Vallahi yazık oldu, vallahi yazık oldu. Ah yine bir genç hayatına kıydı. Yine bir kadının canına kıyıldı, yine bir öğretmenin yaşamına son verildi, yine bir doktor darp edildi, yine bir kadın kocasının şiddetine maruz kaldı. Şurada akran zorbalığı oldu, şurada şu hayvana eziyet edildi. Burada yolsuzluk, şurada soygun ve hırsızlık yapıldı, bu ve buna benzer sapkın birey davranışlarıyla ilgili sözler gün yoktur ki duymayalım hem de tek yerde değil aynı gün içerisinde bu güzel yurdumun her bir köşesinden bu haberler geliyor. Demek ki insan eğitme zahmetine katlanmıyoruz, katlanmadığımız için de acı meyveleri alıyoruz. Oysaki insan yaşantısında sağlıklı eğitimin semeresi tatlı meyvelerdir.
“Eğitimin kökleri acı, meyveleri tatlıdır.” der Aristoteles
Hepimiz biliyoruz ki çocuk dünyaya geldiğinde tıpkı bir su gibidir. Nasıl ki su bulunduğu kabın şeklini ve rengini alıyorsa çocuk da içinde bulunduğu ortamın bir yansımasıdır.
“İnsan eğitimle doğmaz; ama eğitimle yaşar.” der Cervantes
Sevilmeyen, sayılmayan, değer görmeyen, geleneğini göreneğini bilmeyen, sorumluluk bilinciyle yetişmeyen bir ebeveyn, sahip olmadığı bu güzellikleri çocuklarına nasıl versin ki?
Bu güzelliklerden mahrum ortamlarda yetişen ebeveynlerin yetiştirdiği kişilerin bulunduğu ortama verdikleri rahatsızlıklarla hepimiz hemen hemen her gün karşılaşıyoruz.
Bu sorunlarla ilgili bir grup arkadaşla sohbet ederken bir kadın arkadaşımız, “Sağlık problemim var, bu nedenle çekmecemde yiyecek bir şeyler bulunduruyorum. Zaman zaman azaldığının ayrımına varıyordum, ancak dile getirmeye utanıyordum. Derken bir gün Furkan adında, başka bir birimde çalışan bir mesai arkadaşım, ‘Abla, sen abur cuburlarını nereye gizliyorsun? Ben çekmecelerini alt üst ettim de bulamadım,’ dedi.
Kırk yaşına gelmiş bir kişi hala başkasına ait olan bir şeyin kendisinden izinsiz alınamayacağı, başkasına ait bir çekmecenin karıştırılamayacağını öğrenmemişse bunları çocuklarına nasıl öğretsin?
Bu gibi durumlar böyle kalmayıp ileride daha büyük hatalara götürebiliyor, kadının bileziği veya boynundaki zinciri için öldürüldüğü, kendinin olmayan bir şeyi almak için birilerinin gasp edildiğini az duymuyoruz. Çocuğun küçükken yaptığı küçük hatalarını görmezden gelirsek büyüyünce daha büyük hatalar yapabilir. Atalarımız boşuna dememiş ağaç yaşken eğilir.” dedi.
Bir başka arkadaş, “Yeni evlenen bir arkadaşın evine üç kadın arkadaş gitmiştik. Kadın arkadaşlardan biri beraberinde iki çocuk getirmiş, çocuklar durmadan çekmeceleri karıştırıyor ortalığı dağıtıyorlardı ama anne gayet rahat bir şekilde oturmuş sohbet ediyordu. Derken yan odadan güm diye bir ses geldi. O sesin gelmesiyle ev sahibiyle odaya koştuk, arkadaşın kızı orta sehpanın ortasında öylece duruyordu. Sehpanın tamamı camdı ve sehpa ortadan tamamen kırılmıştı. Ufak çiziklerin dışında Allahtan çocuğa bir şey olmamıştı ama çocuk çok korkmuş bir yüz ifadesiyle bizlere bakıyordu. O çocuğun bir suçu yoktu. Anne ona başkasına ait bir şeylerin karıştırılmayacağını, kurcalanmayacağını, zarar verilmeyeceğini öğretmiş olsa idi, o çocuk öyle davranmayacaktı,” dedi.
Bir başka arkadaş da “Geçenlerde sabah mesaisine gitmek için asansördeydim. Ara katın birinde asansör durdu. Kırk- kırk beş yaşlarında bir adam altı yedi yaşlarında bir çocukla asansöre bindi. Adam selam vermeden sırtını asansörün duvarına dayadı. Benim dışında asansörde iki kişi daha vardı. Çocuğun elinde telefon, başını telefondan kaldırmıyor, parmaklar telefon ekranında durmadan gidip geliyor, daha sabahın o saatinde. Adamın elinde plastik bir kutunun içinde hazır, meyveli yoğurt, adam yoğurttan bir kaşık alıyor çocuğun ağzına götürüyor, çocuğun ağzına giden her kaşıkla sanki beynime çivi çakıyorlardı; çocuk tiz bir sesle avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
Adam oğlunu susturma yoluna gitmiyor ha bire çocuğun ağzına kaşık götürüyor ve çocuk avazı çıktığı kadar bağırmaya devam ediyordu. Baba bunu tekrar tekrar yapıyordu. Adam da çocuk da etrafına verdiği rahatsızlığın farkında bile değillerdi.
Çocuk o yaşta babasına hükmediyordu. Bu çocuk yarın ebeveyn olacak, çocuklarını nasıl eğitecek?” dedi. Buna benzer verilecek ne çok örnek vardır.
Sağlıklı, huzurlu ve de mutlu bir toplum istiyorsak çocuklarımızı küçük yaşta eğitmeliyiz. Bir insanın çocuğu için yapabileceği en iyi yatırım çocuğuna vereceği güzel bir eğitimdir.
Literatürde insan eğitimi; bireyin bedensel, zihinsel ve duygusal yeteneklerini kasıtlı ve planlı süreçlerle geliştirerek davranışlarında istendik yönde kalıcı değişiklikler yapma sanatıdır, diye geçmektedir.
Amerikalı yazar, filozof ve şair Ralph Waldo Emerson, “Uygarlığın gerçek ölçüsü; ne nüfus çokluğu, ne kentlerin büyüklüğü, ne de üretim bolluğudur. Gerçek ölçü, ülkenin yetiştirdiği insanların nitelikleridir.” der.
Ve Mustafa Kemal Atatürk de “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; Ya da esaret ve sefalete terk eder.” Sözleriyle eğitimin önemini vurgulamıştır.
Huzurlu ve de ilerleyen bir toplum ancak sağlam kişiliğe sahip insanların yetiştirilmesiyle sağlanır.
Bu konu en elzem sorunlardan biridir. Toplumun sağlığı, huzuru ve de refahı için ileriyi düşünerek bugünden başlamalıyız.
“Bir yıl sonrasını düşünürsen tohum ek, on yıl sonrasını düşünürsen ağaç ek, yüzyıl ve daha sonrasını düşünürsen insan yetiştir.” Kuan Tzu
Her şeyde olduğu gibi bu konuda da eğitim, eğitim illa eğitim. Bunu da ilgili kurumlar çeşitli etkinliklerle farkındalık yaratarak sağlayabilirler.
Sevgiyle kalın.