?>

HER ŞEYİ KONUŞALIM!

Deniz Şanlı

11 saat önce

Arabasına yöneldi. Daha iki adım atmıştı ki yağmur, kovalardan boşalırcasına gökyüzünü Berfin’in üzerine yığdı. Beyaz çeşmenin yanında bir an öylece kalakaldı. Mekânın içinden kendisini ilk gelişinde karşılayan esmer delikanlı seslendi:
— Abla! Hava çok kötü, çıkma yola!
Gamzeli kadın, yağmur damlalarıyla kuşanmış şeffaf açık pembe şemsiyesiyle Berfin’i almaya koştu. Şemsiyenin uçlarından, beyaz çeşmeyle yarışırcasına sular akıyordu; kadının siyah terliklerinin içindeki ayakları da, saçları da sırılsıklamdı.

— Hadi ablam!

İki kadın sırılsıklam, sulu kahkahalarla içeri girdiler; çocuklar gibi şendiler.
Esmer delikanlı, telefon kulağında pencereden dışarı bakınırken birden camdan dışarıya el salladı.
— Amca! Abla burada. İçeri gel sen de. Islanmadın mı lo?
İçeride, sol duvara yerleşik güzel bir pelet şömine soba vardı. Ateşi hava serinleyince yeni yakmışlardı. Soba da yeni olduğundan tam da bu anı bekliyordu gamzeli kadın. Sobanın etrafına da yumuşak, eski moda ama buram buram ev sıcaklığı kokan koltuklar yerleştirmişlerdi.
Gamzeli kadın, rengârenk, mis gibi sabun kokan havlularla geldi.
— Ablam, kurulanırsın; istersen ben kurulayım senin güzel saçlarını, dedi.
— Teşekkürler canım. Aslında son zamanlarda o kadar alıştım ki birilerinin bana bakmasına. Yoğun bakımdan çıkalı çok olmadı biliyor musun?
— Biliyorum ablam. Sen bizi hatırlamadın ama ben Rojin. Seni içeri çağıran da Kerim. Biz seni hatırlıyoruz. Buraya çok gelirdiniz eskiden şeyle, şeyyy…
Utandı birden. Tamamlayamadı cümlesini. Bakışları kapıda sıçan gibi ıslanmış, öylece duran adama kaydı.
— Çok geçmiş olsun ablacım. Sen hastayken bütün şehir sana dua etti biliyor musun? Çok şükür iyisin ve buradasın, dedi. Sıcacık iki kahve yapmak üzere mutfağa yöneldi.
Yüzünde minnet dolu bir gülümsemeyle saçlarını kurulamakla uğraşıyordu Berfin. Adam davetsizce gelip Berfin’in yanında duran yumuşacık havlulardan birini aldı; elini yüzünü, saçlarını kurulaya kurulaya ikili koltukta yanına oturdu. Berfin adama bakakaldı.
Yüzünün, saçlarının, omuzlarının sobaya bakan yarısı sıcacık olmuştu şimdiden. Ancak adamdan olan tarafı işte şimdi buz tutmuş, tüyleri diken diken olmuştu. Hızlanan nefesi, kalbinin çarpıntısı, kanat çırpışları, çırpınışları arasında tüm yüzünü ateşe döndü.
— Berfin, seni çok bekledim, dedi Yılmaz, ıslak ıslak bakarak.
— Gitmem gerekiyor, diyerek ayaklandı ve toparlanmaya başladı Berfin. Merak ederler, dedi mırıldanır gibi, gözlerini alevlerden yana devirerek.
Yılmaz, omuzlarından, kollarından sarsar gibi yakaladı Berfin’i.
— Dur. Lütfen! N’olur dur! Berfinim! Dur, hemen şimdi Sare Hoca’mı ararım. Yanımda, güvende olduğunu söylerim, dedi. Elleri titreyerek telefona sarıldı. Öne doğru bir kayış gibi atılarak tüm bedeniyle “Gitme Berfin. N’olur gitme,” diyordu. O sırada aramayı hoparlöre aldı.
— Yılmazcım! Merhaba! Nasılsın? dediği duyulunca hoparlörden, Berfin’in bedeni gevşedi birden. Yanaklarından gözlerine yayılan ateş, ılımaya başladı. Sıkıca tuttuğu çantasının kulpu elinde buruşmuştu; şimdi çantanın krem rengi derisi bir ohh dedi.
— Çok iyiyim Hocam. Berfin’le beraberiz. Size hiç merak etmeyin demek istedim. Malum çok yağmur yağdı. Meraklanmayın demek istedim.
— Aaa! Çok iyi. Çok sevindim. Selamlar. Çok öpüyorum canım, dedi. Telefonu kapatmayı unutan Sare’nin,
— Seherim ya, duydun mu? İyiymiş Berfinimiz çok şükür! dediği duyuldu hoparlörden.

Yılmaz telefonu kapattı. Berfin,

— İyi ama siz kimsiniz? Sizi tanıyor muyum? derken kömür gözleri yine çizgi film çocuklarının gözleri gibi kocaman olmuştu. Göz bebekleri yukarı aşağı oynar, gözlerinin akına birkaç göz bebeği daha sığar olmuştu.
Yılmaz bocaladı birden. Elleri daha da çok titredi. Saatler sürmüş gibi gelse de geçen yalnızca birkaç saniyeydi. Toparladı kendini.
Sanki denizlerin, okyanusların tüm dalgaları ve tsunamileri önce saçılıp savrulmuş, her yeri kaplamış, sonra da tüm sular hızla kaynağına geri toplanmıştı.
Yılan, ihtirasla ve arzuyla çatallı dilini tam kurbanını sokmak üzere uzatmış, sonra da tüm kötülüklerine tövbe edip bir daha asla kimseyi sokmayacağına yemin billah ederek dilini yutmak suretiyle oracıkta boğulup gitmişti.
— Buyrun. Oturun lütfen. Rojin de kahvelerimizi getirmiş sağ olsun… Reyhan şerbeti de var yanında! Oooo harika! Buyrun. Her şeyi konuşalım…
Berfin, zamana, mekâna ve hiç tanımadığı ama nedense inceden inceye güvendiği bu adama teslim, sobanın ateşinde her yanı iyiden iyiye ısınırken koltuğa yerleşti.
Damlalar camları dövmeye devam ederken yılmadan, fonda çalan bütün romantik şarkılar sus pus olmuş; kediler dahil herkes köşesine çekilerek hiç var olmamışçasına kaybolmuştu.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI