Miladi 15 Ocak 2026 ve Hicri 25 Receb 1447 gecesi Miraç Gecesini ihya ettik. Bu geceyi yeni ihya etmemiz vesilesiyle Miraç hadisesi hakkında birkaç kelam eylemek istiyorum.
Miraç Hadisesi üzerine kendi tefekkürümden edindiğim şahsi görüş ve düşüncelerimi 5 başlık halinde yazıyorum. 5 başlıktan sonraki Miraç hakkında mutad İslami kaynaklarda yazılan normal görüş ve düşünceler ışığında, Miraç’ın nasıl gerçekleştirildiğine (Miraç’ın manevi yani ruhi olarak mı tezahür ettiğine ya da maddi yani bedenen mi cereyan ettiğine) dair bir mütalaada bulunacağım.
Önce 5 başlıkta beş görüşümü belirteyim.
1-Miraç bir buluşma, bir görüşme, bir yükselme, bir istişare ve bunlardan daha önemlisi Sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed aleyhisselatu vesselam’a verilen bir hediyedir. Ve bu hediye ondan önce hiçbir Peygambere verilmemiş idi.
2-İnsanoğlu iki varlıktan müteşekkil bir varlıktır. Ruh ve beden. Miraç Hadisesi Ruh ve bedenin birlikte yol aldığı bir yolculuktur.
İnsanoğlu yolculuklarını ruh ve beden ile yapar sağ olduğunda. Sağ bir insanın normal ve mutad yolculukları beden ve ruh birlikteliği ile yapılır. Bu normal ve mutad yolculuklar fiziki kayıtlar ve fiziki sınırlamaya tabidir. Fiziken gittiğimiz yerde ruhumuz da vardır. Bu normal ve olağanüstü değildir.
Gelelim sırf beden yolculuğuna. Ölen bir kişi tabuta konduğunda sırf beden ile yolculuk yapar. Tabutta Ruh yoktur. Mezarlıklar sırf bedenlerin toplandığı yerdir. Mezarlıklarda insan ruhu yoktur. Biz mezarlıklara sevdiğimiz ve saydığımız kişinin ruhunun hatırası için ziyaret yapıyoruz. Kimse “etlerin ve kemiklerin hatırına mezarlık ziyareti” yapmaz. Zaten et ve kemiklerin hatırı da olmaz.
Gelelim yalnızca ruhun yolculuğuna. Ruh, her tarafa yolculuk yapabilir beden olmadan. Mesela ben bu yazıyı yazarken düşündüğüm ve gitmek istediğim bir yer varsa ruhum yolculuğa o anda başlamıştır bile.
Mesela bu şu an, ruhen kendimi Mescid-i Aksa'da yani Kudüs’te düşündüm ve ruhen saniyede Kudüs ve Mescid-i Aksa'dayım. Ancak bedenen Ankara’dayım.
Ruhun yolculuğu ve elektrik hızından daha hızlıdır ve anında varır.
3-Miraç hadisesi hem ruhen, hem bedenen gerçekleştirilmiştir ve o nedenle mucizedir. Tek başına ruhun yolculuğu mucize olmaz. Zaten her an yaptığımız iştir Ruh yolculuğu. Her an yapılan ve yapmamız mümkün olan bir iş mucize olmaz.
Allah (cc) Miraç'ta Peygamberimizin ruhuna ve bedenine bazı hakikatleri gösterdi.
4-Bizim de ruhen hakikatlere Muttali olmamız mümkün. İsteyen insan, Allah'tan dilerse tefekkür ederse, Allah’ı (cc) zikrederse kendisine kapılar açılır. Ruhunu olağanüstü bir yolculuk ile sırlar alemine götürebilir. Ancak beden yerinde kalır.
5-Ruh ve beden ile aynı anda mucizevi ve elektrik hızından daha hızlı bir yolculuk ancak Miraç ile olur. Ruh ve beden ile aynı anda mucizevi ve Sırlar Alemine ve Gaybi Hakikatlere muttali olmak üzere bir yolculuk ancak Miraç ile olur. O da Sevgili Peygamberimize (asm) verilir. Elhamdülillah.
Evet, bu 5 başlık benim Miraç hakkındaki şahsi görüşlerimdir. Elbette bu şahsi görüşlerim ve düşüncelerim, tarihlerden bu yana mutad ve bilinen Miraç hakkındaki İslami görüş ve düşüncelere uyumlu da olabilir. Ya da “bu beş başlıktan şunu kabul etmiyorum” diyen Müslümanlar da olabilir.
Mesela bazı Müslüman Alimler, “Miraç yalnızca ruhi bir yolculuktur” diyebiliyor.
Ben acizane bir Ahmet Sandal olarak, Miraç “hem ruhen ve hem de bedenen gerçekleşmiş bir hadisedir” diyorum. Yani Sevgili Peygamber Efendimiz (asm) hem ruhu ve hem de bedeni olarak Miraç’ı birebir, bizzat yaşamıştır. Ancak bazı İslam Alimleri Resûlullah’ın (asm) “bedeni olmadan ruhuyla Miraç’a çıktığını” söyleyebilmiştir.
Miraç Hadisesi vuku bulduğunda o zamanki Mekkeli müşrikler bunu kendi lehlerine çevirmeye kalkışmışlarda başarısız olmuşlardır. O müşrikler Miraç Hadisesi hakkında, “bir kişinin bir gece bir anda ruhuyla elbette bir yere gidip de gelmesinin” mümkün olacağının şuurundaydılar. Ancak Miraç Hadisesi’nde hem ruh ve hem de bedenen bir yolculuk olduğu ve Miraç’ta da bu ikisi kastedildiği için” inanmadılar ve hatta fitne çıkarmaya başladılar.
O zamanki Mekkeli müşrikler, Sevgili Peygamberimiz (asm) Efendimizi kast ederek, “seninki, bir gecede Mekke’den Kudüs’e gitmiş ve aynı gece geri dönmüş” ne diyorsun buna, diyerek, kendi akıllarınca bunun mümkün olamayacağını ileri sürmüşler ve bu durumu Hazreti Ebu Bekir’e (ra) aksettirmişlerse de şu cevap karşısında umduklarını bulamayıp gerisin geriye dönmüşlerdir. Hazreti Ebu Bekir (ra) "O söylüyorsa şüphesiz doğrudur" cevabını vermiştir.
Hazreti Ebu Bekir’in bu tavrı Sevgili Peygamberimize Efendiniz (asm) anlatılınca, o günden sonra bizzat Peygamberimiz (asm) tarafından Hazreti Ebu Bekir (ra) sıddıkiyet makamıyla onurlandırılmıştır.
Mekke döneminde Miraç Hadisesi vuku bulduğunda Hazreti Ebu Bekir (ra) ile Mekkeli müşrikler arasında yaşanan bu diyalog, Miraç’ın bedenen ve ruhen olduğunun delilidir. Çünkü hiç kimse bir gece “ruhen yapılan bir yolculuğu” tartışmaya açık bulmaz. Herkes ruhen “bir anda şuraya gittim-geldim” diyebilir. Ve tartışılmaz.
Dikkat edilirse, Mekkeli müşrikler, Miraç Hadisesini değil, yolculuğu tartışıyor. “Bir kişi bir anda bir gecede Mekke’den Kudüs’e nasıl gider-gelir” diyerek kendince hayretini dile getiriyor.
Bunun yanında şurası da bir gerçektir. Bazıları, “bir insanın bedenen nasıl Miraç’a yükseleceğini zor” görerek kendine göre itirazlarda bulunabiliyor. Halbuki bize yani insana zor olan elbette Allah’a zor olmaz. Zaten Kainatta, Yüce Halikımıza (cc) hiçbir şey zor gelmez. Eğer olaya zorluk noktasında bakacaksak, Hazreti İsa’nın (as) Babasız olarak nasıl Dünya’ya geldiğine de itiraz etmemiz lazım gelir ki, bir kişi buna (Hazreti İsa’nın (as) Babasız Dünya’ya getirildiğine) itiraz ederse imansız olur.
Evet, bu görüş ve düşüncelerimden sonra İsra Suresinin 1. ayetini mealen buraya yazıyorum: “O subhan (Allah). Kulunu, Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya bir gece yürüttü. Ona ayetlerimizi göstermek için. Kuşkusuz O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Gören'dir.”
Bu ayetin başında Allah’ın bir ismi var. Subhan ismi. O isim ne’ye delalet eder? Subhan ismi, Cenab-ı Allah'ın noksanlıklardan uzak ve mükemmel sıfatlar sahibi olması anlamında bir ismidir. (Subhan olan Allah elbette Miraç’ı noksanlıklardan uzak ve mükemmel bir şekilde cereyan ettirir)
Bunu öncelikle düşünün ve ardından da şunu düşünün. Bu ayetin sonunda “Semi ve Basir” olarak Yüce Rabbimizin (cc) iki sıfatına yer verilmiştir. Ve her iki sıfat da maddi alem ile ilgilidir. Semi (duyan) yani “maddi alemdeki sesleri duyan” demektir. Gören (Basir) yani maddi alemdeki varlıkları gören” demektir.
Evet, bu ayetin başında Allah’ın “subhan” ismine ve sonunda Yüce Rabbimizin bu iki sıfatına (Semi ve Basir) dikkat çekilmesi manidardır.
Ve bu noktalardan baktığımızda da Miraç’ın maddi alemde, yani bedenen gerçekleştiğinin bir çok işaretini düşünmek mümkündür. Ben böyle düşünüyorum.