Bireyin kaderini belirlemede, anne ve doğup, büyüdüğü coğrafya ne kadar önemliyse babanın da en az o kadar önemli bir rolü vardır.
0-6 yaşlarında bireyin kişiliği şekillenir. Hem ruhen hem de bedenen sağlıklı ebeveynlerde, anne ve de babanın dayanışmasıyla güçlü kişiliğe sahip bireyler yetişir.
Arpa ekersen arpa biçersin, buğday ekersen buğday biçersin, ha biraz cılız ha biraz tok, sonuçta ne ekersen onu biçersin. Kısacası çocuğun olumlu ya da olumsuz yönde kişiliğinin güçlenmesinde anne ve babanın çok önemli bir rolü vardır.
Anne, çocuğun hem bedensel hem de ruhsal ihtiyaçlarını gidermeye çalışırken baba da anneye destek verirse tabii ki çocuk çok daha sağlıklı ve de güçlü bir kişiliğe sahip olacaktır. Fakat ne yazık ki her baba, bu sorumluluk bilinciyle davranmadı, davranmıyor ve davranmayacak da. Bu varlıkla, tahsille, gezip görmekle alakalı değil tamamen kişide biten bir durum ve bu ancak eğitilerek yani farkındalık yaratılarak sağlanabilir.
İlkokula başlayacağımız yıl babamla, amcam, büyük amcam için bir ev inşa etme işleriyle uğraşırken, o yoğunluktan babam benle kardeşimi okula yazdırmayı unutmuş, birinci dönemin sonlarına doğru, kaydetmesi gerektiğinin ayrımına varmış, benle kardeşimi kaydetmek için okula gitti ancak idareciler kayıt işlerinin kapandığını, birinci dönemin bitmek üzere olduğunu söyleyip kaydımızı yapmadılar. Babam, bizleri okula almaları için ne çok çaba sarf ettiği gözümün önünden hiç gitmiyor çünkü biz kardeşler de o an babamın yanındaydık.
Demek ki babam birilerine ricada bulundu, günler sonra kaydımız yapıldı ve böylece okula başladık.
Babam için esas zorluk o zaman başladı. ‘Yazık, vallahi yazık, ne diye bu çocukları okula gönderiyorsunuz, ya da şeytan okuluna göndermeyin!’ diyen ne çok akraba, tanıdık, konu komşu vardı. Hatta bir defasında tanıdık bir kadın, babaanneme, “Bu çocukları ne diye şeytan okuluna gönderiyorsunuz, gönderin camiye Kur’an okumayı öğrensinler! En azından mezarınızda bir Yasin okuyabilsinler.’ dediğinde babaannem, ‘Her iki cihan için de çalışmak gerek. Bize Yasin okuyabilecek biri gerektiği kadar doktor da, ebe de, öğretmen de lazım.’ dedi. Geriye dönüp baktığımda evet, babaannem tahsilli biri değildi ama birçok okuyandan daha aydın bir dünya görüşü vardı.
Yıllar sonra ben lisede, amcamın kızı da orta okulda okurken bir tanıdık bize gelmiş, babam ve amcamla bahçede oturuyorlardı. Adam, amcama, “Yahu vallahi sizlere hiç yakışmıyor, siz büyük bir aşiretin mensubusunuz, bu kız çocuklarını ne diye okula gönderiyorsunuz!” dediğinde amcamın, vücudundaki tüm kanın beynine sökün ettiği, yüzünün kızarıklığından okunuyordu. “Aşiret maşireti bu işe karıştırma! Bu işin aşiretle ne alakası var! Bizde kız, erkek fark etmez. Okumak isteyeni okuturuz. Hatta Amerika’da bile okumak isterlerse kız, erkek fark etmeksizin göndeririz! Sen bizi ziyarete mi geldin yoksa aile işlerimize karışmak için mi geldin? İnsanlıktan nasibini alan herkese kapımız açık. Ancak aile işlerimize kimsenin müdahale etmesine de izin vermeyiz!” dedi. Amcamın bu sözleri bana büyük bir güç vermiş ve nedense bende büyük bir özgüven yaratmıştı.
O zamanlar, kaldığımız evin ne bulunduğu ne bir önceki ne de bir sonraki sokağında okula giden kız çocuğu hatta mahallede bile yoktu. Ve o yıllarda babamla amcam ailede ve de mahallede kız çocuklarını ilk okutanlardı.
Yıllar sonra üniversite sınavına girdim. Annemle birlikte kışa dair işlerin yoğunluğundayken babam eve geldi, “Meslek Yüksek Okuluna hemen git, kaydını yaptır. Bugün son gün.” deyip dışarı çıktı. Ben apar topar hazırlandım, okula gidip kaydımı yaptırdım. O zamanlar tamamen erkek mesleği diye bilinen bir bölüm olduğundan, benden başka da kızın olmadığını öğrendiğimden bozuk bir moralle eve vardım.
Babam, akşam eve geldiğinde,
“Kaydını yaptırdın mı kızım.” dedi.
“Evet, yaptırdım ancak okuyup okumamakta kararsızım.” dedim.
“Neden?” dedi, ben de,
“Sınıfta benden başka kız yok.” dedim.
“Sen edebinle gidip geldikten sonra sana ne kızın olup olmadığından? Sen git oku!” dedi kızarak. Ailemin okula gitmemde bir sıkıntı yaratmayacaklarını çok iyi biliyordum ancak çevrenin, ailemi nedenli rahatsız edeceklerini de iyi biliyordum.
Babamdan aldığım destekle okulu bitirdim, okulu bitirdiğim gibi de ekonomik özgürlüğümü kazandım.
Babamla amcamın eğitime önem vermelerinden, o zamanlar doğup büyüdüğüm yerde, birçok akranıma göre çok daha şanslıydım. Kızını okula göndermeyen varlıklı olanı da, tahsilli olanı da, gezip göreni de çevremizde çok görebiliyorduk. Kısacası bunun tamamen kişide bittiğine bizzat şahit oldum.
Babam da amcam da ihtiyaçlarını karşılayabilecek, namerde muhtaç olmayacak kadar gelirleri vardı; ikisi de devlet çalışanıydı, ikisi de tahsilli değildi-okur-yazarlıkları vardı- fakat hakiki bir bilgeliğe erdikleri duruşlarından belli oluyordu. Bizler okula başladığımızda da öyle çok gezmiş görmüşlükleri de yoktu ama ikisi de öngörülüydü; eğitimin nedenli önemli olduğunun farkındalardı, “Okuyun, okuyun, okuyun. Gerekirse ceketimi satar sizleri okuturum” derlerdi.
Babamla amcam, hoş olmayan bir davranışımızı gördüklerinde de o davranışın hoş olmadığını hemen belirtir ve bir daha tekrarlamamamız konusunda bizleri uyarırlardı. Sözün özü, bizlerin hem ruhen hem de bedenen sağlıklı yetişmemiz için güçlerinin yettiği kadar gayret sarf ediyor, bir babada olması gereken sorumluluk bilinciyle davranıyorlardı.
Babam, her konuşmasında ‘Toplum insanı olun’ derdi. Babamın deyişiyle babam da amcam da Toplum İnsanıydı. Var olan sorunları çözmede yardımcı olur, yol gösterirlerdi. Babam arabuluculuk yapıyor, aileler arasındaki husumetin yerini dostluğa bırakması için elinden gelen tüm gayreti sarf ediyordu.
Her babanın varlık sebebi bilinciyle davranmasını temenni ediyor, başta babam, amcam, eşim ve de kayınbabam olmak üzere tüm babaların babalar gününü kutluyorum.
Kalın sağlıkla.