USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

HALK SAĞLIĞI VE İYİ OLMA DURUMU

HALK SAĞLIĞI VE İYİ OLMA DURUMU

 “Halk sağlığında “iyilik” bireysel çabaların yanı sıra, toplumsal dayanışma iş birlikleriyle her yerde, her zaman, herkesin iyi olmasıdır.”

Eğer her yerde, her zaman ve herkes iyi olursa, küresel ölçekte bir iyilik tablosu ortaya çıkar. Bu ütopya gibi görülebilir. Fakat hakikatte, varlık dünyasının en şereflisi ve en değerlisi olarak yaratılan insanda hem kötülük hem iyilik potansiyeli mevcuttur. Eğer kötülük potansiyeli, kinetiğe dönüşürse, yeryüzü adeta cehenneme dönüşür. Eğer iyilik potansiyeli kinetiğe dönüştürülürse, o zaman küresel iyilik gerçekleşmiş olur. O zaman insanlık; huzurun, refahın ve mutluluğun tadını çıkarır.

Halk sağlığında; davranışsal ve yapısal iyilik olmak üzere iki yapıdan bahsedilir. Bireyin kendisine, yakın ve uzak çevresine, bütün toplumsal kesimlere, doğaya yönelik olarak pozitif yaklaşma, yardım etme, duygudaşlık kurma, sorumluluk alma ve gönüllülük esasına dayalı davranış sergileme şeklinde tanımlanan tutum ve tavırlara davranışsal iyilik denir.

Yapısal iyilik ise; Sosyal adalet, fırsat eşitliği, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişilebilirlik, dayanışmayı güvence altına alma gibi kurumsal düzenlemeleri içerir. Hiç kuşkusuz yapısal iyiliği sağlayacak olan devlet erkidir. Devlet erkini yönetenler de sonuçta insandır. Bu insanlar iyi yetişmelidir. Şahsiyetli, onurlu, karakterli bir kimlik taşımalı ve herkese rol model olmalıdırlar.

Yapısal ve davranışsal iyilikler, birbirinden bağımsız değildir. Bu iki iyilik durum birbirini besler.  Birbirlerinin tamamlayıcı unsurlarıdır. Birbirlerinin eksiklerini tamamlarlar.

 

Özden Erdem, “Halk Sağlığı Ve İyi Olma Hali” adlı makalesinde şunları söyler:

“Halk sağlığında iyilik için bireysel çabalar yeterli değildir; toplumsal dayanışma ve küresel iş birliği önemlidir. hedef ; her zaman, her yerde ve herkese eşit; erişilebilir ve insan onuruna yakışır sağlık hizmeti sunmaktır. Bu süreçte halk sağlığı profesyonelleri; eğitim, araştırma, danışmanlık, savunuculuk, tanılama, iş birliği, bakım, tedavi ve vaka yönetimi gibi rol ve sorumlulukları ile insan haklarının korunmasına ve toplum sağlığının güçlendirilmesine çalışır, incinebilir ve dezavantajlı grupları içine alarak kimseyi arkada bırakmadan ilerlemeyi amaç edinir. Kapsayıcı yaklaşımları ile sağlık hizmetlerini sınırların ötesine taşır; göçmenler, mülteciler ve turistler için gereksinimlerine özel sağlık hizmeti sunar. İstendik davranışların kazandırılmasında ve dünyanın “birlikte iyi olmasında” bütüncül girişimleri uygular, “biz” anlayışı ile toplumun fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığını güçlendirir. Halk sağlığında iyilik gerçekleştiğinde bireyler stresle daha iyi baş eder, üretkenlik ve mutluluk artar, sosyal uyum güçlenir, sorumluluk alma bilinci gelişir, yaşam kalitesi ve memnuniyet yükselir, sosyal sorunlar ve suç oranları azalır. Adalet, dayanışma ve dayanıklılık üzerine kurulu bir perspektif ile toplumun iyiliği küresel düzeye taşınır.

Sonuç olarak, halk sağlığında iyilik yalnızca bireysel bir kazanım değil; sağlıklı nesillerin yetiş mesi , toplumların kalkınması ve küresel sağlık hedeflerine ulaşılması için bir gerekliliktir.”

İyilik; mikro düzeyden makro düzeye çok katmanlı bir perspektifle ele alınmalı ve uygulamaya konulmalıdır. Uygulaması olmayan hiçbir teorik iddianın kıymeti olmaz. “halkın aklı gözündedir, gördüğüne inanır.” Kur’an-i Kerim, “Neden yapmadığınızı söylersiniz?” diyerek söylemlerimizin eylemlerimizle bütünleşmesi gerektiğini veciz bir şekilde ifade etmektedir. Toplum bütün söylemlerin, eyleme dönüştüğünü görmek ister. Teori ve pratik arasında bir uyum olmalı. Uyum yoksa çelişki var demektir. Çelişkiler üzerine bir iddia inşa edilemez. İddia ispat ister. İspat yoksa güven de yoktur.

Olayları -olguları değerlendirirken ve hayatımızı inşa ederken, “ben” merkezci bir anlayıştan kaçınarak, “biz” merkezci bir anlayışla yola revan olmak durumundayız.

“Ben” merkezci anlayış, vahşi kapitalizmin bize enjekte ettiği hastalıklı bir ruh halidir. Bu anlayışta olan kişi attığı her adımda o adımın kendisine ne kazandırdığına bakar. Bu anlayış egoist bir anlayış olup ne insanidir ne de İslamidir.

“Biz” merkezli anlayış ise İslami ve insanidir. Zira “biz” merkezli anlayışta attığımız her adımda, “biz” içinde “ben” varım. Bir kaybımız yok. Aynı zamanda aramızdaki kardeşlik, dayanışma, sevgi ve saygı bağları güçlenir.

İnsanların mutlu olması, bu hayatı yaşanır hale getirmesi, hayatı anlamlı kılması, amaç duygusunun gelişmesi, psikolojik iyi oluş için sorunlarla baş edebilmesi, sağlıklı bir hayat sürmesi, her türlü aşırılıklardan kaçınarak uyumlu-dengeli bir hayatı yaşaması ile mümkündür.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ