Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir yerde sahâbîleriyle konuşurken bir bedevî çıkageldi ve:
“–Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sordu.
Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerini kesmeden konuşmalarına devam ettiler. Bunun üzerine sahâbîlerden biri:
“–Bedevînin sorusunu duydu, fakat soruyu beğenmedi.” dedi. Bir başkası da:
“–Hayır, soruyu duymadı.” dedi.
Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz konuşmalarını bitirince:
“–Kıyâmet hakkında soru soran nerede?” buyurdular.
Bedevî:
“–Buradayım, yâ Resûlâllah!” dedi.
“–Emanet zâyî edildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular.
Bedevî:
“–Emanet nasıl zâyî olacak?” diye sordu.
Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de:
“–Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular. (Buhârî, İlim 2, Rikāk 35)
Bu hadisi şeriften de anlaşılacağı üzere bize verilen görevler bize emanettir. Bu emanetin hakkı; millete hizmet etmek, görevimizi layıkıyla yerine getirmektir.
Bu sorumluluğun hakkını vermek her babayiğidin harcı değildir. Nitekim kendisinden görev talebinde bulunan Ebu Zer’e Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Ey Ebu Zer! Ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine amir olma, yetim malına da velilik yapma. Memurluk bir emanettir, hakkını vermediğin takdirde kıyamet günü perişanlık ve pişmanlıktır. Ancak kim onu hak ederek alır ve onun sebebiyle üzerine düşen vazifeleri eksiksiz eda ederse o günün perişanlığından kurtulur.” (Müslim, imaret, 17)
Görev almak için çok hırslı davrananlara Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle karşılık vermiştir:“Siz memuriyet alma konusunda pek istekli davranacaksınız. Halbuki o yanıp tutuştuğunuz görev, kıyamet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.” (Buhârî, Ahkâm 7)
Getirildiği görevi kendi çıkar ve menfaatleri için kullanan kişi büyük bir vebal aldığını, kamu malını kendi malıymış gibi kullanan kul hakkına girdiğini bilmelidir. O halde üstesinden gelemeyeceğimiz, hakkını veremeyeceğimiz göreve talip olmayalım. İnsanları mağdur edip ahirette hesabını veremeyeceğimiz bir günaha girmeyelim.
Toplumun hangi kademesinde olursa olsun kendisine bir görev emanet edilen kardeşim lütfen peygamberin bu uyarılarına kulak ver.
Kimi bir işte görevlendirip (yaptığı işin karşılığı olarak) bir ücret verdiysek, onun bu ücret dışında alacağı her şey (kamuya) hainliktir.” (Ebû Dâvûd, İmâre, 9-10)
“Sizden kimi bir işte görevlendirirsek ve o da bizden iğne (miktarı) ya da daha büyük bir şeyi gizlerse bu bir ihanet olur ve kıyamet günü onu (kendi elleriyle) getirir.”
(Müslim, İmâre, 30)
“Kimse hakkı olmayan bir karış yeri bile almasın! (Alırsa) Allah, kıyamet gününde yedi kat yeri onun boynuna dolar.”
(Müslim, Müsâkât,141- Buhârî, Mezâlim,13)
Bir keresinde Peygamberimiz, ganimet develerinin birinden bir tüy koparıp, “Nefsim elinde olan Allah"a yemin ederim ki bana sizin ganimetlerinizden şu tüy kadarı bile helâl değildir.
İslâm"ın değerlerinin üzerine bina edildiği “hak” kavramı, “kul hakkı (hukûku"l-ibâd)” ve “Allah hakkı (hukûkullâh)” olarak sınıflandırılmış ve kamu hakkı, hukûkullâh kapsamında değerlendirilmiştir. Kamu yarar ve düzeninin gerçekleşmesi, toplumun huzurlu ve düzenli bir hayata sahip olması bu haklara riayeti gerektirir. Toplumun her ferdinin üzerinde hak sahibi olduğu kamu malları, topluma ait mekânlar, araç ve gereçler, gelirler, doğal kaynaklar gibi oldukça geniş bir alana sahiptir ve tüm bunların titizlikle korunması gerekir. Ancak toplum, ahlâkî değerlere duyarsızlaştığında, insanlar helâl haram dengesine dikkat etmediklerinde ve hak kavramı önemini yitirdiğinde kamu malına hıyanet kaçınılmaz hâle gelmektedir. Pek çok çeşidiyle yolsuzluk çoğalmakta, devletin malını yemek doğal sayılmakta, hatta buna dikkat edenler hor görülerek kınanmaktadırlar. Kamu malından kaçırılan her şey ganimet olarak algılanmakta ve su, elektrik, vergi gibi her türlü kaçakçılık mubah görülmektedir. Kimi zaman kamu malına en çok hassasiyet göstermesi gereken devlet görevlileri halkın hizmetinde olduklarını unutarak küçük menfaatler uğruna emek ve alın terini hiçe saymakta, toplumdaki yetimin hakkını gasp edebilmektedir.
Görevlilerin bulundukları makamı istismar etmek suretiyle devlet imkânlarını şahısları adına kullanmaları, hak edilmeyen maaşlar, kamu malında yapılan israflar günümüzde en çok karşılaşılan durumlar arasındadır. Kamu malına hıyanet eden kişi, ucuz çıkarlar sağlarken, insanî ve ahlâkî değerlerini kaybetmektedir. Böyle bir toplumda ise ne kamu hizmeti lâyıkıyla gerçekleşir ne de insanlar birbirlerine güvenerek huzurlu bir hayata sahip olurlar. Oysa kamu malı emanettir ve bu emanete hıyanet etmek, kişiyi hem dünyada hem de âhirette ağır bir vebal altına sokmaktadır. İslâm ise insanın boynuna yüklenen bu ağır vebalin onu dünyada ve âhirette zor durumda bırakacağı konusunda uyarmaktadır. Allah Teâlâ, kullarını helâl ve temiz olan rızıklara yönlendirip onlara mallarını haksız sebeplerle ve haram yollarla yememeleri uyarısı yaparken, Resûlullah da ümmetine rızık konusunda mutedil olup yasak yollara başvurmamaları konusunda şöyle seslenmektedir:
“Ey insanlar! Allah"tan (hakkıyla) sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Hiç kimse (Allah"ın kendisine takdir ettiği) rızkı —geç de olsa— elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah"tan (hakkıyla) sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Helâl olanı alın, haramdan sakının!” (İbn Mâce, Ticâret, 2) (Hadislerle islam 5. Cilt sayfa 189-190)

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir