?>

KADIN OLMAK

Hamide Ablak

11 saat önce

Diyarbakır'ın ilçe köylerinden birinde ilk nefesini alan Ayşe, on kardeşin en küçüğüydü. Her gün biraz daha büyüyor, bahçelerindeki kavak ağacı gibi boyu uzuyordu.
Akan zamanla yaşı on altı oldu, babası hane halkının hiçbirine danışmadan diğer kardeşlerinde yaptığı gibi yüklü bir başlık parası alarak, karşı köyden, sekiz çocuk babası, İhsan adında bir adama verdi.
İhsan, sorumluluk bilinciyle davranmayınca gencecik Ayşe’nin incecik omuzlarına koca bir dünyanın ağır bir yükü indi, kızcağız kaderini kabullenerek hayata tutunmaya çalıştı.
Ayşe'nin geçen zamanla altı çocuğu oldu, büyüğü daha on beş yaşlarındayken İhsan ebediyete gözlerini yumdu.
İhsan geçimini çobanlık yaparak sağlıyordu. Kaldığı ev iki gözlü bir evdi. Tuvalet, yıkanılacak yer, yemek ve de ekmek pişirmek için küçük bir oda, üzerinde inşa edilecek kadar bir arsada bunlar yapılmıştı. Kendilerine yetecek kadar sebze ya da yeşillik ekecek yeri bile yoktu.
Kumasının kardeşleri Mersin’deydi. Kadın çocuklarını alıp kardeşlerinin yanına gidince Ayşe altı çocukla ortada kaldı. Ne bir bağı bahçesi ne bir tarlası ne de bir geliri vardı. Ne baba tarafı ne de koca tarafı yardım elini uzatıyordu. Üstelik kayınları, görümceleri kısacası koca tarafı yaşantılarına müdahale ediyorlardı.
Ayşe baktı ki köyde kalsa onu rahat bırakmayacaklar, en önemlisi de geçinemeyecek ‘İyisi bu çocukları alayım gidip Diyarbakır’a yerleşeyim, burada kalırsam bu çocuklar aç kalır,” diye düşündü ve bunları büyük oğlu Hasan’la konuştu. Hasan da “Olur, anne,” deyince koca tarafının karşı çıkmalarına rağmen gidip Diyarbakır’ın kenar bir semtinde ev kiralayıp yerleşti.
Yaşam tüm zorluklarıyla üstüne üstüne geliyordu Ayşe’nin. Genç yaşta dul olmanın, altı çocukla yabancı bir yerde kalmanın, yokluk ve sefaletin kucağına düşmenin ne büyük bir eziyet olduğunu ancak yaşayan bilir.
Çocuklar büyüdükçe Ayşe’nin sorunları arttı, sorunların hangi birine yetişeceğini bilmiyordu. Bir yandan geçim derdi bir yandan çocuklarının ergenlik dönemi bir yandan da eğitimleri için uğraşıyor. Öte yandan da sağ-sol çatışmasının zirve yaptığı bir dönemdi, çocuklarının siyasete buluşmasını istemiyordu.
Tüm bu zorluklara rağmen Ayşe yatak yorgan bağlamakla, nakış, dantel, örgü örmekle geçimini sağlamaya çalışıyor, çocuklarına iş bulmuş çocuklar okuldan arta kalan zamanlarda çalışıyorlar, kıt kanaat geçiniyorlardı.
Ayşe okula gitmemişti ama hayat okulunu bitirmiş gibiydi. Çok iyi bir dinleyici iyi bir gözlemleyici ve de iyi bir araştırmacıydı. Olayı önceden eksi ve artılarıyla tartar ona göre karar verirdi.
Çocuklarına hep şunu derdi, “Tarlanız, bağınız-bahçeniz yok, babanızdan size bir fabrika kalmadı, okumaktan başka çareniz yok.”
Çocuklar da onu dinledi; büyük oğlu Hasan, askerlik görevini ifa ederken kurslara katılarak okuma yazmayı öğrendi. Daha sonraları ilkokul diplomasını alıp Devlet Demir Yollarında işçi olarak işe girdi.
Ahmet, ilk ve ortaokul diplomasını dışarıdan alıp Kara Yollarında işe girdi.
Fatma, hemşire oldu.
Ali, PTT’de işe girdi.
Emine, öğretmen oldu.
Meryem de mühendis oldu.
Derken çocuklar yuvadan bir bir uçtu, herkes kendi hayatını kurdu.
Ayşe hem anne oldu hem de baba. Hayatın tüm zorluklarına göğüs gererek çocuklarını bugünlere getirdi. Kendine güvendi, ayaklarının üzerinde durabildi. İşte kadın olmak budur.
Çamurun içinden yükseldi ama asla çamurun onu kirletmesine izin vermedi, asil bir duruşla yaşamını idame etti.
Yukarıda özetle anlatılan öykü çok kıymetli bir arkadaşımın annesinin yaşam öyküsüdür. Aslında yaşantısı bir sayfa değil sayfalarca yazılacak kadar çok zorluklar yaşamış bir kadın. Her karşılaştığımda “Sanırım kadınlar gününde anılmayı ben de hak ediyorum, adımı değiştirerek beni de yazsan sevinirim,” diyordu.
Ayşe Hanım gibi nice emektar kadınlar var, tüm emektar kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.
      
YAZARIN DİĞER YAZILARI