<div>Mizaç, “mzc” kökünden türetilmiş olup arapça bir kelimedir. Sözlükte, “huy, yaradılış, tabiat, karakter, insan vücudunun fizyolojik yapısı” anlamlarına gelir.</div> <div>Her insanın mizaç-karakter bakımından güçlü ve zayıf yanları vardır. İnsanın hayatını inşa ederken mizaçlarının güçlü ve zayıf yönlerini tanımaları bu çerçevede empatik yaklaşmaları ve iletişim becerileri eşliğinde güçlü yanlarını daha da güçlü hale getirmek, zayıf yanlarını da olumlu yönde geliştirmeleri oldukça önemlidir.</div> <div>“Kendini bilen Rabbini bilir” kutlu sözün gereği olarak kendimizi her konuda tanımamız, hiçbir komplekse kapılmadan mizaç bakımından olumlu yanlarımızı maksimum düzeye çıkararak; eksiklerimizi, yanlışlarımızı, zayıf yanlarımızı onararak, kendimize, ailemize ve insanlığa faydalı bir insan olarak yerimizi almamız, temel hedefimiz olmalıdır.</div> <div>İrfan Ölmez, “İyilik ve Mizaç” adlı makalesinde şunları söyler:</div> <div>“Her insan, doğuştan farklı bir mizaca sahiptir. Kişi yaratılış özelliklerini fark ederek, fıtrî hâlini koruduğunda hem kendisine hem de topluma fayda sağlayabilir. Kendisini tanıyan ve güçlü-zayıf yönlerini bilen kimse, potansiyelini hayra yönlendirerek anlamlı bir hayat sürer. Böyle bir keşif süreci, hem iç dünyasına (enfüsî) hem de çevresine (âfakî) yönelik olarak ömür boyu devam eder. Bu süreç insanın kendini gerçekleştirme yoluyla tekâmüle taşınır. Ancak günümüzde çoğu insan, mizacını tanıyamadığı için potansiyelini hayata geçirememekte içsel huzuru ve toplumsal uyumu sağlayamamaktadır.</div> <div>Kişilik ve karakter kavramlarını bir ağaç metaforu üzerinden açıklayacak olursak: mizaç ağacın tohumu, kişilik ağacın şekil almış hali, karakter ise dal, gövde ve yaprak gibi bölümlerinin sert, yumuşak, kalın veya ince yapısını ifade eder. Burada meyveler sorulacak olursa, bu üç kavramın birleşiminden ortaya çıkan beceri ve ürünler olarak değerlendirilebilir.”</div> <div>Mizaç, kişilik ve karakter kavramları, çoğu zaman halk arasında aynı anlamlarda kullanılır. Fakat Acarkan, Durmuş ve diğer bilim insanları bu kavramları şöyle açıklarlar:</div> <div>Mizaç (Temperament, Mzc), doğuştan gelir ve genetik temellidir; kişinin duygusal tepkilerinin hızı, şiddeti ve ritmi gibi biyolojik eğilimlerini tanımlar. Hayat boyu sabit kalma eğilimindedir.</div> <div>Kişilik (Personality), mizaç üzerine inşa olur ve zamanla çevreyle etkileşim sonucunda gelişir. Hem doğuştan gelen özellikleri hem de çevresel etkileri içerir. Davranış biçimleri, düşünce kalıpları ve duygusal tepkiler gibi geniş bir alanı kapsar; düşünce, duygu ve eylemlerin bütünüdür. Kişilik, bu yönüyle daha esnek, dinamik ve değişime açık bir yapıya sahiptir</div> <div>Karakter (Character), mizaç yapısının çevre etkilerini algılayıp değerlendirmesi ve işlemesi sonucunda ortaya çıkan, kişiliğin içindeki süreklilik gösteren baskın ve belirgin özelliklerini</div> <div>ifade eder.</div> <div>Üsad Bediüzzaman, farklı mizaç ve kabiliyetlerin birbirlerinin rakibi değil, birbirlerinin tamamlayıcı unsurları olduğunu fabrika metaforuyla şöyle açıklar:“Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkid edip sa'ye şevkini kırıp atâlete uğratmaz. Belki bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler, hakikî bir tesânüd bir ittifak ile gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak”.</div> <div> </div> <div>İnsanoğlu doğuştan hayra meyillidir; ancak nefis, çevre ve diğer etkenler, zamanla onu farklılaştırabilir. Örneğin cesur mizaçlı olarak doğan ve kahramanlık hikâyeleri ile büyüyen; hak, hukuk, adalet duygularının yaşandığı bir çevrede olursa, çocukların karakteristik özellikleri olumlu olur. Yine cesur mizaçlı olarak doğan ancak içinde yaşadığı çevre olumsuz bir yapıda ise, çocuğun karakteri ona göre şekillenir.</div> <div>Medeniyet tasavvurumuz, “insan insanın yurdudur, sığınağıdır” temel prensibini esas alır. Yaratılışımız, muavenet(yardımlaşma) üzerine kodlanmış, farklı mizaçları ve yapıları birer zenginlik sayarak, bu farklılıkları tamamlayıcı bir perspektifle hayatı inşa eder. Batı medeniyeti ise, “İnsan insanın kurdudur” felsefesinden yola çıkarak çatışmacı bir anlayışla, bütün farklılıkları birbirlerinin rakibi sayarak mücadele ve husumeti esas alarak hayatı inşa etmeyi tasarlar. Günümüz dünyasında insanlık, farklılıklarını bir çatışma sebebi değil bir dayanışma, birbirlerinin eksiklerini tamamlama şeklinde anlar ve ona göre vaziyet alırsa, var olan birçok sorun kendiliğinden hal olur.</div> <div>Varlık dünyasında gördüğümüz nizam, intizam, denge ve ahenk biz insanlara bir ders hükmündedir. Evrendeki hiçbir varlık birbirlerinin rakibi değil, aksine birbirlerinin yardımcıları ve tamamlayıcı unsurlarıdır. Madde-bitki-hayvan ve insanda gördüğümüz bu inanılmaz derecedeki ahenk ve dengeyi tasavvur etmemiz ve ona uygun tarzda bir hayatı inşa etmemiz herkesin yararına olduğu açıktır.</div>