Güz Güzeli mi?
Bu yazıya Leman Sam’ın sesinden “Gül Güzeli” eşlik etsin…
Elini son defa yanağıma koy
İstemiyorsan giderim giderim
Yağmur damlalarıyla dokunuyor gökyüzü yanaklarıma, saçlarıma
Bulutlar saçlarıma inmiş.
Serin bir sonbahar akşamında söz
İsmini unutur silerim silerim
Sonbaharın bile ilkbahar olası gelmiş
Hüzünlü ağlayışları terk etmiş.
Güneşli ufuklara yollanmış yelkenliler
İster gökyüzü olsun ister Deniz
Söylesene ne fark eder?
Uğruna döktüğüm gözyaşlarım için
Yağmurdan özür dilerim dilerim
Peki siz bilir miydiniz?
Her genç veya genç kalmış
Henüz hayatında coşkulara bulanamamış bir hastam değiştirdiğinde âlemini
Fırtınalı bir okyanusun ortasında yapayalnız kalmış bir yelkenlide bulurum kendimi.
Tek başınalığımı giyindiğimde o güvertede, ölüm her hücreme yürürken
Çaresizliğimin soğuk ateşi zangır zangır titreterek sarar her yanımı.
Gözyaşlarım mı okyanus damlaları mı daha tuzludur anlayamadan
Yelkenlinin fırtınayla savrulan yelkeni kopup yerinden sarmalar beni
Kızıl karanlıklara boyayan bir bayrak gibi.
Morgdan omuzlarda cenaze arabasına yüklenirken yeşil tabut, getirir beni kendime.
Ah, yaralara merhem olamamış olmanın hüznü!
Eğer bir masal perisi girerse rüyalarına
Öldü dersin gül güzeli tılsımını kaybetti
Neyse ki biraz biraz anlıyorum şimdi.
Her zaman da açmaz güneş.
Her zaman da ışımaz her yer.
Bazen griler olur, beyazlara karalar çalınır yer yer.
Hayatta tüm renkler ve hisler ebruli olup birbiriyle raks eder.
Yağmurlar okşuyor boynumu,
Şah damarımdan beynime akan kan nehrine
‘’Ak benim gibi!’’ der gibi.
Ak düşen saçlarım,
Sanki her biri sicim gibi yağan gök yaşlarım.
Aaa yağmıyormuş meğer yağmurlar.
Göçer adım geçerken gökten kuşlar.
Beni katıp rüzgârlarına gezdirdiler diyar diyar
Süzülüverdik ırmakların, yeşilden sarıya çalan her nevi ağacın, taşın, kayanın üzerinden
Bilmezdim, bunu da bilmezdim
Var mıydı bunca kızıl, bakır?
Kızılın içimde uyandırdığı coşku
Bana diyor ki ‘’Durma. Haykır!’’
Kuruttuğum kızıl gülleri alıp
Senin için senden geçerim geçerim.
Ahh köpükleri sıçradı taşkın Dicle’nin saçlarıma
Nasıl olduysa birden taşındım İstanbul semalarına
Martılar mı?
Onlar yine bildiğiniz gibi çığlık çığlığa!

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir