<div>Onca gün geçerken hiç bilmemek, hiç anlamamak, anlayamamak…</div> <div>O uyurken hep onu konuştular; ölseydi bir haftaya kalmaz unuturlardı.</div> <div>Taziye evinde inen çıkan altın fiyatları, yeni eğitim ve öğretim yılında okula başlayacak çocuk adları, kim kiminle nişanlandı veya boşandı olurdu her şey topu topu. “Allah rahmet eylesin,”ler ve “Mekânı cennet olsun,”lar küçük birer baloncuk olurdu, küçük bir kız çocuğunun baloncuk oyuncağından çıkanlar gibi.</div> <div>Çiçekten çiçeğe konan beyaz kelebek bile daha çok yaşamış olurdu bu semalarda.</div> <div>Oysa onun her gün saçlarını taradılar sevgiyle; dolaşmasın diye fısfıslar, yağlar kullandılar, Hindistan cevizi veya argan. Gözlerini, yüzünü temizlediler. Ağzını, dişlerini, dilini temizlediler; en kireçli fayansları temizler gibi, ağzındaki tüpün etrafından dolanarak. Katmanlar kalktıkça derin bir nefes aldılar. Haftada bir yıkadılar her yerini köpüklerle özenerek, ılık ılık. Tırnaklarını kestiler; en koruyucusundan kremler sürdüler her yerine.</div> <div>Bazen sol yana bazen de sağ yana küsmüş gibi yatırdılar. Her nevi vücut sıvısı değerinin peşine düştüler. Değişikliklerde düzelmesi için dua ettiler aralarda. Nefes borusunun içinde o vakumlu çekilmeyi hissettiğinde verdiği tepkiye sevindi arkadaşları. Kendi kendine hiç de fena solumuyordu üstelik.</div> <div>Zaman zaman gelip kulağına bir şeyler fısıldadı birileri. Kimileri onsuz yapamayacaklarını ve bunu onlara nasıl yapabileceğini sordular. Kimileri onsuz hayatın çok sıkıcı olduğunu, çok çabuk dönmesi gerektiğini çabuk çabuk anlattılar. Kimileri günde birkaç kez muhtelif yerlerinden ağrı ile yokladılar onu umutla. Kimi “N’olur, n’olur. Geri gel!” dedi; kimi sadece için için ağladı<strong>,</strong> sağ elini iki eli arasına alarak.</div> <div>Birisi var ki “Affet beni!” diye sayıkladı durmadan yanı başında.</div> <div>Bembeyaz bir örtü. Soğuk çok soğuk diye düşündü. Hiç sevmem soğuğu.</div> <div>Bir eliyle göğsündeki örtüyü çekmeye çalıştığında gözleri aralanır gibi oldu. O gözler…</div> <div>Beyaz gömlek kocaman bir martı gibi sarıldı ellerine. Alnına bir öpücük yerleşti hızlıca utangaç.</div> <div>Güneşli ama sıcağından yıldırmayan bir günde yeşilin her tonda lambası yanıyor; yeşile yeşille yürüdük.</div> <div>Çocuk kıkırtıları ve kahkahaları; dökülmüş ön süt dişlerinin arasından duyulan ve görüntüsü yüreklere kazınan.</div> <div>Duyan geldi; duyan geldi; duymayan kalmadı.</div> <div>Ağzından o büyük bulantı ve öğürtüyle tüm kötülük, nazar, kâbus, yokluk ve ölüm kaçıp dünyanın sonunda bir yerlere saklandı.</div> <div>Neden daha önce böylesi tutmadın elimi? Bırakıverdin bir kitabevi vitrininde?</div> <div>“Öksür,” diyorlar! Burnundan genzine yürüyen şu zımbırtı da olmasa!</div> <div>Bir aralık sol eliyle tutup çekiverdi onu. İçinde bunca uzanıp bir yılan gibi kıvrıldığını nereden bilebilirdi; donuk ve sert. “Aaa!” dediler; “Ne yaptınız Doktor Hanım!”</div> <div>Yüzüne oturan şu kocaman şey de ne, sislerin içinde boğuldu; nargile gibi de fokur fokurdu plastik kokusunda.</div> <div>Karşısındaki beyaz önlüklü kadının adını söyledi birden, mağaranın en derinlerinden gelen uğultulu, hışıltılı, sert kaya gibi sesiyle.</div> <div>“Deniz!”</div> <div>Deniz’in gözleri puslu bir deniz ama mutluluktan göğermiş.</div> <div>Alkış koptu, mutlu mu mutlu; ileri derece yoğun bakımda, neredeyse çığlıklar ve ıslıklar arasında.</div> <div>“Uyandı! Uyandı! Vallah uyandı!”</div> <div>Duyduk duymadık demeyin!</div> <div>Yüz yıl uyuyan güzel uyandı.</div> <div> </div>