına gelmez.</div> <div>Eleştirmek gazeteciliğin önemli bir parçasıdır. Yanlışı göstermek, eksikliği sormak, hesabını istemek elbette gazetecinin görevidir.</div> <div>Ama her şeyi eleştirmek de eleştirel gazetecilik değildir.</div> <div>İyi yapılan bir işi görmek, doğru bir davranışı takdir etmek de gazeteciliğin ve insan olmanın bir parçasıdır.</div> <div>Hele ki söz konusu olan, kamu görevlisinin kendisine tanınabilecek küçük bir ayrıcalığı reddetmesiyse...</div> <div>Bugün birçok yerde birkaç dakikalık yürüyüşte bile vatandaş yağmur altında beklerken, makam sahibi için şemsiye tutulduğunu görüyoruz. Bazen araçtan inildiği anda korumalar devreye giriyor, birkaç adımlık mesafe bile özel bir konfora dönüştürülüyor.</div> <div>Kimse bunu yadırgamıyor da bir Vali, “Herkeste yoksa ben de kullanmayayım” dediğinde neden mutlaka başka bir anlam arıyoruz?</div> <div>Bence biraz da takdir etmeyi öğrenmeliyiz.</div> <div>Bu, kimseyi kusursuz ilan etmek değildir.</div> <div>Bir davranışı takdir etmek, yapılan her şeyi onaylamak hiç değildir.</div> <div>Sadece doğru olanı doğru olduğu yerde teslim etmektir.</div> <div>Kine Em Parkı’ndaki o yağmur da bana biraz bunu hatırlattı.</div> <div> </div> <div>Bazı anlarda insanın elindeki şemsiye değil, yanındakilerle aynı yerde durmayı seçmesi önemlidir.</div> <div>Eleştiri hakkımızı saklı tutalım.</div> <div>Ama hakkaniyet duygumuzu da kaybetmeyelim.</div>