USD
00,00
EUR
00,00
USD/EUR
1,000
ALTIN
0.000,00
BİST
0.000,00

İNSAN, BASTIRMIŞ OLDUĞU DUYGULARIN ESİRİ OLUR!

İNSAN, BASTIRMIŞ OLDUĞU DUYGULARIN ESİRİ OLUR!

 Bireyler kırgınlıklarını, korkularını ve pişmanlıklarını çevresindeki insanlara göstermemek adına duygularını çoğunlukla bastırmaya ve içine atmaya çalışırlar. Bu durum kişinin zayıf olarak algılanmasını önüne geçmek ve sürekli güçlü imajını gözler önüne sermek için başvurduğu bir yöntemdir. “Çok da önemli bir konu değil”, “konuşmaya bile değmez”, “sözünü dahi etmeye gerek yok”  diyerek yaş adığı duyguyu görmezden gelmeye ya da üzerini örtmeye çalışan birey maalesef süreci bu şekilde sağlıklı şekilde yönetemez. Üstesinden geldiğini düşündüğü bu duygular hala açık bir yara ve kapanmamış bir dosya gibidir. Bu yaralar çoğu zaman şekil değiştirir, yer değiştirir ya da form değiştirir ayrıca kişiyi en ummadık bir anda derinden yaralar.

 İfade edilmeyen, söylenemeyen ya da bastırılmak durumunda kalan duygular, zihnin karanlık bir köşesinde öylece beklemez; bedende, davranışlarda ve ilişkilerde kendine yeni yollar bulmaya çalışır. İfade edilemeyip biriktirilen öfke, bir gün küçücük bir olayda kontrolsüz bir patlamaya dönüşebilir ve her şeyi yıkıp dağıtabilir. İşte bunlar vaktinde “aman kimse kırılmasın, üzülmesin diye” kişinin gönül dünyasının bir köşesinde biriken yoğun duygulardır.

Bitirilmeyen işler, yarım kalan düşler, yaşanmayan üzüntüler, içten içe bir huzursuzluk olarak kalabilir. İfade edilmeyen korku ve kaygı, insanı farkında olmadan kaçınan, erteleyen, anı yaşayamayan ve sürekli geri duran birine dönüştürebilir. Tam bu noktada acı veriyorsa geçmiş, aslında geçmemiştir sözü kendini ortaya koymaktadır.

İnsan zihni mükemmel bir yapıdadır ve yarım kalan hiçbir duyguyu unutmaz. Özellikle de yoğun duygular… Bir zamanlar “yok sayılan” her his, aslında “çözülmemiş bir mesele” olarak içeride yaşamaya devam eder. Ve bu çözülmemiş duygular, kişinin bugün verdiği tepkileri büyük oranda şekillendirir. Bazen en olmadık yerde ve zamanda en ufak bir olay karşısında neden öfke patlaması yaşadığını anlamlandıramayabilirsin. Bazen küçücük bir eleştiri karşısında hemen kırılıp paramparça oluşunu hatırlıyorsundur. İşte o anlarda konuşan, sadece bugünün duygusu değildir; geçmişte bastırılmış duygu ve düşüncelerin de güçlü sesidir aslında.

İnsan ruhunun uçsuz bucaksız bir kütüphane olduğunu düşünürsek, kişinin bazen dokunmak istemediği, gün ışığına çıkarmadığı ya da hatırlamayı dahi arzulamadığı raflar ve kitaplar bulunabilir. Kişinin bunları inkâr etmesi var olan bir gerçeği görmezden gelmeye yetmeyecektir. Karanlık köşeye attığınız ve varlığını unutmaya çalıştığınız bu gerçeklerden kurtulmak bir yana bunlar zamanla sizin gardiyanınız olacaktır. Bir duygunun ya da düşüncenin esiri olmaktan kurtulmanın yolu o duyguyu kabul etmek ve yüzleşmekten geçmektedir. Öfkeyi hissetmek ya da öfkelenmek her şeyi kırıp dökmekle eş değer değildir. Duygular sağlıklı iken onları ifade ediliş biçimi durumu sağlıklı ya da sağlıksız kılar.

İnsan psikolojisinde “bastırma” olarak adlandırdığımız bu savunma mekanizması kişiyi kısa süreliğine rahatlatabilir. Kişi,  her duyguyu o anda kaldıracak güçte ve motivasyonda olmayabilir. Bu yüzden zihin, duyguyu bilinç dışına iter ve kişiye “devam edebilme” imkânı sağlar. Ancak bu geçici bir çözümdür. Eğer duygular zamanla fark edilmez, adlandırılmaz ve işlenmezse; kişi farkında olmadan o duyguların yönettiği bir hayat yaşamaya başlayabilir.

Bu noktada insanın en büyük yanılgısı şudur: “Unuttum sanıyordum, o yüzden geçtiğini düşündüm.” Hâlbuki unutmak, iyileşmek ve dengede kalmak değildir. Bastırmak, kesinlikle çözmek değildir. Görmezden gelmek, yok etmek değildir. Üzerini sıkı sıkıya kapattığınızı düşündüğünüz bir olay ya da durum en ufak bir kıvılcımla tekrardan bugün de ortaya çıkabilmektedir.

Değerli okurum; sonuç olarak gerçek manada iyileşme; duygunun varlığını kabul etmekle başlar. Bu durum seni zayıf, aciz ya da güçsüz göstermez. Bilakis sen duygularınla yüzleşebilme cesareti gösterecek kadar güçlü bir duruşa sahip olduğunu kanıtlamış olursun.“Ben kırıldım”, “Ben korktum”, “Bu bana ağır geldi” diyebilmek değişim ve dönüşümün en güçlü ayak sesleridir. Kabul etmediğin bir duyguyu yönetemez ve ona yön veremezsin. İnsan, hissettiğini inkâr ettikçe kendi iç dünyasından uzaklaşır ve kendine yabancılaşır. Ama hissettiğini fark ettikçe ve kabullendikçe kendine daha fazla yaklaşır ve öz saygısı/öz şefkati daha fazla artar. Çünkü duygular asla senin düşman değildir; anlaşılmayı ve duyumsanmayı bekleyen içsel sinyallerdir. Son olarak kişinin iç dünyasında ve dış dünyasında uyum olmadan doyum olmamaktadır.

 

 

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ