<div>Günümüz dünyasında en çok ihtiyaç duyulan iki kavram var: bunlardan biri “<strong>güven”</strong>, diğeri “<strong>adalet”</strong> kavramıdır. Güvenilir birey, güvenilir toplum, güven veren piyasa, güven ortamı, güvenilir iş adamı, güvenilir şirketler vb. tüm sosyal ve ekonomik katmanlara herkesin ve her kesimin çok ama çok ihtiyacı var.</div> <div>Adalet ise mizandır, ölçüdür. Adalet, yönetimin temel direği ve ruhudur. Bireysel ve toplumsal alanda her daim adalet üzere davranmak, hem insani hem de İslami bir gerekliliktir ve herkesin yararınadır. İster yakınımız-dostumuz ister düşmanımız olsun, temel ölçümüz ve şaşmaz terazimiz adalet olmalıdır. Adalet vasfını yitiren yönetimler, güvenirliklerini de yitirirler. Bunun sonucu çöküştür. Adalet, insanlık için TUZ hükmündedir. Tuz kokarsa, felaket olur.</div> <div>Adalet; hikmettir, aydınlıktır karşıtı ise karanlıktır, zulümdür. Adalet, her şeyi yerli yerine koymaktır.</div> <div>Adaletin güneşi Hz. Ömer, “<strong>Kenar-i Dicle’de bir koyunu bir kurt kaparsa, korkarım ki, İlahi adalet onu Ömer’den sorar</strong>” diyerek, medeniyet tasavvurumuzun temel dayanağı olan adaletin mihenk taşını ortaya koymuştur.</div> <div>Bir anekdot anlatılır:</div> <div>“Genelde Anadolu’da iş gücü olarak kullanılan at, eşek gibi hayvanlar yaşlılık veya sakatlık gibi nedenlerden dolayı iş yapamaz hale gelince sahibi biraz merhametliyse doğaya salınır, ya da direkt itlaf edilir.</div> <div>Her iki şıkta da o emektar hayvan için ölüm kaçınılmazdır. Sebebi bellidir, artık iş göremez hale gelen o hayvan ekonomik yüktür. Karşılığını alamadığın halde yemini, suyunu vereceksin, üzerine yatacağı samanını belli aralıklarla tazeleyeceksin ama karşılığını alamayacaksın.... Sosyal medyada rast geldiğim, bende derin iz bırakan bir hikaye var size anlatmak istediğim.</div> <div>Anadolu’da yaşayan bir aile. Hayvancılık ve tarımla geçimlerini sağlıyorlar. Ağır yük işlerinde kullandıkları bir eşekleri var. Bu eşek yıllarca bu aileye hizmet ettikten sonra yaşlılıktan mütevellit kör oluyor. Evin büyük oğlu eşeği öldürmek yerine doğaya salmaya karar veriyor fakat baba itiraz ediyor. Bunun üzerine oğlan diyor ki "baba eşek kör, artık iş yapamaz, aileye yük, bakacaksın, yemini suyunu vereceksin ama karşılığında gücünden faydalanamayacaksın." Bunun üzerine baba diyor ki oğluna, " oğlum ben de o duruma gelirsem bir gün beni de mi dağa salacaksın..." Bakın bu soru bir oğula değil bütün bir insanlığa sorulmuş bir sorudur. Sonuçta eşek o haliyle ailede kalıyor, 2 yıl boyunca o eşeğe bakmaya devam ediyorlar, 2 yıl sonunda eşek eceliyle ölüyor ve bir mezar kazılıp oraya gömülüyor eşek. Aradan yıllar geçiyor, bu olaya şahit olan evin küçük oğlu büyüyor, okuyor, hukuk fakültesine gidiyor, mezun olup hâkim oluyor. Hâkim olduğunda ilk yaptığı iş memleketine gidip o eşeğin mezarını ziyaret etmek olmuş. Bu arada baba da vefat etmiş. O gün o adam o eşeğin mezarının başında bir söz vermiş kendine. Ben de babam gibi adil olacağım, merhametli olacağım....</div> <div>İşte bu kuşaktan kuşağa aktarılan yaşayan bir değerdir. Aradan yıllar geçiyor, babası gibi adil olmak için o gün emektar eşeğin mezarı başında yemin eden hâkim evleniyor bir oğlu oluyor. Oğlan büyüyor okula başlıyor. Bir gün babasına gelip "baba" diyor "bugün sınav olduk, 15 soru sordular, 14 nü yaptım. Aslında 15. Soruyu da yapardım, yanımda ki arkadaşın o soruyu çözdüğünü gördüm, sorunun nasıl çözüleceğini anladım fakat doğru olmayacağı için o soruyu yapmadım boş bıraktım baba" diyor. Hâkim baba "aferin oğlum" dedikten sonra oğlunun olmadığı bir odaya gidip hıçkıra hıçkıra ağlamış. Çünkü adalet duygusu hâkim de olsanız kürsüde değil, büyüdüğünüz evde başlar. Vefa duygusunun en saf hali diplomanızı aldığınız gün o emektar eşeğin mezarını ziyaret etmekte yatar. Eğer büyüdüğünüz ailede değerler ile yetişirseniz farkına bile varmadan aldığınız o değerleri sizden sonra ki nesile de aktarırsınız. Karakter nasihatla, öğütle değil, tanıklıkla oluşur. Eğer siz emektar bir eşeği iş göremez hale geldi, yük olacak diye ölüme terk ederseniz, çocuğunuza da yük olmayı öğretirsiniz. Siz emeğe saygı, vefa göstermezseniz çocuğunuza da hakkı olmayana el uzatmayı öğretirsiniz.</div> <div>İnsan gördüğünü çoğaltır. Bazı insanlar vardır, babalarından bahsederken "benim babam yalan söylemez." Buna inanan çocuk da hayatının hiç bir döneminde yalan söylemez, söyleyemez. Onun için hangi değerlerle büyüdüğünüz çok önemlidir. Çünkü kendi tanıklığınızı yaparken bu değerler çerçevesinde hareket ettiğinizde güvenilir bir insan haline dönüşürsünüz.</div> <div>Bugün toplum olarak en büyük krizimiz ekonomi değil, enflasyon değil, siyaset değil. Güven krizidir.</div> <div>Hayatın gerçek sermayesi, paradır sanıyoruz. Oysa hayatın sermayesi güvendir. Güvenilir olmak, bir insanın erişebileceği en büyük mertebedir. Ve bazen o mertebenin yolu bir eşeğin mezarından geçer...</div> <div>Herkes için adalet. Eşek için de insanlar için de. Bir gün mutlaka herkese, her canlıya gerekecek”</div> <div>Mizanı, ölçüyü, hikmeti, ülfeti, merhameti, insafı, hayırlı hükmü, kurtuluş ve yüceliği esas alan ve bu sütunlar üzerine inşa olan “adalet” ve “güven”; “mikro evren” ve “âlemin özü”, yaratılmış varlıkların en şereflisi olan insanı inşa etmek gerekmektedir. İçinde yaşadığımız bu dünya, böylesi insanları bekler. Böyle insanlardan oluşmuş bir toplum, ne güzel bir tolumdur! Böyle bir toplumu inşa etmek için hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.</div> <div> </div>