Ana içeriğe geç
Prof. Dr. Şemsettin Dursun
Prof. Dr. Şemsettin DursunKöşe Yazarı

AKIL-KALP BİRLİKTELİĞİ

İnsanlık için en büyük değer akıldır.

AKIL-KALP BİRLİKTELİĞİ

İnsanlık için en büyük değer akıldır. Akıl, yaratılış formatına uygun tarzda kullanılırsa, insanlık için bir kurtuluş rehberi olur.

Akıl bir nurdur, ışıktır, aydınlanmadır ancak kendi başına müstakil bir hakikat değildir. Varlık dünyasındaki bütün varlıklar gibi onun ışığı da sonludur, sınırlıdır. Ancak aklın ışığı her zaman zihinsel fonksiyonlarımızı aydınlatmayabilir ve kalbimizi ısıtmayabilir. Tarihi bir realitedir ki, kutsanan akıl bazen birçok insanın karanlığa, zulme ve felakete sürüklenmelerine sebep olmuştur. Bölgesel ve küresel çaptaki savaşlarda milyonlarca insanın ölümüne sebep olan sofistike silahlar, Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan atom bombası, Soykırımcı İsrail’in Gazze’de Kullandığı son model öldürücü ve tahrip edici silahlar da bilimi kullanan aklın eseridir. İmam Gazali, “Bilim ve hikmet ehil insanların elinde nur iken, ehil olmayan insanların elinde nardır.” diyerek ince bir noktaya dikkat çekmiştir. Zira ehil olmayan insanların elindeki aklın eseri olan bilim insanlığı ateşe sürüklerken, ehil insanların elindeki bilim insanlığı aydınlık meşalesi ile aydınlatmaktadır. Dolayısıyla, “Nar” yakar, “Nur” ise aydınlatır.

İnsanda var olan tüm organlar eşgüdümlü olarak çalışır. Muazzam bir koordinasyonla, birbirlerini destekleyerek fonksiyonlarını icra ederler. Bu mükemmel eşgüdümü anlamak ve kavramak için bütünsel bir yaklaşımla yaklaşmak durumundayız. Parçacı yaklaşımlarla yaklaştığımızda, hakikati yakalamamız mümkün değildir. Zira parçacı yaklaşımlar, hakikati parçalar. Parçalanan hakikat, hakikat olmaktan çıkar. İnsanlığın hedefi hakikati yakalamaksa, olayları ve olguları fıtrata uygun tarzda bütüncül bir yaklaşımla ele alıp değerlendirmek durumundadır.

“İnsanın aydınlanması, aklıyla, kalbiyle ve tüm varlığıyla hakikatin ışığına yöneldiği zaman mümkün olur. Aydınlatan hakikatin kendisidir; aydınlanan da aklı, duygusu ve kalbiyle bir bütün olarak insandır. Aklı aydınlanıp kalbi karanlıkta kalan insan zeki ve başarılı olabilir ama hüsranda Olmaktan kurtulamaz. Hesabi akıl ile amacına ulaşan kişi “iş bitirici” olabilir ama akıl ve erdem sahibi olamaz. Akıl ve erdem sahibi olmayan kişi ise mutlu olamaz.”

Aklın ve kalbin gereksinim duyduğu gıdaları vermek durumundayız. Aklın gıdası ilim, bilim ve hikmettir. Kalbin gıdası; sevgi, iman ve irfandır. Mehmet Akif, “İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür! İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür” diyerek imansız bir kalbin düşünülemeyeceğini ifade etmektedir. Hiç kuşkusuz; ilimden, bilimden, hikmetten yoksun bir akıl yok hükmündedir.

Nesip Hiçyılmaz, “Aklın ameli düşünce, düşüncenin meyvesi bilgidir. Düşünce, aklın ibadetidir.” diyerek akıl- düşünce arasındaki kopmaz bağlantıyı ve bu çerçevedeki sorumluluklarımızı hatırlatmaktadır. Zira düşünceyi ihmal eden bir akıl, ibadet görevini ve sorumluluğunu da ihmal etmiştir.

Düşünce dünyamızı zenginleştirmek insan olmanın gereğidir. Yaratıcı bizlere bu muazzam değerleri vererek yerli-yerine kullanmamız gerektiğini vurgulamaktadır. Her bir teorik bilginin olmazsa olmazı, pratiğidir. Pratiği olmayan bir teorik bilginin hiçbir kıymeti Harbiye’si yoktur. Örneğin Keban barajında devasa bir su vardır. Bu suda bir enerji saklıdır. Bunun adı potansiyel(durgun) enerjidir. Bu potansiyel enerji, potansiyel olarak durduğu müddetçe hiçbir anlamı yoktur. Ne zaman ki bu potansiyel enerji, transformatörler marifetiyle harekete geçerse; evlerimizi, iş yerlerimizi, eğitim kurumlarımızı aydınlatan Kinetik enerjiye dönüşür. O zaman Keban barajında saklı olan enerjinin bir anlamı olur. İnsanlarda da bir potansiyel akıl vardır. Bu potansiyel akıl, potansiyel(durgun) olarak durdukça hiçbir anlamı yoktur. Dünyanın en zeki, en akıllı insanı olalım. Aklımızı, zekâmızı harekete geçirmediğimiz, kinetiğe dönüştürmediğimiz müddetçe hiçbir anlamı yoktur. Bu da ancak, okumakla, araştırmakla, incelemekle, tetkik ve tahkik etmekle mümkündür. Aklın ve zekânın hakkı ancak böyle ödenir.

Kemal Sayar, “Son yıllarda yapılan çalışmalar kalbin düşündüğümüzden daha akıllı olduğunu gösteriyor. Kalp beyinden sinyal alıyor evet, ama kendisi de Vagus siniri yoluyla beyne bilgi gönderiyor. Beyne gönderdiği sinyallerle beynin entelektüel işlevlerini yerine getiren bölümünü uyarabiliyor veya tamamen devre dışı bırakabiliyor. Kalp kendi hormonlarını üretip vücuda bırakıyor, beyinden binlerce kat daha güçlü bir manyetik alan yayıyor. Kalbin üzerinde yer alan kırk bin sinir hücresi, tıpkı beyin gibi yapılanıyor. Kalbin beyni, kendi dopaminini salgılayabiliyor. Bu sinirsel iletici, davranışlarımız üzerinde kuvvetli etkileri olan bir bileşiktir” diyerek kalp-beyin arasındaki koordinasyonunu açık bir şekilde ifade etmektedir

Hiç kuşkusuz beyin, aklın ikametgâhıdır. Akıl bu ikametgâhta neşvünema bulur. Burada büyür, gelişir ve sahibini yönlendirir.

 

Okur görüşleri
0 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster0 yorum
Henüz yorum yapılmamış. İlk Yorumu Siz Yapın