USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

HZ. HATİCE ANNEMİZİ TANIYALIM

HZ. HATİCE ANNEMİZİ TANIYALIM

Hatice (r.a) Mekke’de dünyaya geldi. Soyu dedelerinden Kusay’da Resûl-i Ekrem’in soyu ile birleşir. Üstün iffeti sebebiyle İslâmiyet’ten önce “Tâhire” lakabıyla anıldığı bilinmektedir. “Kübrâ” sıfatı ise Resûl-i Ekrem’in en büyük hanımı olması sebebiyle daha sonraki dönemlerden itibaren kullanılmıştır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden önce iki evlilik yapmıştır, bu evliliklerden üç çocuk sahibi olmuş, 37 yaşında dul kalmasına rağmen kendisiyle evlenmek isteyen onlarca kişiye hayır demiştir. Ebû Cehil ve Ebû Süfyân’ın evlilik tekliflerini de reddetmiştir.

Hatice annemiz güvenli bulduğu kimselerle ortaklaşa ticaret yapmaktaydı. Tanıdıklarının tavsiyesi üzerine, çevresinde üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak bilinen Hz. Muhammed (a.s) ile ortaklık anlaşması yaptı ve kölesi Meysere’yi de hizmetine vererek Şam’a (Suriye) gitmesini istedi. Dönüşte başarı lı bir tâcir, dürüst ve doğru sözlü bir insan olduğunu gördüğü, Meysere’den ahlâkı ve davranışları hakkında bilgi aldığı, bütün bu özellikleri sebebiyle kendisine hayran kaldığı Hz. Muhammed’e (a.s) evlenme teklif etti, o da bunu kabul etti.

Bu evlilikten altı çocukları dünyaya geldi. İlk çocukları Kāsım olup iki yaşına kadar yaşadı. Resûl-i Ekrem Ebü’l-Kāsım künyesini onun adından almıştır. Hz. Hatice ile Peygamberimiz’in (sas) evliliği, sevgide ve sadâkatte örnektir. Tam 25 yıl süren bu birliktelik boyunca Hz. Peygamber başka bir kadınla evlenmemiştir.

Vefası…

Hz. Hatice’nin vefatının üzerinden on bir yıl geçmişti. Dün yurtlarından çıkarılan Müslümanlar, bugün Mekke’nin kapılarına dayanmıştı. Allah Resûlü (sas), on bin kişilik orduyla Kâbe’ye doğru yürüyordu. O anda ordudan ayrıldı ve Hacûn Kabristanı’na yöneldi. Hatice’sinin kabrinin başına oturdu; gözlerinde yaş, dudaklarında dua vardı. Orada bir süre kaldı. Sahâbe bu derin sevgi karşısında yine hayran kaldı, gözyaşlarını tutamadı. Sonra sordular: “Yâ Resûlallah! Mekke’de kendi evinizde mi kalacaksınız?” Allah Resûlü (sas) hüzünle “Akîl bize ev mi bıraktı?” diye cevap verdi.  Sahâbe, “Peki, çadırınızı nereye kuralım?” deyince Allah Resûlü’nün (sas) cevabı, “Hatice’min karşısına!” oldu.

Fetih gerçekleşmiş, Kâbe putlardan arındırılmış, Bilâl-i Habeşî ezanı Mekke semalarında yankılandırmıştı. Allah Resûlü (sas), Kâbe’nin avlusunda halkın sorunlarını dinliyordu. Derken yaşlı, beli bükülmüş, bastonlu bir kadın yaklaştı. Efendimiz (sas) hemen seslendi: “Yolu açın, gelen hanıma yol verin!” Kadın yaklaşınca Allah Resûlü (sas) sırtındaki cübbeyi çıkarıp yere serdi ve onu oturttu. Onunla uzun uzun sohbet etti. Bazen güldü, bazen duygulandı. Sahâbe büyük bir merakla kadının kim olduğunu öğrenmek istedi. Kadın ayrıldıktan sonra Hz. Âişe sordu: “Yâ Resûlullah! Kimdi bu hanım?” Efendimiz (sas) şöyle dedi: “Ey Hümeyra! O, Hatice’min arkadaşıydı. Onunla Haticeli günleri andık demiştir. O anda Âişe validemiz dayanamıyor ve şöyle diyor: “Yâ Resûlallah! Nedir hep Hatice, Hatice deyip duruyorsun. Allah şimdi ondan daha hayırlısını ve gencini sana nasip etmişken sen yine de hep Hatice Hatice diyorsun!” Bir anda Efendimiz’in (sas) mübarek yüzünün rengi değişmiş, alnındaki mübarek damar şişmiş ve Hz. Âişe’nin şahsında Hz. Hatice’nin değerini âleme duyurmak adına şöyle demişti: “Hayır vallâhi! Allah Hatice’den daha hayırlısını bana nasip etmedi. Herkes beni yalanlarken o beni doğruladı. Herkes kapıları yüzüme kapatırken o kapısını bana açtı. Herkes beni malından mahrum ederken o malıyla ve mülküyle bu Risâlet davasını destekledi. Şimdi söyleyin onun gibisi var mı?”  Efendimiz’in (sas) bu sözleri, Hz. Hatice’ye duyduğu vefayı yıllar sonra bile nasıl yaşattığını gösteriyordu. Âişe validemiz, onun değerini anladı ama kıskanmadan da edemedi. Bir rivâyette şöyle der: “Onunla aynı zamanı paylaşmamama rağmen Hatice’yi kıskandığım kadar hiçbir kadını Efendimiz’den kıskanmadım. Çünkü Efendimiz Hatice’yi o kadar çok anıyordu ki bir an olsun onu unutmuyordu. Ne zaman evimizde bir koyun veya keçi kesilse hemen bir parçasını ayırır, ‘Bu pay Hatice’nin akrabalarının ve arkadaşlarınındır.’ der onlara gönderirdi.

Hatice; erken doğan kız demekti. O gerçekten de Efedimiz’den (sas) 15 yıl önce doğmuştu, o günün karanlık dünyasını çok seveceği Muhammed’i için hazırlamış ve aydınlatmıştı. O, herkesten daha önce iman dairesine girmiş, herkesten önce malını, servetini İslâm uğruna harcamış, herkesten önce Hz. Peygamber’in (sas) arkasında namaza durmuştu. Şimdi de herkesten önce, yoluna baş koyduğu eşi ve rehberi Muhammed’inden (sas) önce İslâm’ın gül devrini görmeden bu âleme elveda demişti. Efendimiz (sas) âdeta gözyaşları ile Hatice’sini yıkamıştı ve o gün için Hacûn diye anılan, bugün ise Cennetü’l-Muallâ diye bilinen Kâbe’ye 2 km uzaklıktaki kabristanlığa defnetmişti. Efendimiz (sas) bizzat kendisi yirmi beş yıllık hayat arkadaşını öteki âleme yolcu etmiş, o gün için cenaze namazı daha emredilmediği için cenaze namazı kılmadan, dualarla yolcu etmişti. (Sahabe dersleri m.emin yıldırım)

“Hanımlar âleminin en hayırlıları: İmrân’ın kızı Meryem, Huveylid’in kızı Hatice, Muhammed’in kızı Fâtıma ve Firavun’un hanımı Âsiye’dir (Buhârî, “Ehâdîsi’l-Enbiyâ”, 27; Tirmizî, “Menâkıb”, 130)

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ