Dünya Kupası’nın sahibi İspanya oldu. Ama bu finalde yıkılan sadece Arjantin değildi. Yıllardır futbolun dokunulmazı gibi sunulan efsaneler de, oluşturulan algılar da yerle bir oldu.
İspanya sadece Arjantin’i yenmedi. Ağlama Duvarı’nda kipa ile poz veren, yıllarca “yenilmez armada” misali pazarlanan Messi efsanesini de tarihin çöplüğüne gönderdi. Sadece kupayı kaldırmadı; vicdan sahibi milyonların gözünde siyonist kibri de ayaklar altına aldı.
Bu final, futbolun ötesine çoktan geçmişti.
Bir tarafta Filistin için ses yükselten, Gazze’de yaşanan insanlık dramına kayıtsız kalmayan İspanya vardı. Diğer tarafta ise Netanyahu’nun ve insanlıktan nasibini almamış katil bakanı Ben-Gvir’in açıkça destek verdiği Arjantin…
İnsan ister istemez soruyor: Bir futbol finali neden işgalci bir yönetimin propaganda alanına dönüştürülmek istendi?
Yetmedi…
Maç öncesinde Messi’nin henüz çocuk yaşındaki, göçmen kökenli Müslüman futbolcu Lamine Yamal’ı yıkadığı yıllar öncesine ait fotoğraf yeniden servis edildi. Sanki dünyaya bir mesaj verilmek isteniyordu. Sanki oluşturulan put yeniden parlatılmaya çalışılıyordu.
Ama unuttukları bir gerçek vardı.
“Onlar tuzak kurdular, Allah da onların tuzaklarını boşa çıkardı. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân, 54)
Siyonizm öyle aşağılık bir ideolojidir ki hedefi uğruna sporu da, medyayı da, algıyı da kullanmaktan çekinmez. Gücü hakikatin yerine koymaya çalışır. Fakat tarih defalarca gösterdi ki zulüm ne kadar büyürse büyüsün, hakikatin karşısında sonunda diz çöker.
Hakem kararları da finalin en çok konuşulan başlıklarından biri oldu. İspanya’nın net bir golünün geçersiz sayılması milyonlarca futbolseverin tepkisini çekti. Ama ne oldu? Bütün bu tartışmalara rağmen İspanya sahada öyle bir cevap verdi ki, kupayı da aldı, bütün hesapları da bozdu.
Bu zafer, sadece bir futbol zaferi değildi. Algının hakikate, kibrin mücadeleye, dayatmanın ise emeğe yenildiği bir geceydi.
Kupayı İspanya kaldırdı.
Kaybeden ise sadece Arjantin değildi.
Kaybeden; sporu propaganda malzemesi yapan anlayış, gücün her şeyi belirlediğini sanan kibir ve zulmün sonsuza kadar hüküm süreceğine inanan zihniyetti.
Çünkü tarih bize hep aynı gerçeği fısıldıyor:
Zulüm alkışla büyüyebilir ama asla sonsuza kadar kazanamaz. Son sözü daima hakikat söyler.