?>

“KANUN-İ KADİM MAKAM SORMAZ”

Öğr. Gör. Selman Tür

3 saat önce

İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen bir gerçek vardır: Güç el değiştirir, makamlar el değiştirir, iktidarlar gelir geçer. Fakat adalet, ayakta kaldığı sürece devlet de ayakta kalır; toplum da huzur bulur. Adalet sarsıldığında ise en sağlam görünen yapılar bile içeriden çözülmeye başlar.
Kur’an-ı Kerim’in Maide Suresi’nin 8. ayeti, çağları aşan bir ilke olarak insanlığa şu uyarıyı yapar:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur.”
Ne kadar sarsıcı, ne kadar evrensel bir ölçü…
Çünkü insan, en çok öfkelendiğinde adaletten uzaklaşmaya meyleder. En büyük sınav da tam burada başlar. Haklı olmak ile adil olmak her zaman aynı şey değildir. Gerçek adalet; sevdiğine iltimas geçmemek, hoşlanmadığına ise haksızlık etmemektir.
Bugün dünyanın en büyük krizleri, yalnızca ekonomik sıkıntılardan ya da siyasi çekişmelerden kaynaklanmıyor. Asıl kriz, adalet duygusunun aşınmasıdır. İnsanlar mahkemelerden önce vicdanların hükmüne bakıyor. Hukukun herkese aynı mesafede durduğuna inanç zedelendiğinde, toplumun ortak zemini de çatlamaya başlıyor.
İşte tam da bu yüzden ecdadın hafızalara kazınan sözü, sadece bir vecize değil, aynı zamanda bir devlet felsefesidir:
“Kanun-ı kadim makam sormaz.”
Bu söz; “Sen kimsin?” diye değil, “Yaptığın doğru mu?” diye soran bir hukuk anlayışını anlatır. Çünkü adaletin terazisinde unvanların, koltukların ve güç gösterilerinin hiçbir ağırlığı yoktur. O terazide yalnızca hak tartılır.
Makamlar insana itibar kazandırabilir; fakat adalet, makamlara itibar kazandırır. Gücünü hukuktan almayan hiçbir otorite kalıcı değildir. Bugün alkışlanan nice isimler yarın unutulabilir; ancak adaletle anılanlar, tarih boyunca saygıyla hatırlanır.
Adalet, sadece mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değildir. O; bir yöneticinin kararında, bir hâkimin vicdanında, bir gazetecinin kaleminde, bir öğretmenin notunda, bir babanın evladına davranışında ve sıradan bir insanın günlük hayatındaki tercihlerinde hayat bulur.
Unutulmamalıdır ki adalet, güçlü olanın lütfu değil; herkesin hakkıdır.
Ve bir toplumun geleceğini belirleyen şey, ne yüksek binaları ne de büyük servetidir. Bir milleti ayakta tutan asıl sütun, hakkın kimden yana olduğuna bakmaksızın onu teslim edebilme cesaretidir.
Çünkü makamlar gelir geçer…
Ama adalet, kaldığı yerde tarih yazar. temelidir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI