Bazı insanlar vardır; sizi yönetemediklerinde, sizi yönlendiremediklerinde ya da kendi çıkarlarına göre şekillendiremediklerinde, başka bir yola başvururlar: algı yaratmak. Çünkü kontrol edemedikleri bir şeyi itibarsızlaştırmak, onlar için en kolay ve en eski yöntemdir.
Bu tür insanlar için gerçek önemli değildir. Önemli olan, gerçeğin nasıl göründüğüdür. İşte bu yüzden, sizin kim olduğunuzla değil, başkalarının sizi nasıl gördüğüyle ilgilenirler. Sessizce işlerini yapmak yerine yüksek sesle konuşurlar. Bağırırlar, suçlarlar, iftiraya varan söylemler üretirler. Çünkü bilirler ki gürültü, çoğu zaman hakikatin önüne geçebilir.
Bir insanın karakterini doğrudan hedef almak, çoğu zaman kendi karakterini savunma yöntemidir. “O kötü” demek, “ben iyi görünmeliyim” çabasının dışa vurumudur. Bu bir tür savunma mekanizmasıdır. Kendi hataları, eksiklikleri ya da yanlışları konuşulmasın diye, dikkatleri başka yöne çekmek isterler. Ve en kolay hedef de genellikle kendilerini sorgulayan, boyun eğmeyen ya da kontrol edilemeyen kişilerdir.
Burada asıl mesele, hedef alınan kişinin ne yaptığı değil; hedef alan kişinin neyi sakladığıdır. Çünkü gerçekten doğru olan, kendini anlatmak için başkasını karalamaya ihtiyaç duymaz. Gerçek, bağırmaz. Sessizdir ama kalıcıdır. Gürültü zamanla diner, ama hakikat yerini bulur.
Toplum olarak bazen bu tuzağa düşüyoruz. En çok konuşanı en doğru sanıyoruz. En sert eleştiriyi yapanı en haklı kabul ediyoruz. Oysa çoğu zaman gerçek, en çok bağıranın değil, en sakin kalanın tarafındadır. Çünkü kendine güvenen insan, başkasını yıkmaya çalışmaz; kendini inşa etmeye devam eder.
Bu yüzden, biri sizin hakkınızda yüksek sesle konuşuyorsa, bir adım geri çekilip şunu düşünmek gerekir: “Gerçekten anlatılan kişi ben miyim, yoksa anlatanın korkuları mı konuşuyor?” Çünkü çoğu zaman insanlar sizin kim olduğunuzu değil, sizin üzerinden kendi eksikliklerini anlatırlar. Lakin unutulmamalıdır ki itibar, başkalarının sizi nasıl anlattığıyla değil, sizin nasıl yaşadığınızla oluşur. Bugün sizi kötü göstermeye çalışanlar olabilir. Ama yarın, gerçekler ortaya çıktığında, kimin ne olduğu daha net anlaşılır. Çünkü hiçbir gölge, güneş doğduğunda ayakta kalamaz.
Sonuç olarak; sizi kontrol edemeyenlerin sizi kötü göstermeye çalışması, sizin yanlış yolda olduğunuz anlamına gelmez. Aksine, çoğu zaman doğru yerde durduğunuzun bir işaretidir. Önemli olan, bu gürültüye kapılmadan kendi doğrularınızdan sapmamaktır. Çünkü hakikat, er ya da geç kendi sesini bulur.