USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

İNSANI TANIMAK

İNSANI TANIMAK

İnsan kavramının etimolojik olarak iki kök anlamı vardır. Birincisi, “Bağ kurmak, tanışmak, bilişmek” anlamında ünsiyet, ikincisi, “Unutmak, terk etmek “ anlamında nisyandır.

Ünsiyet, insanın pozitif, olumlu ve insani yönüne işaret ederken; nisyan ise, insanın negatif, olumsuz ve hayvani yönüne işaret eder. “ İnsan nisyan ile maluldür” derler. İnsan bu iki kutup arasında gidip gelmektedir. İnsanın ünsiyet yönü ağır basarsa insan, ortaya çıkan problemlerin çözümüne katkı yapar; nisyan yönü ağır basarsa problemlerin katmerleşmesine sebep olur. Bu bağlamda İnsana yakışan hayatın her aşamasında, olayları ve olguları araştıran, sorgulayan, kendisine bahşedilen aklın hakkını veren özetle “ aktif özne” olan, “Pasif nesne” olmayandır.

İnsan küçük evrendir, evren büyük insandır. “İnsan Zübde-i âlemdir (yani âlemin özüdür, özetidir)” diyor Sadi Şirazi. “İnsan, Eşref-i Mahlukattır” diyor Kur’an. Yani insan, yaratılmış varlıkların en şereflisi, en değerlisidir. Bu kadar onurlu ve değerli olan insanın en güzel şekilde yetiştirilmesi, insanlığın geleceği açısından oldukça önemlidir. Bir Anonim söz vardır:

“Bir davranış ekerseniz, bir alışkanlık biçersiniz.

Bir alışkanlık ekerseniz, bir karakter biçersiniz.

Bir karakter ekerseniz, bir kader biçersiniz”

Özetle; ne ekerseniz onu biçersiniz.

İnsanlar üzerine Şems-i Tebrizi’nin şu güzel ve bilgece tespitlerini birlikte okuyalım:

“İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan. Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından,

Kimi hafifçe okşar ruhumuzu, kimi de hüzün bırakır ardından.

İnsanlar vardır; usulca sokulurlar içimize, Sonsuzcasına orada kalsın isteriz..

Bazıları serap gibidir, yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz...

İnsanlar vardır; Su gibi aziz, su gibi duru.. Konuştukça su olur akarlar kalbimize,

Kan gibi, can gibi, canan gibi...

İnsanlar vardır; Işığı sönmüş yıldızlar gibi çaresizdirler. Açtın mı kollarını, kalbine doldururlar ışığı..

İnsanlar vardır; soğuk duvarlar misali gülümsemenin sıcaklığını bilmezler, bilseler de sevmezler...

İnsanlar vardır, gelip geçerler hayatlarımızdan. Kimi depremlerle gider, kimi fırtınalarla…

Ben kalanlardan yanayım. Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, sarılıp bırakmayanların sıcaklığını...”

Medeniyet tasavvurumuz, insanı merkeze alır. İnsan merkezli bir hayatı inşa etmeyi öngörür.

Batı medeniyet tasavvuru, hayvanlar arasındaki ilişkiyi insana uyarlar. “İnsan, insanın kurdudur.” , “Büyük balık küçük balığı yutar.” temel bakış açısını esas alır. Bu ilişki hayvanlar arasında doğaldır. Fakat insan varlık dünyasının en onurlusu ve en değerlisi olarak böyle bir ilişkiyi esas alması, yaratılışın temel değerlerine aykırıdır.

İslam medeniyet tasavvurunda ise, “İnsan, insanın yurdudur. İnsan, insanın sığınağıdır.” Bunun en açık örneğini Asr-ı saadette görmek mümkündür:

Mekkeli müşriklerin zulmünden Medine’ye hicret eden Muhacirlere, Mekkeli Müslümanlar kol kanat gerdiler. Onlara sığınak oldular. Varlıklarını tereddütsüz paylaştılar.

 Yakın tarihte Saddam’ın zulmünden ülkemize sığınan Kürt kardeşlerimize ve Esed’in katliamlarından ülkemize gelen Suriyeli kardeşlerimize kol-kanat gerdik. Onlar muhacir biz Ensar olduk. Avrupa’ya sığınmak isteyen Suriyeli kardeşlerimiz, tel örgülerle karşılandılar ya da Akdeniz’in derin sularında boğuldular.

Medeniyet tasavvurumuz; insan merkezli, merhameti ve şefkati esas alan kucaklayıcı, paylaşımcı bir tasavvurdur. İnsanın fıtratı buna ayarlıdır. İki dünyanın saadeti de bununla kaimdir.

 

 

 

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ