?>

SÜVEYŞ’TE İNGİLTERE YENİLDİ / HÜRMÜZ’DE ABD YENİLECEK!

Ahmet Sandal

13 saat önce

Manyak Firavun Donald Trump “Hürmüz de Hürmüz, Hürmüz de Hürmüz” diyerek delice hareketler sergiliyor.
 (Hemen bu noktada şunu belirteyim. Ben normalde kimseye böyle Manyak, Deli, Firavun diye hitap etmem. Tarihlerden bu yana belki de sevmediğim ve hareketlerine tasvip etmediğim yüzlerce Devlet Yöneticisi vardır. Ancak onlara böyle hitap etmedim. Fakat bu ABD’nin 47. Başkanı Donald Trump’a böyle hitap ediyorum. Çünkü hak ediyor. Dünya tarihinde hiçbir Devlet yöneticisi böyle pervasız ve böyle alçakça hareket etmedi. O nedenle Trump denilen adam bu sözleri hakkediyor. Bir Devlet Başkanı düşünün ki, gücüne, silahına, parasına ve saltanatına güvenerek ve kendisini de dokunulmaz sanarak önüne gelene hakaret ediyor. O adam öyle önüne gelene hakaret ederse, kendisine biz de böyle hitap ederiz. Adam öyle pervasız ve öyle manyak ki, tüm bir İslam Medeniyetini yok etmeyi ve hatta kendisi gibi düşünmeyen tüm insanlığı yok etmeyi göze almış. Böyle bir adama “manyak” denmez de ne denir?)
 Bu parantez içi açıklamasından sonra gelelim “Süveyş’te İngiltere Yenildi / Hürmüz’de ABD Yenilecek!” başlığı altındaki görüş ve düşüncelerimize.
 28 Şubat 2026 günü terörist siyonist İsrail ve onun yardakçısı ABD yönetimi, adeta Kurt ve Kuzu misalinde olduğu gibi İran’a saldırırdılar. O saldırı 40 günden fazladır sürüyor. Kurt ve Kuzu fıkrası şöyledir: “Bir gün bir kuzu, şırıl şırıl, tertemiz akan bir akarsu kenarında ve kurdun bulunduğu yerin alt tarafta bir yerde su içmekteymiş. Yukarıdaki bir yerden kurt seslenmiş: “Ey kuzu, oradan su içerek içtiğim suyu bulandırıyorsun.” Zavallı masum kuzu, kurda şöyle cevap vermiş: “Efendim beni böyle nasıl suçlarsınız, ben derenin alt tarafındayım, siz de üst tarafındasınız. Ben sizin içtiğiniz suyu nasıl bulandırayım?” Bu cevaba daha da sinirlenen kurt şöyle karşılık vermiş: “Benim keyfim öyle istiyor. Ben seni yemeyi kafaya koydum da sana ö nedenle öyle dedim” diyerek saldırışa geçmiş. Bu fıkranın aynısı, 28 Şubat 2026 tarihinden beri İran’a yönelik acımasız ve dengesiz terörist siyonist İsrail ve onun yardakçısı şerefsiz ABD yönetimi tarafından saldırılarda yaşanmaktadır.
Haksız ve saldırgan olan kesinlikle ve kesinlikle terörist siyonist İsrail ve onun yardakçısı şerefsiz ABD yönetimidir. Bunu tüm Dünya da görüyor.
 Terörist siyonist İsrail ve onun yardakçısı şerefsiz ABD yönetimi, ilk bombayı İran’da bir ortaokula attı ve o okulda 170 civarında İranlı çocuğu öldürdüler. O günden sonra binlerce daha sivil öldürüldü. Gözü dönmüş alçak ABD yönetimi ve onu kışkırtan terörist siyonist İsrail, insanlık düşmanıdır. Gazze’de, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afganistan’da ve başka Ülkelerde binlerce kişiyi öldüren, yaralayan ve sakat bırakan hastalıklı bu ABD yönetimi ve onu kışkırtan Siyonist terörist İsrail elbette Uluslararası Adalet Divanında yargılanmalıdır. Hakettiği cezayı almalıdır. O günleri de elbette göreceğiz, inşallah.
 Yazımızın başlığında “Süveyş’te İngiltere Yenildi / Hürmüz’de ABD Yenilecek!” şeklinde bir ibare var.
 Bunu net olarak söylüyorum. “Süveyş’te İngiltere Yenildi / Hürmüz’de de ABD Yenilecek!” 28 Şubat 2026 tarşhinden beri saldırganlığını sürdüren ve hak-hukuk tanımayan şerefsiz alçak ABD yönetimi, bugün itibariyle 11 Nisan 2026 tarihi itibariyle Pakistan’ın Başkenti İslamabat’ta İran ile Ateşkes Antlaşması çerçevesinde görüşmelere başladılar. O görüşmelerde asıl konu “Hürmüz Boğazı’nda egemenliğin ABD’ye mi ait olacağı, yoksa normal ve gerekli olduğu üzere İran’a mı ait olacağı” üzerinedir.
 Yazımızın başında da belirttim: Manyak Firavun Donald Trump “Hürmüz de Hürmüz, Hürmüz de Hürmüz” diyerek Hürmüz Boğazı’nı emperyalist çıkarları için kullanmak istiyor.
 Manyak Trump, Hürmüz Boğazı’nı alamayacak, çünkü İngiltere de Süveyş Kanalını alamadı.
İngiltere ile Mısır arasındaki Süveyş Krizi 1956 yılında baş gösterdi. Süveyş Krizi, o zamanki Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır’ın 26 Temmuz 1956'da Süveyş Kanalı'nı millileştirerek İngiliz ortaklığına son vermesiyle tetiklenen bir krizdir.  Tabi o krizin bir tarafında Fransa da vardır. Onlar da Süveyş Kanalına ortak idi. Cemal Abdünnasır, Asuan Barajı finansmanı için kanalı kamulaştırmış, o karar sonrasında İngiltere ile Fransa ve yanlarında terörist siyonist İsrail, Mısır'a saldırmışlardı.
 O yıllarda Rusya’nın yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) vardı. SSCB desteğini tam olarak Mısır’dan yana gösterdi ve İngiltere, Fransa ve terörist siyonist İsrail ger çekilerek Süveyş Kanalındaki tüm hakların Mısır’da olduğunu kabul etmişlerdir. Bu gelişmelerden sonra Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır, büyük bir zafer kazanarak Arap Dünyasında liderliğini pekiştirmiş ve sömürgeciliğe karşı duruşun simgesi olmuştur. 1956 Süveyş Kanalı olayı, Orta Doğu'da İngiliz ve Fransız nüfuzunun gerilediği, Süveyş'in tamamen Mısır kontrolüne girmesiyle önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. 
1956’dan bu yana yani 70 yıl ileriye geldiğimizde yani bu güne ulaştığımızda, inşallah İran da Hürmüz’de egemenliğini pekiştirecek ve zafer kazanacaktır.
 “Şerefsiz alçak ABD yönetimi, bugün itibariyle 11 Nisan 2026 tarihi itibariyle Pakistan’ın Başkenti İslamabat’ta İran ile Ateşkes Antlaşması çerçevesinde görüşmelere başladılar” dedik.  Bu görüşmelerde İran, asla ve asla Hürmüz Boğazı’ndan taviz vermeyecektir ve taviz vermemesi de gerekir.
 “Savaşsa savaş, ölümse ölüm”, ancak Hürmüz Boğazı İran’ındır. Ya da bölge Ülkelerinindir. Orada ABD’nin ne işi var? (Esasında Hürmüz Boğazı’nda bizim yani Osmanlı’dan gelen bizim Hakkımız var. Biz dahi bu hususta bir hak iddia etmezken emperyalist ABD, “Hürmüz de Hürmüz, Hürmüz de Hürmüz” diyor)
 Bu parantez içi açıklamadan sonra belirtiyorum ki, “İran bu savaşın zaten galibidir. Bunu herkes Pakistan’ın Başkenti İslamabat’ta İran ile Ateşkes Antlaşması çerçevesinde yapılan görüşmeler sonrasında görecektir.” ABD, Hürmüz Boğazı’nda görüşmelerde egemenlik elde edemeyince, saldırıya geçse de yenilecektir.
 Hürmüz Boğazı denilen yer hakkında kısaca bilgi vererek yazımı noktalıyorum. Bu bilgiden de anlaşılacağı üzere, Hürmüz Boğazı’nda İran’dan başka bir Devlet hükümranlık kuramaz.
 Hürmüz Bölgesi, Eskiçağ Batı kaynaklarında adına Harmuza ve Hermupolis şekillerinde rastlanan ve Sâsânî Hükümdarı I. Erdeşîr (226-240) tarafından kurulduğu ileri sürülen bir bölgedir. Hürmüz’ün tarihçesinin milât öncesi yıllara gittiği tahmin edilmektedir. Şehir asıl şöhretini, Müslümanlar tarafından fethedildikten ve özellikle bölgeyi yöneten küçük bir sultanlık haline geldikten sonra kazanmıştır. X. yüzyılda Muʿcemü’l-büldân ve Ḥudûdü’l-ʿâlem Hindistan’dan gelen malların bu limandan Kirman, Sîstan ve Horasan’a taşındığını yazmaktadır. İbn Hurdâzbih, İstahrî, Makdisî ve İdrîsî de şehrin Basra körfezi-Çin deniz yolunun en önemli limanı olduğunu belirtmektedirler. 1272 ve 1293 yıllarında burayı iki defa ziyaret eden Marco Polo bu limandan Çin’e özellikle at ihraç edildiğini bildirir. Eski sömürgecilerin, Portekiz’in, İngiltere’nin, Fransa’nın da ilgisini tarihlerden beri çeken Hürmüz Boğazı,  İran Şahı Nâsırüddin’in, nihayet 1868’de Benderabbas ve Hürmüz’le ilgili önceki şahlar döneminde verilen yetki ve imtiyazları geri alması ve öylece Uman Sultanlığı yerine adada tekrar İran hâkimiyetinin tesis edilmesiyle uzun dönem sürecek bir hâkimiyet dönemi tesis edilmiştir. 1964’te İran’ın Benderabbas sahillerine büyük tonajlı gemilerin yanaşabileceği modern liman tesisleri yapılmıştır. Hürmüz’de çıkarılan demir cevheri karşı sahildeki Benderabbas’tan ihraç edilmektedir.
 Hürmüz Boğazı bizzat kendi bulunduğu yer ve o coğrafyadaki madenler açısından zenginlik taşıdığı gibi, oradaki maden zenginliklerin, petrolün ve diğer madenlerin taşınmasını sağlayan bir boğaz olması itibariyle de çok mühim bir bölgedir ve ondan dolayı da ABD gibi emperyalistlerin iştahını kabartmaktadır. Ancak ne kadar da iştahları kabarsa Hürmüz, İran’ındır ve öyle de kalacaktır. Vesselam.
 Ahmet Sandal

 

 

 

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI