?>

DAĞLAR İLE KENT ARASINDA: BATMAN’IN KADİM GÖÇERLERİ VE 1 MİLYAR LİRALIK SESSİZ GÜÇ

Ebubekir Doğan

6 saat önce

Batman sokaklarında yürürken Bağlar, GAP ya da Körük mahallelerinin sakin telaşına tanık olursunuz. Ancak bu mahallelerin harcında, asırlık bir göçerlik geleneğinin ve dağ rüzgârlarının izleri saklıdır. 1970’li yıllardan itibaren düzlüğe inen, çadırlarını söküp kentin mahallelerine yerleşen göçer topluluklar, Batman’ın sadece sosyal dokusunu değil, iktisadi kaderini de değiştirdi.
Batman ilimizde ilk yerleşmeye başlayan göçerler Batman ilimizde özellikle Bağlar mahallesi, Gap mahallesi ve Körük mahallelerine yerleştiler.  Buraya yerleştikten sonra tam göçebelik yaşamdan yarı göçebe yaşama geçerek özelikle tarım hayvancılığı açsından kış mevsiminde Besi hayvancılığı yaz mevsiminde ise doğup büyüdükleri yaşamlarını özgürce sürdürdükleri   bin yıllardan beri atalarında gelene geleneksel yaşam şekilleri, tarihsel yaşam şekli geleneğinden  gelen mistik dokusu  olan yayla yaşantısını hayatlarının belirli bir döneminde de olsa yaşamaya devam ettiler. Günümüzde halen yaz aylarındaki yayla yaşantılarına özelikle muş, Bitlis, Ağrı Van gibi yayalara çıkarak devam ettiren göçerler mevcuttur.
 Batman il yerleşilmesinden sonra Batmandaki sosyo ekonomik, siyasi ticari,  esnaflık gibi bir çok alanda batmanın her yönü ile yaşam şekli ile yön verdiler .  Batmanın yeri halkının önemli bir bölümünün geçmişinde  göçerlikten gelmeleri ile birlikte batman halkının göçebe yaşantısından atalarında kalma azda olsa yaşatılan geleneklerinin olması nedendi ile Batmana yerleşen yada yarı göçebe şeklinde yerleşen göçerler batmandaki yaşama tutulmaları buradaki toplumla bileşmeleri uzun sürmemiştir.

 

Peki, kimdir bu toprağın kadim yolcuları? Alikan, Düderan, Soran, Mamedi, Jirki ve Bekıra aşiretleri. Onlar için yerleşik hayata geçmek, kadim geleneklerinden vazgeçmek anlamına gelmedi. Aksine kışın kentin sıcaklığında besi hayvancılığı yapan, bahar geldiğinde ise rotasını Muş, Bitlis, Ağrı ve Van yaylalarına çeviren hibrit bir yaşam modeli geliştirdiler.

Yabancılık Çekmeden Kurulan Ortak Gelecek

Bir topluluğun kente entegre olması genellikle sancılıdır. Ancak Batman’da bu süreç şaşırtıcı bir hızla gerçekleşti. Sebebi ise kentin geçmişinde gizli: Batman’ın köklü yerleşik gruplarından Rışkota, Bekıra ve Alika gibi aileler de bundan 150-170 yıl önce aynı yollardan geçmiş, aynı göçer kültürünü solumuştu. Bu ortak hafıza, kaynaşmayı kolaylaştırdı.

 

Zamanla göçer ailelerin evlatları sadece meralarda değil; sivil toplum kuruluşlarında, kamu kurumlarında, ticarette, eğitimde ve siyasette söz sahibi olmaya başladı. Dünün çadır sakinleri, bugün kentin geleceğine yön veren aktörlere dönüştü.
Yol ve Sürülerin Hikâyesi
Göçerlerin takvimi takvim yapraklarıyla değil, doğanın ritmiyle işler:
Kışlak Dönemi (Kasım - Nisan): Kasım ayındaki koç katımının ardından sürüler Batman, Midyat, İdil ve Nusaybin meralarına çekilir.
Yayla Yolculuğu (Nisan - Kasım): Nisan ayı geldiğinde Doğu Anadolu’nun serin yaylalarına doğru yaklaşık bir ay sürecek meşakkatli yolculuk başlar.
Sürüler ilk olarak Raman Dağı’nda nefeslenir, ardından Beşiri’nin Değirmenüstü, Yeşiloba, Işıkveren ve Beşpınar meralarında konaklatılır. İkiköprü ve Kozluk üzerinden Mereto Dağı’na ulaşan rota burada ikiye ayrılır: Bir hat Baykan ve Bitlis üzerinden Tatvan, Nemrut ve Süphan Dağı yaylalarına uzanırken; diğer hat Sason üzerinden Muş, Bulanık ve Malazgirt platolarına varır.
Bu yolculukta Mamedi aşireti ağırlıklı olarak Nemrut ve Süphan’ı tercih ederken, Düderan mensupları Van ve Hakkâri yaylalarına, diğer gruplar ise Muş ovasının geniş meralarına yayılır. Üstelik bu insanlar, nesilden nesile aktarılan pratik veterinerlik bilgileriyle sürü sağlığını koruma konusunda profesyonel uzmanlara taş çıkartacak bir birikime sahiptir.

Otlu Peynir ve Devasa Bir Ekonomi

Yaylalarda sütten kesilen koyunlar sağıldıkça, bölgenin aromatik şifa kaynağı olan ünlü otlu peyniri üretilir. Eskiden pazara ulaştırılması zor olan bu lezzet, günümüzde doğrudan yaylaya gelen mandıracı ve tüccarlar aracılığıyla Türkiye’nin dört bir yanına dağılıyor.

 

İşin ekonomik boyutuna baktığımızda ise karşımıza şaşırtıcı bir tablo çıkıyor:

 

Batman ve çevresinde aktif hayvancılık yapan yaklaşık 2.000 aile bulunuyor. Bunların 1.500’ü yerleşik besi hayvancılığı yürütürken, 500 aile geleneksel göçerliği sürdürüyor. Sadece 2025 yılı verilerine göz attığımızda Bakanlık tarafından sağlanan destekler:
Kuzu ve Oğlak Desteği: ~110 Milyon TL Islah Proje Destekleri: ~15 Milyon TL Doğrudan Ürün ve Hayvan Satışı: ~450 Milyon TL  
Yem sanayiinden canlı hayvan ticaretine, et ve süt tesislerinden samanın değerlendirilmesine kadar oluşan yan sektörlerle birlikte göçerlik geleneği, Batman ekonomisine yıllık yaklaşık 1 Milyar TL’lik devasa bir katkı sunuyor.

Geleceğe Bakış: Bu Miras Yaşayacak mı?

Tüm bu ekonomik hacme rağmen üreticiler sahipsiz değil ama dertli. Göç yollarındaki bürokratik engeller, konaklama noktalarındaki altyapı eksiklikleri ve en önemlisi ürününü yaylada tüccara satmak zorunda kalmaktan doğan düşük pazarlık gücü üreticiyi zorluyor.

 

Çözüm aslında karmaşık değil:

Göç güzergâhlarına su noktaları ve geçici barınma üniteleri kurulmalı, Meralar ıslah edilerek otlatma kapasitesi korunmalı, Üreticilerin kendi aralarında kooperatifleşmesi sağlanarak ürünlerin doğrudan pazara ulaşmasının önü açılmalıdır.

 

Modern dünyanın ve kentleşmenin baskısına rağmen göçerlik, bu toprakların en canlı ata mirasıdır. Belki her çocuk bu mesleği seçmeyecek; ancak aileler en az bir ya da iki evladını bu kadim üretim zincirinde tutarak hem sofralarımıza doğal gıdayı taşımaya hem de asırlık geleneklerini yaşatmaya devam edecek.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI