Ana içeriğe geç
Prof. Dr. Şemsettin Dursun
Prof. Dr. Şemsettin DursunKöşe Yazarı

YER-GÖK BİRLİKTELİĞİ “

“Ağacın kökleri gerçekte göklerdedir” der bir bilge kişi.

YER-GÖK BİRLİKTELİĞİ “

“Ağacın kökleri gerçekte göklerdedir” der bir bilge kişi. Bütün ağaçlar ve bitkiler hayatlarını sürdürmek için enerjilerini güneşten alırlar. Gökyüzü ile bağını koparan bir ağacın, bir bitkinin yaşaması mümkün değildir. Gök ile yer arasında sıkı bir bağ vardır.

Bir bilge kişi, yer ve gök arasındaki ilişkiyi, ahengi şöyle açıklar; “Arz ile sema ve kök ile gök arasındaki bağ, yolun istikametini belirleyen işaretlerdir. Neyi nerede aramamız gerektiği konusunda bize kılavuzluk eden bir bağdır bu. Ayakları yeryüzüne basan insan, yönünü bulmak için gökyüzüne bakar. Metafizik açıdan yukarının ahengi, aşağının düzenini belirler. Göklerin nizamı, yerin İstikametini tayin eder. Beşeri düzlemde de aynı kural geçerlidir: İnsanın ayaklarına yön veren başıdır. Baş ise yeri ve göğü aynı anda tecrübe ederek nereye doğru yürümemiz gerektiğine karar verir. Bu manada gök de bir yoldur. Mü’minun süresinin on yedinci ayeti bunu çarpıcı bir şekilde ifade eder: “And olsun ki biz sizin üstünüzde yedi yol (Seb’a tera’k) yarattık. Biz yaratmaktan gafil değiliz.””

Gerçek manada arkamızda yol olamaz, her daim ayaklarımızın altındadır. İnsan iki türlü mesafe alır: 1. X- ekseni yönünde yatay istikamette yol alır, 2. Y- ekseni yönünde dikey olarak mesafe alır. Dikey yönde mesafe aldığı zaman ilerlemiş olur. İçinde yaşadığımız bu dünyada başladığımız yol hiç kuşkusuz bizi maddi âlemin sonuna götürür. Maddi âlemin daha ötesine, maverasına götüremez. Ancak Y-Ekseni istikametinde alınan mesafenin sonunda mevcudun ötesine yani maveraya götürür. Öteler ötesine götürmeyen bir yol, eksik kalır.

Gökyüzü ile yeryüzü bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Aliya İzzettbegoviç, “ Gökyüzünün öğrencisi olunmadan, yeryüzünün öğretmeni olunmaz” diyerek Yeryüzü-gökyüzü birlikteliğinin hakikatini veciz bir şekilde ortaya koymuştur. Eğer gökyüzü merhamet pınarlarını kapatırsa, yeryüzündeki bütün canlı organizmaların felaketi olur. Yeryüzü-gökyüzü helalleşmeli. Yeryüzü, gökyüzünün merhametini celp etmek için, gökyüzünün temel prensiplerini bir hayat tarzı olarak kabul etmeli.

Mevlana, “Bahar, yeryüzünün gülümsemesidir. Yeryüzünün gülümsemesi için gökyüzünün ağlaması gerekir.” diyerek yeryüzü-gökyüzü arasındaki kopmaz bağları ve iç dünyamızı ısıtan o muhteşem duyguyu ifade etmektedir. Çocuğunu gülümsetmek için ağlayan anne gibi, yeryüzünün gülümsemesi için ağlayan gökyüzünü ne kadar güzel tasvir etmiştir!

Bizler anlamsız, manadan yoksun bir dünyaya fırlatılmış varlıklar değiliz. Akıl, hikmet, irfan ve tasavvur sahibi sorumluluk taşıyan bireyler olarak yükümlülüklerimiz vardır. Bizim ne varlık dünyasıyla ne evrenle bir kavgamız olamaz. Nasıl ki, yeryüzü-gökyüzü arasında muhteşem bir uyum, bir denge bir, bir ahenk ve bir nizam varsa; bizim de köyümüz hükmünde olan evrenle bir çelişkimiz, bir kavgamız olamaz. Zira bizler, varlık dünyası ve evren; aynı hikmet, merhamet ve ihsan kaynağından besleniyoruz. Besin kaynağımız ortaktır. Bize düşen görev, bu uyum ve ahenk içinde hayatımızı ihsan üzere inşa ederek çevremize rol model olmaktır, İyiliği inşa etmektir ve iyiliği kuşanmaktır.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın