?>

HERKES UZMAN OLDU: SOSYAL MEDYADA PSİKOLOJİ KİRLİLİĞİ.

Psikolog Kader Yıldız

9 saat önce

Son yıllarda sosyal medyada dikkat çeken bir durum var: Psikoloji artık sadece uzmanların konuştuğu bir alan olmaktan çıktı, herkesin yorum yaptığı bir konuya dönüştü. Bir yandan bu durumun olumlu tarafları var. İnsanlar ruh sağlığını daha çok konuşuyor, duygularını ifade etmekten çekinmiyor, yardım aramanın bir zayıflık olmadığını fark ediyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde ciddi bir sorun büyüyor: psikoloji kirliliği.
Bugün telefonunu eline alan herkes birkaç dakika içinde onlarca “uzman” tavsiyesiyle karşılaşıyor. Kimi bir dakikalık videoda çocukluk travmalarını açıklıyor, kimi birkaç cümleyle kişilik analizi yapıyor, kimi de insanların hayatlarına yön verecek kadar iddialı öneriler sunuyor. Oysa insan psikolojisi, birkaç kısa videoya ya da ezberlenmiş kalıplara sığdırılamayacak kadar karmaşık bir alandır. Bir insanın yaşadığı sıkıntının nedenini anlamak bazen haftalar, hatta aylar süren profesyonel değerlendirmeler gerektirirken sosyal medyada birkaç belirti üzerinden insanlara etiketler yapıştırılabiliyor. “Toksik ilişki”, “narsist”, “travmalı”, “manipülatif”, “depresif” gibi kavramlar o kadar sık ve yanlış kullanılmaya başlandı ki artık gerçek anlamlarını kaybetme noktasına geldi. Daha da düşündürücü olan, insanların bu içeriklerde kendilerini görmeye başlamasıdır. Bir videoda anlatılan üç özelliği taşıdığı için kendisine psikiyatrik bir tanı koyan, ilişkisini bitirmeye karar veren ya da ailesiyle arasına mesafe koyan kişilerle karşılaşıyoruz. Oysa psikolojide hiçbir insan birkaç maddelik listelerle değerlendirilemez. Her bireyin yaşam öyküsü, kişilik yapısı, aile geçmişi ve yaşadığı koşullar farklıdır. Bilimsel değerlendirme tam da bu nedenle önemlidir.
Sosyal medyanın çalışma mantığı da bu kirliliği besliyor. Çünkü en çok dikkat çeken içerikler genellikle en keskin, en iddialı ve en sansasyonel olanlar. “Bu davranışı yapıyorsa kesin narsisttir” demek, “Bu durum farklı nedenlerden kaynaklanabilir” demekten daha fazla izleniyor. Ancak yüksek izlenme sayısı, verilen bilginin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Ne yazık ki insanlar bazen bir içerik üreticisinin takipçi sayısını, uzmanlığının kanıtı gibi değerlendirebiliyor. Oysa ruh sağlığı alanında güvenilir bilgi, popülerlikten değil eğitimden, etik ilkelerden ve bilimsel çalışmalardan beslenir. Bu noktada sorumluluk yalnızca içerik üretenlerde değil, içerikleri tüketenlerde de bulunuyor. Sosyal medyada gördüğümüz her bilgiyi doğru kabul etmek yerine sorgulamak zorundayız. Bu kişi gerçekten alanında eğitim almış mı? Söyledikleri bilimsel kaynaklara dayanıyor mu? İnsanları korkutuyor mu yoksa bilgilendiriyor mu? Kesin yargılar mı sunuyor, yoksa bireysel farklılıklara dikkat çekiyor mu? Bu soruları sormak artık dijital çağın temel becerilerinden biri haline geldi.
Elbette sosyal medya tamamen kötü ya da zararlı değildir. Doğru kullanıldığında psikolojik farkındalığı artırabilir, insanların yalnız olmadıklarını hissetmelerine yardımcı olabilir ve profesyonel destek aramalarını teşvik edebilir. Ancak sosyal medya bir terapi odası değildir. Bir video, bir paylaşım ya da birkaç motivasyon cümlesi; uzman değerlendirmesinin, psikolojik danışmanlığın veya terapinin yerini tutamaz. Ruh sağlığı, hızlı tüketilen içeriklerin değil, dikkatli değerlendirmenin ve bilimsel yaklaşımın konusudur. Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Bilgiye gerçekten mi ulaşıyoruz, yoksa sadece bilgiye benzeyen içeriklerin arasında mı kayboluyoruz? Çünkü çağımızın en büyük sorunlarından biri bilgi eksikliği değil, doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırt edememektir. Psikoloji alanında da durum farklı değil. Herkesin konuşabildiği bir ortamda asıl ihtiyaç duyduğumuz şey daha çok ses değil, daha güvenilir seslerdir. Ruh sağlığımızı korumanın yolu da sosyal medyada karşımıza çıkan her cümleye inanmak değil; gerektiğinde uzman desteğine başvurmak, bilimsel bilgiye değer vermek ve insan psikolojisinin birkaç etiketle açıklanamayacak kadar derin olduğunu hatırlamaktan geçiyor. Çünkü zihin, sosyal medyanın sunduğu kadar basit değil; insan, birkaç saniyelik videolardan çok daha karmaşık bir hikâyedir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI